Göktuğ IŞINSU

Göktuğ IŞINSU

Akademisyen / Tarihçi / Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Osmanlı Döneminde Kürt Ayrılıkçı Hareketinin Kökenleri

A+A-

Atatürk Düşmanlığının Tarihsel Temelleri-7

İç ve dış gelişmelere bağlı olarak Osmanlı idari sistemi farklı zaman diliminde farklı biçimler alabilmiştir. Merkezî otorite kimi zaman güçlenmiş kimi zaman da zayıflamıştır. Örneğin XVII. Yüzyılın sonunda ve özellikle de XVIII. yüzyılda taşrada ayân ve eşraf gibi unsurlar güç kazanmış idareyi ele alırken bunların karşısında vali ve kadı gibi idareciler geri planda kalmıştır. Rüşvet, ağır vergiler, düzensizlik karşısında devlet, XVIII. yüzyıl sonlarından itibaren bu özerk/ademi-merkeziyetçi yapılanmalar tasfiye edilmeye başlanmıştır. Senedi İttifak olgusu yerel yapıların nasıl güçlendiğini göstermesi açısından önemlidir. XIX. yüzyıl modernleşme hareketlerinin idari boyutunda merkezileşme öncelenmiştir. XIX. yüzyılda Osmanlı Devleti’nin modernleşme politikaları önceki yenileşme politikalarında radikal değişiklikler taşır. Her reform hareketi bir öncesinde köklerini barındırır. Bu açıdan III. Selim (1789–1807) ve II. Mahmud (1808– 1839) dönemleri özellikle de II. Mahmud dönemi ıslahatları sadece politik ve askeri alanda değil aynı zamanda yeni bir dünya görüşünün egemenlik kazanması yönünden farklı bir konumdadır. Tanzimat Fermanı (1839) ile başlayan dönemde ise, devlet ve toplum düzeninde yazılı kanun ve kurallar temelinde kurumlaşma hızlanmış ve böylece değişime köklü bir yapı kazandırmıştır.

Tanzimat ile birlikte reformlarda bütüncül bir uygulama söz konusudur. 1856 Islahat Fermanı'ndan sonraki gelişmeler ve Osmanlı vilâyet yönetiminin aldığı biçim, günümüz Türkiye'sinin idarî yapısını büyük ölçüde etkilemiştir. İdarenin mülkî, askerî, mali, adli ve cemiyet olmak üzere bütün alanlarda bir düzenleme görülmektedir. Vilâyet, livâ ve nahiye düzeyinde halkın idareye iştiraklerinin sağlanması daha doğrusu halkın yönetimi etkilemesi anlamında demokratik sayılabilecek bir uygulama olarak yerinden yönetimin uygulamaya sokulduğu ve vilâyetlerin fiziki teşkilatlanmasının değiştiği görülür. Bu yönetim modeli Cumhuriyet dönemi yönetim sistemine de tevarüs etmiştir. Tanzimat reformları ile eyaletlerin sınırları değişti ve vilâyet oldu. Sancaklar liva adını alarak vilâyetin alt birimi halinde örgütlendirildi. Valinin yönetimindeki vilâyet; Tanzimatla birlikte adlî, idarî, malî yönden teşkilatlanmıştır. 1864 tarihli Vilâyet Nizamnamesi'nde idarî birimler Vilayet, Liva, Kaza, Köy, Mahalle olarak tanımlanmıştır.

XIX. yüzyılda ülkenin ulaşım şebekesi, dış ticaret yollarının değişimi, üretim ve denetim merkezlerinin değişmesi ve savaşlarda kaybedilmesine bağlı olarak idari bölünme düzenlenmeye çalışılmıştır. Ayrıca fiziki sınırlar daraltılarak merkezi idarenin etkisi artırılmaya çalışılmıştır. 7 Kasım 1864 tarihli “İdare-i Vilâyet Nizamnâmesi”dir. Bu Nizamname ile eyaletler kaldırılarak, yerine livalardan oluşan vilâyet üniteleri kuruluyordu. Avrupa'da 10 vilâyet ve 44 sancak, Anadolu'da 16 vilâyet ve 74 sancak, Afrika'daysa 1 vilâyet ve 5 sancak yeni düzene göre teşkilatlandırıldı. Ayrıca, yeni düzenin merkezci niteliğini pekiştirmek amacıyla, Kudüs, Canik, Şehrizor, Bingazi, Bolu, İzmit, Çatalca, Urfa, Asîr, Kal'a-i Sultaniyye ve Karesi gibi Livalar doğrudan merkezi yönetime bağlanmıştır. Ayrıca,

