Göktuğ IŞINSU

Göktuğ IŞINSU

Yazarın Tüm Yazıları >

ATATÜRK Kürtlere Özerklik Sözü Verdi mi ?

A+A-

Atatürk Düşmanlığının Tarihsel Temelleri-5

Atatürk’ün Milli Mücadele döneminde Kürtlere özerklik sözü verdiği ama savaş kazanılınca sözünü tutmadığına yönelik iddialar gündemi sürekli meşgul etmiştir. Bu iddia Kürtçü-bölücü çevreler başta olmak üzere İslamcı, liberal ve sosyalist çevrelerde de sık sık dillendirilmiştir. Son dönemde de özellikle Kürt Açılımı sürecinde yaygınlık kazanmıştır. Atatürk’ün zorda kaldığında Kürtlerden yardım istediğini ama işi bitince de yok saydığı iddiası birkaç açıdan önem taşıyor. Birincisi Kürt sorunu aslında bir gerçektir ve Atatürk bile bunu kabul etmek zorunda kalmıştır. İkincisi de kabul edilen bu soruna çözüm olarak Atatürk bile siyasi olarak “özerklik” önermiştir.

 

Kavramlarla Manipüle Edilen Sorun

 

Atatürk’ün Kürtlere özerklik sözü verdiği yönündeki söylem incelendiğinde bazı dikkat çekici noktalar gözlenmektedir. Cumhuriyet karşıtlığının ortaya serildiği biliş dünyasında bir dönem kötülüğün doğduğu zaman dilimi olarak zihinlerde kodlanırken bir başka dönem de “Altın çağ” olarak sunulur. Örneğin Osmanlı devleti Kürt sorununun “altın çağı” olarak sunulur ve eleştirilerde referans işlevi görürken Cumhuriyetle başlayan dönem “kötülükler çağı”dır.

 

Cumhuriyet döneminde eleştirilen her bir uygulamanın doğrusunun Osmanlı’da yer aldığı yargısı beraberinde çelişkiler yumağını da getirmektedir. Öncelikle birkaç noktayı vurgulamak gerekir.

 

Atatürk karşıtı söylemde hakim olan “yüzyıldır Kürtler inkar ediliyor” sloganı Kürtçülük üzerinde ittifak etmiş farklı ideoloji mensuplarınca bir hareket noktası olarak kabul görmüştür. “Yüzyıldır devam eden devlet zulmü”, “yüzyıldır inkar edilen Kürtler” gibi yargılar yanında “yüzyıldır bağımsızlığını kaybetmiş Kürtler” gibi kabullerle birlikte yüzyıllarca hatta binyıllarca bağımsız yaşamış olan Kürtlerin, Atatürk’le birlikte Cumhuriyet’in kuruşuyla bu bağımsızlığının sona erdirildiği inanışı yaratılır. Yanlış bilgiler bir tarihsel hakikatmiş gibi sunulur. Buna göre, Türkiye’de bir Kürt Sorunu vardır ve bu sorun da Cumhuriyet ve Atatürk’le başlar. Oysa tarihin kaydettiğine göre Kürtler Osmanlı döneminde 11 kez isyan etmişlerdir. Cumhuriyet döneminde de 24 kere isyan edilmiştir. PKK’da dahil edilirse 25. Bu duruma göre Kürt sorununun niye Cumhuriyetle başlatıldığı sorgulanabilir. Bu yaklaşıma göre, her sorunun kaynağı gibi Kürt sorunun kaynağı da Türk kimliğine dayandığı için ırkçı, laik, tektipleştirici, inkarcı Cumhuriyet’tir. Bunun yanında Osmanlı ideal bir devlet ve toplum modeli sunmuştur.

 

Bu bütün kötülüklerin kaynağı “yüzyıllık” söylemi Cumhuriyet’i açıkça hedef göstermesi yanında tarihsel açıdan sıkıntılı olan bu söylemin iç tutarlılığını sağlamak için “Türk modernleşmesi” kavramı tedavüle sokulur. Doğal olarak kozmopolit bir toplumsal-kültürel yapıya sahip ve elbette bir ulus-devlet olmayan Osmanlı devletinin gerçekleştirdiği reform ve Batılılaşma hareketinin Osmanlı modernleşmesi olarak tanımlanması uygundur. Şahsi kanaatim Osmanlı-Türk modernleşmesi tabiri de kullanılabilir. Fakat Tanzimat’ın azınlıklar

