23 Nisan, ulu önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün çocuklara armağan ettiği bir bayram olmasının ötesinde; çocukların haklarını hatırlamak, mevcut ihlalleri görünür kılmak ve sorumluluklarımızı yeniden hatırlamak için önemli bir gündür. Çocukların üstün yararının gözetildiği, haklarının eksiksiz şekilde korunduğu bir toplum inşa etmek, yalnızca bir temenni değil; hukuki ve insani bir zorunluluktur.
Türkiye’nin taraf olduğu Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme uyarınca her çocuk; yaşama, gelişme, korunma ve katılım haklarına sahiptir. Ancak bugün geldiğimiz noktada, çocukların bu temel haklara eşit ve etkin şekilde erişebildiğini söylemek mümkün değildir.
Çocuğa yönelik şiddet ve istismar vakaları artmakta; çocuklar, en güvende olmaları gereken alanlarda dahi korunamamaktadır. Geçtiğimiz haftalarda Şanlıurfa ve Kahramanmaraştaki okullarda meydana gelen saldırılar, çocukların en çok güvende olması gereken alanların dahi şiddetten arınmış olmadığını ve çocukların en temel hakkı olan yaşam hakkının canice ellerinden alındığını acı bir şekilde göstermiştir. Eğitim ortamlarında yaşanan bu saldırılar, yalnızca bireysel değil, toplumsal bir çöküşü işaret etmektedir. Akran zorbalığı konusunda ülkemizde artık kırmızı alarm verilmesini gerektiren bir düzeye ulaşılmış olup, bu sorunun çocukların güvenliği ve ruhsal bütünlüğü açısından acil ve kapsamlı müdahalelerle ele alınması zorunludur. Akran zorbalığı; fiziksel, psikolojik veya dijital yollarla sistematik biçimde uygulandığında, çocukların hem mağdur hem de fail olabildiği ciddi bir çocuk hakları ihlaline dönüşmektedir. Bu tür olaylar, toplumdaki en küçük kurum olan aileden başlayarak okul, ve çocukların bulunduğu tüm çevredeki denetim eksikliklerini, erken müdahale mekanizmalarının yetersizliğini ve rehberlik hizmetlerinin güçlendirilmesi gerekliliğini ortaya koymaktadır.
Unutulmamalıdır ki, çocuklar toplumun aynasıdır. Çocukların suça sürüklendiği veya mağdur olduğu her durumda, bu sürece zemin hazırlayan sosyal, ekonomik ve yapısal koşullar vardır. Bu nedenle, adalet sistemi ile temas etmiş her bir çocuk konusunda, yetişkinler olarak her birimiz ortak sorumluluk taşıyoruz. Çocukların korunması ve suça sürüklenmelerinin önlenmesi için tüm topluma sorumluluk üstlenme çağrısı yapıyoruz ve hatırlatıyoruz; bizim kültürümüzde nefret yoktur; sevgi vardır. Bizim kültürümüzde yok etmek yoktur, yaşatmak ve merhamet etmek vardır. Bu toprakların çocukları sevgi, merhamet ve disiplinle yetişir. Toplum olarak bir an önce özümüzü hatırlamalı, okullarda çocuklarımızın bu değerler ile yetişmesini sağlamalıyız; nefret, ego ve bencillikten arınarak gerçekte bize ait olan değerleri yeniden sahiplenmeliyiz. Okulların, güvenli, kapsayıcı ve çocukların çok yönlü gelişimini destekleyen alanlar haline getirilmesi, hepimizin ortak sorumluluğudur.
Bugün 23 Nisan’ı kutlarken, çocukların bayramını yaşamak yerine üretim bandında, atölyelerde ve iş yerlerinde hayatını kaybettiği bir gerçeklikle karşı karşıyayız. Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) adı altında çocukların ucuz iş gücü haline getirilmesi, eğitim hakkının ihlali olduğu kadar açık bir çocuk işçiliği sorunudur. Çocukların yeri iş kazalarının yaşandığı tehlikeli çalışma ortamları değil; güvenli okullar, oyun alanları ve gelişimlerini destekleyen sosyal ortamlardır. Devletin asli yükümlülüğü, çocukları çalışma hayatına erken yaşta dahil etmek değil; onları her türlü sömürüden korumaktır. Bugün çocuk işçiliğine göz yuman her politika, yalnızca bugünü değil, bu ülkenin geleceğini de geri dönülmez şekilde zedelemektedir.
Çocuk yoksulluğu, günümüzde en yakıcı sorunlardan biri haline gelmiştir. Yeterli beslenemeyen, barınma sorunu yaşayan ve sağlık hizmetlerine erişemeyen çocukların sayısı artmaktadır. Bu durum, çocukların fiziksel ve zihinsel gelişimlerini doğrudan etkilemektedir.
Uyuşturucu madde kullanımı ve ticareti, çocukları hem doğrudan mağdur etmekte hem de suça sürüklenme riskini ciddi biçimde artırmaktadır. Çocukların bu tür maddelere erişiminin kolaylaşması, çoğu zaman ihmal, denetimsiz çevre, yoksulluk ve koruyucu sosyal hizmetlerin yetersizliği ile birleşmektedir. Bu nedenle uyuşturucuyla mücadele, yalnızca cezai tedbirlerle değil; çocukların korunmasını önceleyen, eğitim, sosyal destek ve erken müdahale mekanizmalarını içeren bütüncül politikalarla yürütülmelidir.
