ŞEHİTLİK, bir ömrün vatanın hafızasına emanet edilmesidir. O ömrün geride bıraktığı yakınlarının payına ise hasret düşer: bir daha işitilemeyecek bir sese duyulan ihtiyaç, paylaşılamayacak bir mutluluk, yıllar geçse de anlatırken boğazda düğümlenen hatıralar…
Vatan uğruna verilen bir can, yalnızca bir ömrü değil, o ömürle birlikte kurulan geleceği de yarım bırakır.
Birlikte yaşlanma hayali, evlatların büyümesine omuz omuza tanıklık etme isteği, yarına bırakılmış sohbetler…
Onun yokluğunda yaşayan kadın ise bir zamanlar birlikte kurdukları hayalleri, yaşanmamış günlerin hasretini yüreğinde taşır.
Böyle kadınlardan söz ederken çoğu zaman “Güçlüdür,” deriz. Bu sözün ardında onların yorgunluğunu her zaman göremeyiz.
Güçlü bildiğimiz insanın da duygulanmaya, susmaya, teselliye ihtiyacı olduğunu unuturuz. Çoğu zaman onun gözyaşları sessizce yüreğinin derinliklerine akar. Orada, ruhuna sarıldığı ŞEHİDİNİN hatıralarını okşar.
Hayat ise her sabah devam eder. Çocukların bakımı, evin ihtiyaçları, işin sorumlulukları başlar.
“Güçlü kadın”, acısını da yanında taşıyarak o günün işlerini halletmekle meşgul olur. Evladını dinler, sorunlarına çare arar, mutluluğuna ortak olur.
Kendisi de bir dayanağa ihtiyaç duyduğu hâlde evlatlarına destek olur. Babalarından söz ederken kelimelerini seçer; çocukların hafızasında onu sesi, bakışı ve sevgisiyle yakın, tanıdık bir insan olarak yaşatmaya çalışır.
Yıllar böyle geçer…
Her yıl ailenin hayatına farklı olaylar, çocukların zihnine yeni sorular getirir.
Babasızlığın anlamı da yaşla birlikte değişir. Küçük yaşlardaki soruların yerini yanıtlanması daha zor olanlar alır.
Artık bir fotoğraf, bir hatıra, vaktiyle söylenmiş bir söz başka bir anlam kazanır. Duygular derinleşir, hayaller daha da ulaşılmaz olur…
Bugün “Önce Vatan” serisi kapsamında yarım kalan hayat hikâyesini sizlere sunduğum ŞEHİT Binbaşı Kamran Ferecov’un severek evlendiği ve sevgi dolu bir ömür paylaştığı Nurane Hanım da eşiyle geçirdiği mutlu günlerin hasretini taşıyan ŞEHİT eşlerimizdendir.
Vatandan uzakta olduğum için Nurane Hanım’la da internet üzerinden iletişim kurmak zorunda kaldım.
Bana kendisinden yakın arkadaşım Sever Öğretmen söz etti. İkisi de Azerbaycan’da Astara Pedagoji Kolejinde öğretmenlik yapıyor.
“Halide Hocam, siz ŞEHİT Kamran Ferecov hakkında yazdınız mı?” diye sordu.
Yazmadığımı söyledim.
Sever Öğretmen, Nurane Hanım’ın bir eşi olarak hayat arkadaşının adını nasıl onurla taşıdığından, ŞEHİDIMIZI her andığında gözyaşlarına hâkim olamadığından, iki kız evladını babalarının adına layık bir şekilde büyüttüğünden söz etti.
Binbaşı Kamran Ferecoc hakkında internetteki bilgilere göz attım. Nurane Hanım’ın röportajlarını dinledim, okudum.
Sonra da kendisiyle iletişime geçtim. Titrek sesinde sanki hüzünlü bir hasret şarkısı yankılanıyordu.
Bu sesin büyüsüne kapıldım. Kendisiyle yüz yüze görüşmemiş olsak da bana sanki yıllardır tanıdığım biri gibi geldi.
İşte bu yüzden yazıma bu adı verdim: “Hasretin Sessiz Şarkısı”…
“Hayat çok tuhaf,” deriz çoğu zaman. Yaşadıklarımız, karşımıza çıkan tatlı, acı sürprizler bizi böyle düşünmeye mecbur eder.
Ama bütün bunlarda hayatın hiçbir rolü yoktur. Alın yazısına inanan bir insan olarak ben böyle düşünüyorum. Yaşadığımız, karşılaştığımız her olayı bize nasip eden yüce Yaradan’dır.
Her ŞEHİDE bir gün vatan uğruna bu dünyaya veda edeceğini hissetme yetisi verdiği gibi bizim hayat düzenimizi de O şekillendirir.
Nurane ile Kamran severek evlenmişler. Kamran’ın son gidişine kadar her şey çok güzelmiş. Uzun yıllar çocukları olmasa da umutlarını yitirmeden sevgi dolu bir ömür sürüyorlar.