gözetilerek Islahat Fermanının ise tamamen azınlıklar için gerçekleştirildiği sabit bir tarihi bilgidir. Bu sebeple etnik sorunlar ve Türk kimliğinin olumsuzlanması söz konusu olduğunda modernleşmenin güçlü bir “Türk modernleşmesi” şeklinde sunulması beraberinde ciddi terminolojik sıkıntıları da getirir. Söz konusu “Ermeni sorunu”, “Arap sorunu”, “Kürt sorunu” olunca bu unsurların Osmanlı’ya isyanları veya ayrılmalarının sorunluluğunu “Türklere” ve hiç olmazsa “Türklerin yönettiği devlete” yükleme tercih edilmekte, bunun içinde “Türk” vurgulu modernleşme gündeme getirilmektedir.

 

Tarihin sağduyulu ve bilimsel bir yöntemle araştırılması ve anlaşılmaya çalışılmasından ziyade ideolojik ve etnik kutuplaşmanın taraflarından biri haline getirilmesi dikkat çekiyor. Bu tarih savaşlarının bir boyutu da Türk modernleşmesi kavramı ile yaşanıyor. Cumhuriyet karşıtlığının tezahür ettiği bir alan olarak Türk modernleşmesi kavramı bütün Osmanlı modernleşmesini de kapsayan bir mahiyette ifade edilmeye çalışılması “Türk” kavramına yüklenen olumsuzlukla ilgilidir. Çok-kültürlü ve dinli bir hassasiyet üzerine işleyen Osmanlı modernleşmesi bir anda “milli/etnik” bir değişim modeline dönüşmektedir. Örneğin “Kürt Sorunu’nın temelleri 19. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu'nu merkezileştirme projesine dayanır. Türk modernleşmesinin bir parçası olan süreçte yapılan idari reformların radikal ve merkeziyetçi özellikleri, sorunun ortaya çıkışına zemin hazırlamıştır. … Dolayısıyla bugün hâlâ modern Türkiye Cumhuriyeti’nin en önemli meselesi olarak görülen Kürt Sorunu'nun başlangıcı Türk modernleşmesiyle paraleldir.” Burada kullanılan “Türk modernleşmesi” kavramın işlevsel marifeti hemen göze çarpmaktadır.

 

Cumhuriyet dönemi, Kürtçü söylemde, merkezileşme politikaları sebebiyle Kürdistan’ın kullanımının yasaklandığı ve Türkleştirilmeye çaba gösterildiği vurgulanır. Söz konusu merkezileşme söyleminde Tanzimat’la başlamasına rağmen görmezden gelinerek İttihat ve Terakki ile başlayan bir merkezileşme hedef tahtasına oturtulur. İttihatçılık Cumhuriyet karşıtlığının tarihsel kökenlerini oluşturur. Oysa merkezileşmenin başladığı Tanzimat döneminde ve eleştiri konusu olan Kürt Emirliklerinin özerkliklerinin tasfiye edildiği uygulama yürürlüğe girer. Fakat bir diğer yandan da bir siyasi Kürt kimliğinin ve idari yapısının varlığının delili olan Kürdistan Vilayeti de Tanzimat’ın bir uygulamasıdır.

“Türk modernleşmesinin” merkezileşme politikasına tepki olarak görülen isyanların aslında bu varsayımı doğrulamadığı görülmektedir. Çünkü, İmparatorluğun yeni politikasına tepki olarak ortaya çıktığı iddia edilen isyanların ilk yedisinin Tanzimat’ın ilanından önce gerçekleştiği görülmektedir: Babanzade Abdurrahman Paşa İsyanı (1806-1808, Süleymaniye), Babanzade Ahmet Paşa İsyanı (1812, Süleymaniye), Zaza Aşiretleri İsyanı (1818-1820, Dersim), Revaduz Yezidi İsyanı (1830-1833, Hakkari ve çevresi), Mir Muhammet İsyanı (1832-1833, Soran), Kör Mehmet Paşa İsyanı (1830-1833, Erbil, Musul, Şirvan), Garzan İsyanı (1839, Diyarbakır).

Bu tarihsel gerçek de bize merkezileşme ile Kürt sorunu arasında var olduğu iddia edilen ilişkinin zayıflığını gösterir.

Bu yazı toplam 204 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.