vilâyette valilerin, livada mutasarrıfların, kazada da kaymakamların yanında “idare meclisleri” oluşturuldu.1

Böylece mevcut vilâyetler parçalanmıştır. Elbette bu değişimden eski statü sahipleri rahatsız olmuştur.

Kısacası, 1808-1839 yılları arasında Osmanlı padişahı olan II. Mahmud döneminde imparatorluğun merkezileşme ve modernleşme sürecine girmesinin ardından Osmanlı’nın klasik yapısı değişmeye başlamış ve bu durum Kürt beyleri ile devletin arasının açılmasına neden olmuştur. Tanzimat’la başlayan merkezileşme politikalarının Kürt isyanlarına sebep olduğu yargısı gerçeği yansıtmamakla- ilk isyan Süleymaniye’de Babanzade Abdurrahman Paşanın çıkardığı isyan 1806-1808 tarihleri arasındadır ve Tanzimat’a kadar yedi isyan vardır)- birlikte Kürtçü çevrelerde yaygın bir kabul görür. Kürt beylerinin ayrıcalıklarının ellerinden alınması sonucunda ortaya çıkan hoşnutsuzlukta bu değişimle ilgilidir. İsyanlar olarak tanımlarsak “Kürt sorunu”nun başlangıcı bu sebeple Cumhuriyet değil Osmanlı devleti dönemindedir.

Tanzimat sonrası merkezileşmenin ürünü olan yeni idari taksimat ile Kürdistan Eyaleti de kurulur. Kurulan bu eyalet Diyarbekir Eyaleti, Van, Muş, Hakkâri sancakları ile Cizre, Bohtan ve Mardin kazaları birleştirilerek oluşturulmuş ve devletin resmi gazetesi Takvim-i Vakayî’de 5 Muharrem 1264 (14 Aralık 1847) tarihinde yayımlanmıştır. Tebligatta “Kürdistan’ın yeniden fethi”nden söz etmektedir. Eyaletin başına eski vezirlerden Esat Paşa atanmış fakat eyaletin merkezi konusunda kararsızlık vardır. Önce Van, Muş ve daha sonra da Diyarbekir merkez olmuştur. Eyaletin varlığı 1868 yılına kadar devam etmiştir. Mustafa Reşit Paşa “Kürdistan Eyaleti Madalyası” da çıkarmıştır. Takip eden süreçte Kürdistan Mamuret-ül-Aziz Vilayeti ile birleştirilerek Diyarbekir Eyaleti olduğu bu tarihten sonra Osmanlı idari yapılanmasında Kürdistan adlı bir idari birimle karşılaşılmamıştır. “Kürdistan” ismi kültürel alanda yayınlarda kullanılmakla birlikte zamanla yerini “Osmanlı Vilayât-ı Şarkiyyesi” veya “Vilayât-ı Şarkıyye” bırakmıştır. Cumhuriyet devrinde Kürdistan tümüyle tedavülden kalkmıştır ve yerini zamanla Şark, Şark Vilayetleri, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’ya bırakmıştır.

****

Avrupa’nın oryantalist ilgisi kendisini Kürtler üzerinde de göstermiştir. Dil alanında başlayan yoğun ilgi başta Rusya olmak üzere siyasi amaçlar doğrultusunda çeşitlenmiştir. Kürtçeye ilgi de dönemin Batılı ruhuna uygun olarak oryantalist bir ilginin sonucudur. Misyonerler, oryantalistler, seyyahlar çeşitli kitaplar hazırlamışlardır. Örneğin, 1787 yılında bir misyoner din adamı olan Maurizio Garzoni Kürtçe gramer ve sözlük hazırlamıştır ve Roma’da basılmıştır. Ancak esas gelişim 19. Yüzyılın sonlarında ve 20. yüzyılın başında Osmanlı devleti içindeki diğer etnik gruplar gibi Kürt basınının gelişimi ile gözlemlenmektedir.

