Göktuğ IŞINSU

Göktuğ IŞINSU

Yazarın Tüm Yazıları >

Osmanlı Döneminde Kürdistan

A+A-

Atatürk Düşmanlığının Tarihsel Temelleri-6

Belirli ideolojik çevreler “Kürdistan” kavramı üzerinden tarihsel spekülasyon yapmayı bilimsel bir hakikat olarak görev bilirler. Böylece kendi tezlerine tarihsen kanıtlar getirirler ve sürekli gündemde tuttukları bu kanıtlar kendilerince güçlü argümanlardır. Buna göre, Kürdistan kavramını ilk kullanan Selçuk sultanı Sencer’dir. Ve idari bir birimdir. Kısacası Kürdistan yüzyıllar öncesinden vardır ve bir inkar edilemeyecek bir gerçektir.

Elbette Sultan Sencer döneminde bu kavramın kullanımı döneminde yaygın olduğu gibi kavimlere göre yaygın olan bir tanımlamadır. Doğal olarak Kürtlerin demografik olarak yoğunluk gösterdiği yer Kürdistan olarak anılmıştır. Atlanmaması gereken tarihsel gerçek ise Kürdistan’ın bugün iddia edildiği gibi Doğu ve Güneydoğu Anadolu değildir. Kürtlerin yaşadığı yer olarak Arapça “Arz-ı Ekrad” olarak ilk defa 10. yüzyılın ikinci yarısında Arap kaynaklarında geçer. İbn Havkal'ın “Suretül-Arz” isimli eserinde İran'ın Cibal bölgesi Kürtler’in yaşadığı yerdir.

Kürdistan isimlendirmesi idarî bir ad değil, coğrafî bir isimlendirmedir. Sultan Sencer dönemine ait kaynaklarda ise Kürdistan idarî bir bölge olarak geçmez. Dönemin adlandırılmasında toplulukların baskın olarak ikamet ettikleri bölgeye “-istan” ekinin verilmesiyle elde ediliyordu. Yani bu tanımlamalar siyasi bir iktidar alanını değil coğrafi bir mensubiyeti gösterir.

Bin yılın başından itibaren Anadolu Avrupalılar tarafından “Türkiye”, yani Türklerin ülkesi olarak tanımlanmaya başlamıştır. İlginç olan nokta biz kendimiz bu ülkeye “Anadolu” ve “Rum diyarı” derken Avrupalılar Türkiye demiştir. Yani Türklerin ülkesi.

Osmanlı Devleti’nin doğuya yöneldiği dönemden itibaren Kürtlerle ilişkiler yoğunlaşmıştır. Kürtlerin bu ilişkiler sisteminde Osmanlıların istikrarlı bir müttefiki olduğunu iddia etmek yanlıştır. Osmanlılar ile İran’ı yöneten Safeviler arasındaki anlaşmazlık sürdüğü sürece Kürt Beyler sürekli taraf değiştirmiştir. Bu güven derecesine göre de idari yapı belirlenmiştir. Kürtlerin yoğun olduğu bazı Sancaklarda Kürt beyleri idareci olarak tanırken bazılarında da merkezden atanmıştır. Çok sık görülen Kürt aşiretlerin kendi aralarındaki kanlı rekabet sebebiyle de doğrudan yönetim benimsenmişti.

Çaldıran Savaşı’ndan sonra Yavuz’un talebine olumlu yanıt veren dokuz Kürt Aşireti Osmanlı Devletine bağlılıklarını bildirmişler ve özerk hale gelmişlerdir. Ekrad beylikleri olarak tanımlanan sancaklarda geleneksel yönetim gereği sorumlu Kürt ailelerinde kalmıştır. Osmanlı devleti yeni beyleri bu ailelerden uygun olanı atamıştır. Elbette bu beyler Osmanlı yetkililerinin emirleri doğrultusunda hareket etmek zorundaydılar.