Öte yandan, adalet sistemi içerisinde yer alan çocuklar bakımından da ciddi hak ihlalleri söz konusudur. Suça sürüklenen çocukların korunması, rehabilitasyonu ve topluma kazandırılması yerine cezalandırmaya dayalı yaklaşımlar ön plana çıkmaktadır.
Çocukların suça sürüklenmesi çoğu zaman bireysel tercihlerden değil, ihmal, yoksulluk, eğitim ve koruma mekanizmalarına erişememe gibi yapısal sorunlardan kaynaklanmaktadır. Aile içi şiddet, sosyal dışlanma, akran baskısı ve denetimsiz dijital ortamlar da bu süreci derinleştirmektedir. Bu nedenle çocukların cezalandırılmasından ziyade, onları suça iten koşulların tespit edilerek ortadan kaldırılması ve koruyucu–önleyici politikaların uygulanabilirliğininin güçlendirilmesi gerekmektedir.
Çocuk adalet sistemiyle karşılaşan mağdur ve suça sürüklenen çocuklar bakımından, yalnızca yargılama sürecine odaklanan bir yaklaşım yeterli değildir. Ülkemizin taraf olduğu Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme ve 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu uyarınca, çocuğun üstün yararı gereği koruyucu ve önleyici tedbirlerin zamanında ve etkili biçimde uygulanması esastır. Bu kapsamda avukatların rolü, salt savunma faaliyetiyle sınırlı olmayıp; çocuğun maruz kalabileceği riskleri tespit ederek ilgili mahkemelerden eğitim, sağlık, barınma ve danışmanlık gibi koruyucu ve destekleyici tedbirlerin alınmasını talep etmeyi de içerir. Avukatların bu yönde aktif bir tutum sergilemesi, çocuğun ikincil mağduriyet yaşamasının önlenmesi ve sağlıklı gelişiminin güvence altına alınması açısından hukuki bir gerekliliktir. Bu doğrultuda çocukla temas eden tüm meslektaşlarımıza, yargılamada çocuk dostu adalet ilkelerinin uygulanması ve koruyucu- önleyici tedbirlerin talep edilmesi konusunda aktif sorumluluk alma çağrısı yapıyoruz.
Dijitalleşen dünyada çocuklar yeni risklerle karşı karşıyadır. Siber zorbalık, çevrimiçi istismar ve mahremiyet ihlalleri, çocukların korunması gereken yeni alanlar olarak karşımıza çıkmaktadır.
Yetkililere çağrımızdır:
- Okullarda yaşanan şiddet olaylarına ilişkin etkin, şeffaf ve hızlı soruşturma yürütülmeli; sorumlular hakkında gerekli işlemler gecikmeksizin uygulanmalıdır.
- Okullarda güvenli ortamın sağlanması için risk analizi, önleyici programlar ve psikososyal destek mekanizmaları acilen hayata geçirilmelidir.
- Çocuğa yönelik şiddet ve istismarla mücadelede etkin, caydırıcı ve bütüncül politikalar oluşturulmalıdır.
- Çocuğun üstün yararı ilkesi tüm politika ve uygulamalarda esas alınmalıdır.
- Her çocuğun nitelikli ve eşit eğitim hakkına erişimi güvence altına alınmalıdır.
- Çocuk işçiliği ile etkin mücadele edilmelidir.
- Çocuk yoksulluğunu ortadan kaldırmaya yönelik sosyal politikalar güçlendirilmelidir.
- Adalet sistemi çocuk dostu hale getirilmeli, yargılamada onarıcı ve koruyucu yaklaşımlar benimsenmelidir.
- Dijital ortamda çocukların güvenliği sağlanmalıdır.
Çocukların; haklarının ihlal edilmediği, eşit, özgür ve güvenli bir yaşam sürdüğü bir gelecek mümkündür. Bunun için tüm kamu kurumlarını, yerel yönetimleri ve toplumu sorumluluk almaya davet ediyoruz.
Unutulmamalıdır ki; Çocuklar toplumun aynasıdır. Çocukların davranışları ve içinde bulunduğu koşullar, aslında toplumun adalet, eşitlik ve koruma mekanizmalarındaki eksiklikleri de göstermektedir. Bu nedenle çocukların haklarının korunması, yalnızca bireysel bir yükümlülük değil, tüm toplumun ortak sorumluluğudur. Çocukların korunmadığı bir toplumda adalet ve gelecek güvencesi de yoktur.
Bu 23 Nisan'da Denizli Barosu Çocuk Hakları Komisyonu olarak bizler; Toplumun her bireyini, çocukların üstün yararını gözeten bir bilinçle hareket etmeye ve çocuk haklarının korunması konusunda sorumluluk almaya çağırıyoruz.
Bugün, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nı bizlere armağan eden Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü ve milli mücadelemizin tüm kahramanlarını saygı, rahmet ve minnetle anarken; bu bayramı yüreğinde acıyla karşılayan, evlatlarını kaybeden ailelerin derin hüznünü paylaşıyoruz. Dileğimiz; hiçbir çocuğun hayatını kaybetmediği, hiçbir ailenin evlat acısı yaşamadığı ve gelecek 23 Nisan’ların böylesine acıların gölgesinde değil, gerçek anlamda bayram coşkusuyla kutlandığı günlere ulaşmaktır.
DENİZLİ BAROSU ÇOCUK HAKLARI KOMİSYONU