Kürtler tarafından çıkarılmış ilk Kürtçe gazete, Kürdistan Gazetesi’dir. 22 Nisan 1898 tarihinde Kahire’de yayın hayatına başlamış ve 14 Mart 1902 tarihinde yayın hayatına son vermiştir. Kürdistan gazetesini çıkaranlar, Kürt ulusal bilincini oluşturmada ilk adımları atarak, kolektif bir kimlik inşasının yapı taşlarını oluşturmuşlardır. Kürtler arasında ”biz” bilincini oluşturma iddiasındaki gazete “Kürtlerin cahilliğinin yegâne sebebi” olarak “Türk devletini” görür. Çünkü karmaşık politik soruların çözümü için Kürtlerin cahil bırakılması Türklerin işine geliyor, bundan dolayı ‘Kürdistan’, Kürtleri uyanmaya ve haklı taleplerini devlete sunabilmek için eğitimi yaygınlaştırmaya çağırıyor.2 Kürtlerin cahilliğinin sebebi olarak “Türklerin” görülmesi etnik dışlayıcı ve ırkçılığın gazeteyi çıkaranların zihin dünyalarının anlaşılmasında ip ucu sunmaktadır.

19 Eylül 1908 tarihinde kurulan Kürt Teavün ve Terakki Cemiyeti’nin (KTTC) bir yayın organı olarak Kürt Teavün ve Terakki gazetesi (KTTG) çıkmıştır. Gazetenin yayın politikasında Kürt kimliği, saf bir ulusçuluk bağlamı içinde değil, Kürt kimliği her şeyden evvel İslam, sonra Osmanlı ve en son da Kürt olduğunu vurgulamıştır. 1908 yılında Şark ve Kürdistan gazetesi, ikinci Kürdistan gazetesi çıkmıştır. Bu Kürdistan gazetesinde Osmanlı kimliği sürekli vurgulanmış ve Osmanlılık hem imparatorluğun bünyesindeki farklı etnik grupların hem de Kürtlerin kurtuluşunun ortak reçetesi olarak görülmüştür.3 Kürtçüler arasında Kürt gazetesi olarak tanımlanması tartışmalı Peyman gazetesi Diyarbakır’da, İttihat ve Terakki Cemiyeti tarafından 29 Haziran 1909’da çıkarılmıştır. Özellikle Ziya Gökalp’in katkıları oldukça önemlidir. Amidi Sevda gazetesi 1909’da Ali Emiri tarafından İstanbul’da çıkarılmıştır. Ali Emiri, Türk kültür tarihi açısından da önemli bir şahsiyettir. Kürt Teavün ve Terakki Cemiyeti’nin ardından bir grup Kürt öğrencinin girişimiyle kurulan Kürt Talebe Cemiyeti (Hêvî) üyelerinin çabalarıyla 1913’te İstanbul’da Yekbûn (Birlik) Gazetesi (1913) gazetesi çıkarıldı. Jîn gazetesi, Kürdistan Teali Cemiyeti’nin resmi olmayan yayın organı olarak ortaya çıkmıştır. Gazî gazetesi 1919’da Kürdistan Cemiyeti’nin bir yayın organı olarak yayın hayatına başlamıştır. Bangi Kürdistan, 2 Ağustos 1922 tarihinde bugünkü Irak’ın Süleymaniye şehrinde yayın hayatına başlamıştır.4

Rojî Kürd (Kürt Güneşi) Dergisi (1913) 6 Haziran 1913 tarihinde İstanbul’da yayınlanmaya başlamıştır. Derginin ilk sayfasında Selahaddin Eyyubi’nin resmine yer verilmesi, Kürt tarihsel hafızasının hangi aktörler üzerinden inşa edilmek istendiğinin ipuçlarını sunmaktadır. Amaç, tarihsel geçmiş ve malzemelerden yararlanarak, Kürt kolektif bilincini ve aydınlanmasını gerçekleştirmektir. Bu yönüyle bir etnik Kürt kimliği inşasına girişmiştir yani, Kürt milliyetçiliğin temsilcisi konumundadır. 1913 yılında Hetawi Kürd (Kürt Işığı) Dergisi (1913). 1914 yılında Bangi Kürd (Kürt Seslenişi). 1918 yılında Jîn (Yaşam) Dergisi (1918). 1913 yılında Yekbûn (Birlik) Dergisi (1913). 1914 yılında Kürdistan Dergisi (1914).5

Kaya ve arkadaşları bu gazete ve dergiler hakkında şu tespitlerde bulunur: Her ne kadar Osmanlı dönemi Kürt gazete ve dergileri ayrılıkçı bir yayın çizgisi izlemeseler de, edebiyat, tarih, kültür ve bölgesel eşitsizlikler konularını işleyerek, aslında farklılıklarının fark edilmesine ve dolayısıyla da ulusal bir bilincin oluşmasına katkı sağlamıştır. Bu dönemdeki Kürt aydınlarının pozisyonu, Kürt kimliklerini önceleyen; ancak Osmanlı kimliklerinden de vazgeçmeyen bir pozisyondur. Her ne kadar Kürtlerin çıkardıkları yayın organlarında kaba bir ulusçu çizgi takip edilmese de, bu yayınlar Kürt ulusçu kolektif hafızasının ilk nüvelerini oluşturur. Edebiyat, kültür, dil ve toplumsal sorunlar temalı yazı ve yorumlar, aynı zamanda ortak bir aidiyet fikrinin gelişmesine katkı sağlamıştır. Kürtler, Osmanlı Devleti’ne karşı bir bağımsızlık savaşına girmemiş olsalar da, Türklerden farklı olduklarını biliyor ve ifade ediyorlardı. Ancak farklılıkların ifadesi olarak ortaya çıkan yayın organları, aynı zamanda Kürtlerin kimlik ve aidiyetlerine malzeme sağlayan ve bunu günümüze bir hafıza olarak taşıyan kurumlar olmuştur. Bu nedenle, Kürt ulus bilincinde, geçmiş tasavvurunda ve kimlik inşasında bu yayınların büyük bir önemi vardır.6

Kaya ve arkadaşları, söz konusu yayınlar hakkında “ayrılıkçı” olmadıklarını iddia etseler de “Farklılıklarının fark edilmesine” ve dolayısıyla da “ulusal bir bilincin oluşmasına” katkı sağlaması; “Kürt aydınlarının pozisyonu, Kürt kimliklerini önceleyen” tespiti; bu yayınların “kaba bir ulusçu çizgi” takip etmese de, “Kürt ulusçu kolektif hafızasının ilk nüvelerini” oluşturduğunu söylemleri; edebiyat, kültür, dil ve toplumsal sorunlar temalı yazı ve yorumların, “ortak bir aidiyet fikrinin” gelişmesine katkı sağladığı belirtilirken “Kürt ulus bilincinde, geçmiş tasavvurunda ve kimlik inşasında bu yayınların büyük bir önemi” bulunduğunu açıklamışlardır. “Kürtler, Osmanlı Devleti’ne karşı bir bağımsızlık savaşına girmemiş olsalar da” yargısı tarihsel gerçekle uyuşmamaktadır. Yukarıda belirttiğimiz gibi On dokuzuncu yüzyılın başından itibaren sürekli isyana girişmenin sıradan bir protesto eylemi olmadığı aşikardır. Söz konusu isyanların başarısızlığının sebebini iyi analiz eden Kürt seçkinler toplumsal ve kültürel alanda bir “Kürtlük bilincinin” oluşması için gazete ve dergi gibi basın araçlarından sıkça faydalanmışlardır. Mütareke dönemi gibi uygun politik zemin bulunduğunda da kurulan derneklerle “Bağımsız bir Kürdistan” için çalışmalarına İngiltere gibi işgalci devletlerin desteğini de alarak yürütmüşlerdir.

Bu tespitler de geliştirilmeye çalışılan bir “Kürt milliyetçiliğinin” doğal siyasal sonucunun bağımsız bir Kürdistan projesine gittiğini aşikâr kılmaktadır.

“Kürtler için bağımsız bir devlet isteyen bir yayın politikası izlemediğini” iddia ederken “Osmanlıcılık çatısı altında, etnik grupların özerkliklerini savunan bir yayın çizgisi”nden bahsedilmesi sonuçta etnik bir bölücülüğün göstergesidir. Bu yayınlar neticesinde Kürt milliyetçiliği hareketi Osmanlı devleti içinde tebellür eden erken milliyetçiliklerdendir. Kürt milliyetçiliğini temsil eden Kürdistan Teali Cemiyeti (KTC) türdeş bir “Kürt millet kimliğinin” yaratılmasını misyon edinmiştir.

Kürdistan (Kürt) Teali Cemiyeti, 30 Aralık 1918'de İstanbul'da kuruldu. Doğu ve Güneydoğu Anadolu illerinde şubeleri açıldı ve bağımsız bir Kürt devleti kurulmasını amaçlamıştır. Atatürk Nutuk’ta “Diyarbakır, Bitlis, Elâzığ illerinde, İstanbul’dan idare edilen Kürt Tealî

Cemiyeti vardı. Bu derneğin amacı yabancı devletlerin himâyesi altında bir Kürt devleti kurmaktı” bilgisini verir. Cemiyet, Wilson Prensipleri göre bağımsız Kürdistan talep ediyordu. Kürt Teali Cemiyeti, Hürriyet ve İtilaf Fırkası ve İngiliz Muhipleri Cemiyeti ile işbirliği içinde bulunmuş ve Vilâyat-ı Şarkiye Müdaafa-i Hukuk-u Milliye Cemiyeti'ne katılmayı reddetmiştir. Milli Mücadele karşıtı ayaklanmalara İngilizlerle birlikte önayak olmuştur. Kuva-yı Milliye’nin “Bolşevik fikirlere sahip yurtsuz serseriler” olduğunu ilan etmiştir. 1921 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından alınan bir kararla cemiyetin faaliyetlere son verildi.

Cumhuriyetle başlatılan ve Kürtleri yeni devlet ve rejimin karşıtı olarak konumlama tutumu tarihsel verilerle uyuşan bir tutum değildir. Devletin bünyesindeki büyüklü küçüklü bütün grupları olduğu gibi modernleşme hareketleri Kürtleri de etkilemiştir. Toplumsal değişime nazaran aşiretlerin yönetim düzeni modernleşmenin muhatabı oldu. Tanzimat hareketinin merkezileşme politikası Kürt emirlerinin tasfiyesi ile sonuçlandı. Yerel otoriteler özerk hareket alanını kaybetmiştir. Bu durum Kürt isyanlarına da kaynaklık etmiştir. İlginç bir paradokstur ki, Kürt milliyetçiliği de toplumsal kökenleri açısından bu isyanların bastırılması sonrası tedbir olarak isyancıların ve/ya isyancı ailelerin İstanbul’a yerleştirilmesi ile bağlantılıdır. İsyan eden Kürt beyleri, bir daha isyan etmesinler diye çocuklarıyla birlikte İstanbul’da tutulmuştur. İmparatorluk başkentinde dönemin en iyi okullarında okuyan bu isyancı ailelerin mensupları Batılı fikirleri edinmiş ve Kürt milliyetçiliğinin de öncüleri olmuşlardır. Dönemin hareketli Osmanlı entelektüel yaşamının etkisinde kalan ve Avrupa’da güçlenen milliyetçi hareketlerden ve fikirlerden etkilenen bu isyancı Kürt gruplar gazete, dergi yayımlamışlar ve dernekler kurmuşlardır. Yukarıda adı geçen gazete ve dergilerin Kürtler arasında sosyolojik açıdan bir zemini yakalayamadığı yayınların kısa süreli ve sınırlı bir dağıtım alanını kapsamasından görülmektedir.

Bu yazı toplam 7289 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.