Yavuz Sultan Selim’in olumsuz etkileri olan Safevi etkinliklerini engellemek amacıyla İran şahı Şah İsmail üzerine yaptığı sefer sonrasında Çaldıran Savaşı’nın ardından Diyarbekir, Mardin, Urfa, Rakka ve Musul gibi önemli Kürt şehirlerinin büyük kısmı Osmanlıların egemenliği altına girmiştir. Burada bir Kürdistan’ın varlığı ve tasfiye edilerek Osmanlı egemenliğinin kabulü söz konusu değildir. Yavuz Sultan Selim, İdris-i Bitlisi’nin çalışmaları sonucunda bölgedeki Kürt aşiret Beyleriyle görüşmüş ve Safevi saldırıları karşısında Osmanlı egemenliğini kabul etmişlerdir. Bu dönemde kurulan eyalette Kürdistan Eyaleti değil Diyarbekir Eyaleti’dir. Üç sancak olarak taksim edilmiştir. XIX. Yüzyıla kadar bu yapı devam etmiştir.

Metin Heper Osmanlı Devleti’nin Kürtlere özerklik verilmesinin sebeplerini şöyle açıklar: “Beylere mümkün olduğunca geniş özerklik verilmesinin nedeni, devletin bu gibi konularda gerçekçi davranmasıydı. Safevi Devleti’yle ortak sınırdaki erişilmesi güç dağlarda yaşayan pek çok Kürt aşireti her zaman devleti endişelendirmişti, çünkü bu dağlık alanlarda etkin bir yönetim kurmak son derece zordu. Devletin gönderdiği talimatların buralara hemen hemen hiç ulaşmadığı görülmüştü. Ara sıra ulaşan talimatlara ise çoğunlukla uyulmuyordu. Ayrıca, bu dağların kuytu köşelerinde yaşayan Kürtler, her türlü dış otoriteden kuşku duyuyordu. … Kanuni Sultan Süleyman 1536 yılında bir ferman yayımlayarak Irak’taki Kürt bölgelerini imparatorluğa kattığı zaman o da oradaki Kürt beylerini, “[Kanuni Sultan Süleyman’ın] iyi korunan ülkesinin... Uzantılarından birisi” olarak gördüğü “Kürdistan” eyaletinin yöneticileri olarak resmen tanımıştı. Bu ferman, söz konusu toprakları ve kaleleri, o toprakları yöneten beylerin özel mülkiyeti haline dönüştürmüş (bu hak imparatorluğun merkez eyaletlerinde verilmemişti) beylerin soyundan gelenlerin aynı haklara sahip olmasını sağlamış ve ayrıca sultanın kendi oğullarının, yöneticilerinin ve vergi tahsildarlarının tanınan bu ayrıcalıkları ihlal etmesini önleyen hükümler getirmişti.”

Kürtlere tanınan bu geniş yetkiler Osmanlıların “etnik merkezli” bir politika takip ettiği gibi anlaşılmamalıdır. Çünkü Osmanlı’da aslolan etnik değil dinî tasniflemeydi. Kürtlerle ilişkilerde de görüldüğü gibi Şii Safeviler karşısında güvenlik kaygıları öne çıkmaktadır.

Osmanlı Devletinin idari yapısı etnik değil dini/mezhepsel bir idari sisteme dayanırdı. Ayrıca imparatorluğun genelinde yani bütün coğrafyasında aynı idari sistemin uygulandığını söylemek doğru bir yaklaşım olmaz. Osmanlı, hâkimiyetindeki farklı coğrafi mekânlarda ve sosyal yapılarda kendine has bir idari sistem uygulamıştır. Pragmatik bir uygulama diyebileceğimiz sistemde aslolan İmparatorluğa bağlı olmak ve vergi vermekti. Bu şartlar gerçekleştiği müddetçe uygulama yörenin tarihsel ve kültürel varlığına uygun biçimler almıştır. Örneğin Mısır gibi geçmişinde güçlü devlet yapılarının olduğu ve Osmanlı devletine dahil olan ülkelerde eski devletin hukuki, bürokratik ve idari yapısından önemli unsurlar varlığını sürdürmüş ve Osmanlı devleti bu durumu kendi lehine kullanmıştır. Lübnan gibi çatışmalı dini toplumsal yapısı ve çetrefilli coğrafi yapısı olan bir bölgede yine devletin bütünlüğüne dâhil olmayı sağlayacak bir çözüm mekanizması geliştirilmiştir. Bir başka nokta da İmparatorluğun genişlemesine, savaşlara, krizlere ve gerilemesine bağlı olarak idari sistemde değişiklikler görülmüştür.

Bu yazı toplam 296 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.