Rumeysa ARSLAN

Rumeysa ARSLAN

Yazarın Tüm Yazıları >

Balık mı Yoksa Besin Deposu mu?

A+A-

Balık, kaliteli ve biyolojik değeri yüksek bir besindir; pek çok ülkede önemli bir istihdam, gelir ve besin kaynağıdır. Balık, protein, uzun zincirli çoklu doymamış omega-3 yağ asitleri (LC-PUFA), vitamin ve mineral içeriğinden dolayı önemli bir besindir; bireyler yaşamın her döneminde tüketmelidir.

3 Tarafımız Denizlerle Çevrili Olmasına Rağmen Balık Tüketimimiz Oldukça Azdır!

Dünyada balığın besin olarak tüketimi yıllık ortalama kişi başına 20.1 kilogramdır. Ülkemizde 2000 yılında kişi başına tüketilen balık miktarı 8.0 kilogram iken 2015’te 6.1 kilogram oluğu tespit edilmiştir. Bu miktarın gelişmekte olan ve gelişmiş ülkelerde tüketilen balık miktarının çok daha altında olduğu görülmektedir.

Balık Eti Genellikle %15-20 Oranında Protein İçermektedir!

Bu oran balık türüne göre değişiklik göstermektedir. Bazı türlerde %15’ten az, bazı türlerde ise %20’den fazla olabilmektedir. Balık proteininin sindirilebilirliği yüksektir. Metionin ve lizin başta olmak üzere diğer elzem amino asitleri de içermektedir. Bu özelliklerinden dolayı balık eti yüksek biyoyararlılığa sahiptir.

Balıklar yağ içeriğine göre 4 grupta incelenmektedir:

Yağsız balıklar (yağ içeriği <%2) : Mezgit, Kömür balığı

Düşük yağlı balıklar (yağ içeriği %2-4): Dil balığı, Kedi balığı, Kızıl kaya balığı

Orta yağlı balıklar (yağ içeriği %4-8): Doğal salmon

Yüksek yağlı balıklar (yağ içeriği %8-20): Sardalya, Uskumru, Kültür salmonu

Balık, özellikle uzun zincirli çoklu doymamış omega-3 yağ asitleri olan EPA ve DHA açısından önemli bir kaynaktır.

Beslenmede omega-6 ve omega-3 yağ asitlerinin oranı iltihapları önlemek için oldukça önemlidir.Eski çağlarda omega-6/ omega-3 oranı 1:1 iken, günümüzde batı tipi beslenme nedeniyle bu oran 20:1’e kadar çıkmaktadır. Yağ asitlerinden omega-6/ omega-3 oranının artışı, inflamasyonla ilgili olan kalp hastalıkları, obezite, diyabet gibi sağlık sorunlarının artışına da neden olmaktadır.

Balık Mikro Besin Ögeleri Açısından Zengin Bir Besindir!

Bununla birlikte mikro besin öğesi kompozisyonu balığın tür ve beslenmesine göre farklılıklar göstermektedir.

Yağlı balıkların A vitamini (retinol) ve D vitamini içeriği yüksektir.

Balık eti B1 (tiamin), B2 (riboflavin), B3 (niasin), B6 (pridoksin) ve özellikle B12 (kobalamin) vitaminleri açısından zengin bir kaynaktır.

Mineral bakımından da zengin olan balık eti fosfor, selenyum, potasyum, iyot, çinko, demir ve magnezyum içeriği açısından önemli bir besindir.

Konservelerin Sodyum Miktarı Daha Yüksektir!

Bütün halde konserve edilen balıkların tüketimi ise günlük kalsiyum alımına önemli katkılar sağlamaktadır. Taze balığın sodyum içeriği düşüktür ancak tütsüleme, salamura gibi işlemler balığın sodyum içeriğini artırmaktadır. Kalp hastalarının tüketimine dikkat etmeleri gerekmektedir.

Balık Mikro Besin Öğeleri Yetersizliklerini Önlemede Kullanılabilecek Uygun Bir Besindir!

Dünya’da 2 milyar bireyde (özellikle doğurganlık çağı ve laktasyon dönemindeki kadınlar, çocuklar) demir, iyot, A vitamini ve çinko gibi mikro besin öğelerinin yetersizliği görüldüğü bildirilmektedir.

Alkol İle Birlikte Tüketilmesi Bu Biyoyararlılığı Olumsuz Yönde Etkiler!

Balıkta bulunan besin öğelerinin vücutta kullanımını etkileyen bazı faktörler (kültür, alışkanlıklar, balığın yanlış pişirilmesi vb.) vardır. Örneğin bazı ülkelerde balığın alkol ile birlikte tüketilmesi bu biyoyararlılığı olumsuz yönde etkileyen faktörler arasındadır.

Alkolün hem besin öğesi emilimini hem de diyet kalitesini olumsuz yönde etkilediği bilinmektedir. Bu durum uzun dönemde besin öğeleri eksikliklerine bağlı klinik bulguların ortaya çıkmasına neden olacaktır.

Sonuç Olarak, Haftada En Az 1 Kere Balık Tüketmeye Özen Göstermemiz Gerekmez Mi?

Bu yazı toplam 398 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar