Ahmet AYKOL

Ahmet AYKOL

Yazarın Tüm Yazıları >

Üretmeliyiz Çünkü...

A+A-

Zaman değişti. Önceden ülkeler topla-tüfekle işgal ediliyordu. Son sözü daima piyade söylerdi. Önce delikli demir çıktı, mertlik bozuldu.” Yürek, bilek kuvvetinin yerini Delikli Demir aldı.

Ardından başka bir savaş başladı. Bu savaş hiçbir şeye benzemiyordu. Top, tüfek, tankın pabucunu dama atan bir savaştı bu. İlk olarak işgal edilecek ülkenin kültürel değerlerine bubi tuzakları kuruluyor, yavaş yavaş ısıtılan kurbağa misali kültürel yozlaşma sağlanıyor, ardından da işgalci ülkenin kültürel öğeleri birer birer işgal edilecek ülke insanlarına benimsetiliyor. Gerekli alt yapı oluşturulduktan sonra toplum üretmeden tüketmeye alıştırılıyor. Alın terinin kıymetini bilmeyen nesiller har vurup harman savurarak bir süre idare ediliyor.

Bu arada toplumda gelir düzeyi farklı minik gruplar oluşturuluyor. Bu grupların arasına yavaş yavaş düşmanlık tohumları ekiliyor. Toplumun büyük bir kısmı sürekli olarak daha, daha fakirleştiriliyor. Mutlu azınlığın abartılı yaşam tarzı bütün toplumun adeta gözünün içine sokularak diğer grupların bu mutlu azınlığa diş bilemesi sağlanıyor. Aynı zamanda halkın büyük bölümünün sisteme, devlete, yöneticilere yabancılaşması da göz ardı edilmiyor elbette. Sizin anlayacağınız toplumda oluşturulan zıt kutuplar hemen her şeyin açığını aramaya başlıyor… Sonrası kolay. Zamanla fakirler aç, olmayan parasını harcayan orta direk fakir, zenginler de orta direk oluveriyor. Gerektiğinde Lükse alıştırılan mutlu azınlığın bile ipi çekilebiliyor…

Bu aynı zamanda zincirin son halkasını oluşturuyor. Bu noktadan sonra yeniden en başa dönüyoruz. Eski metotlara, yani silaha. Ancak bir farkla, yine silahlar kullanılıyor ama bu silahlar düşman tarafından değil kendi halkı tarafından. Düşman tek mermi atmadan karşı tarafı teslim alıyor. Öyle ki düşmana teslim olanlar bu teslimiyetin farkına ancak sıra kendilerine geldiklerinde anlıyorlar ki o zaman da çoktaaan iş işten geçmiş oluyor... Günümüzde ülkeler yukarıda da özetlediğimiz gibi sıcak bir savaşa maruz kalmadan; ihtilaller, ayaklanmalar ve iç savaşlarla bağımsızlıklarını kaybetmektedirler. Sizin anlayacağınız, demokrasi ile idare edilen ülkeler yine demokrasinin nimetlerinden faydalanılarak bağımsızlıklarından oluyorlar. Ülkemiz de özellikle jeopolitik konumu sebebiyle bu savaşın hedef tahtasıdır. Türkiye; Asya’da en büyük olma yarışındaki Çin ve Rusya’yı dünyaya bağlayan köprü konumundadır.

Dünyanın en önemli iki enerji kaynağı petrol ve doğalgazın kavşak noktasındadır. Geleceğin enerji kaynağı olarak gösterilen bor, uranyum ve toryum rezervleri ile göz kamaştırmaktadır. Bütün bu özellikler hedef tahtası olmamız için yeter de artar bile. Dahası bizim çok büyük bir zaafımız var. Dışarıdan gelen tehlikeler ne kadar büyük olursa olsun, Türk Milleti birlik ve beraberliği sayesinde bu tehlikeleri bertaraf etmesini bilmiştir. Bugüne kadar kurulan 16 Türk Devletinden hiç birisi başka bir devletin işgali sonucu yıkılmamıştır. Her seferinde bölünme veya bir birine düşme şeklinde parçalanarak kendi kendimizi yok etmiş ardından da küllerimiz arasından doğmayı, yeni bir devlet kurmayı başarmışız.

İşte bu zaafımız bizim için en büyük tehlikedir. Düşmanlarımız bu zaafımızı belli dönemlerde çok iyi kullanmış; sağcı-solcu, Alevi-Sünni olarak bölmeyi denemişlerdir. Başarısız olduklarını görünce bir süre kenarda sıralarının gelmesini bekleyip şimdilerde Türk-Kürt, Şeriatçı-Laik çatışması çıkarmaya çalışmaktadırlar. Biz bu oyuna gelecek miyiz? Aklıselim birçok insan gelmememiz için mücadele ediyor. Ancak, düşmanlarımızın da boş durmadıkları aşikâr. Uyanık olmalıyız sizin anlayacağınız…

Bu yazı toplam 2922 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.