On dört yıl sonra ikiz kızları dünyaya gelir. Birine Deniz, diğerine Şems adını verirler. Bu meleklerin gelişiyle Kamran da Nurane de sanki yeniden doğar. Ailenin sevinci daha da artar.
Asker ailesi olmak, onurlu olduğu kadar zor ve sorumluluk gerektiren bir görevdir. Nurane Hanım bu sorumluluğun üstesinden layıkıyla gelmiş.
Eşiyle birlikte kendisi de bir asker gibi hissetmiş.
Ağdam, Gence, Goranboy… Kamran nerede görev yaptıysa orası onların hayat hikâyesinin bir parçası olmuş.
Yıllar sonra kapılarını çalan mutluluk, askerlik hayatının bütün zorluklarını onlara unutturmuş.
Karşımda Kamran ile Nurane’nin bebekleriyle çekilmiş fotoğrafı duruyor. Bu fotoğrafta Kamran’ın bakışlarında hasret dolu bir sevinç var. Evet, hasret dolu bir sevinç…
Bu sevincin uzun sürmeyeceği bakışlarından hissediliyor. Nasıl mı?
Bütün ŞEHİTLERİN fotoğraflarına, videolarına bakarsanız ne demek istediğimi anlarsınız.
Bunu defalarca yazdım, yine yazıyorum: ŞEHİDİN gözlerine hasret, dudaklarına tebessüm konar.
Kamran’da da durum aynı.
Anne ve baba, evlatlarını kollarının arasına almışlar. Bebeklerin üzerindeki bembeyaz giysiler onları birer kelebeğe benzetiyor. On yılı aşkın süredir beklenen mutluluk, sanki bir aile fotoğrafına sığmış.
Nurane Hanım, eşinin kızlarına olan sevgisinden söz ederken “Babaların da en güzeliydi Kamran,” diyor.
Bu sözlerin ardında onun hafızasında yer eden ne kadar çok kıymetli an var…
Kamran’ın kızlarına bakışı, onlara gösterdiği özen, baba olmanın hayatına getirdiği mutluluk…
Yarım kalan hayaller: birlikte yaşlanacakları, kızlarını beraber büyütecekleri günler, yıllar…
Nurane Hanım, bu mutluluğun devam etmeyeceğini İkinci Karabağ Savaşı başladığında, Kamran gönüllü olarak savaşa gitmek için başvurduğunda hisseder.
İşte bu yüzden savaşa gitme kararı karşısında eşini hem anlamış hem de onu korumaya çalışar.
Kamran, sağlık sorunları nedeniyle yedeğe ayrılmıştı. Askerlikten ayrılsa da silah arkadaşlarıyla düzenli olarak iletişim kurardı.
Savaş hazırlıkları yapılıyordu. O sıralarda Kamran, “Savaş başlarsa ben de gideceğim,” diyordu.
Hayat arkadaşı Nurane ise onu bu yoldan döndürmek istiyordu. Oysa Kamran’ın ne kadar vatansever bir insan olduğunu çok iyi biliyordu.
Bir gün Kamran’a “Artık iki kızın var. Üstelik ikinci grup engellisin, bronşlarında da sorun var. Sen gitmeyebilirsin,” dedi.
Bu sözleri duyan Kamran çok öfkelenir ve Nurane’ye “Bir daha bana bunları söyleme. Bu sözlerle beni yıkıyorsun. Topraklarımız işgal altında. Bu, Vatan Savaşı. Kendimi asla affetmem. Bu yükle yaşayamam. ŞEHİT olsam da olsun, ŞEHİTLİK de güzeldir,” diyerek konuyu kapatır.
Onun sustuğu yerde okuyucu da söz bulmakta zorlanır. Bir yanda ailesini seven bir baba, diğer yanda tecrübesine, yardımına ihtiyaç duyulduğunu bilen bir subay…
Bu kararı vermek Kamran için ne kadar zor olsa da seçtiği yoldan dönmez.
Nihayet 20 Eylül 2020’de dileği gerçekleşir. Gönüllü olarak askerî tatbikatlara katılır ve emrindeki askerleri savaşa hazırlamaya başlar.
Binbaşı Kamran Ferecov, 27 Eylül 2020’de başlayan İkinci Karabağ Savaşı’nda uzun yıllardır işgal altında olan topraklarımızın özgürlüğü uğruna profesyonel bir subay olarak savaşır.
Kubadlı ve Cebrayıl’ın işgalden kurtarılması için verilen savaşta kahramanca mücadele eder.
Kısa sürede cesareti ve samimiyetiyle askerlerinin güvenini ve sevgisini kazanır, onlara örnek olur.
Cesur komutan, askerlerine sık sık “Kurtlarım, bütün topraklarımızı özgürleştireceğiz inşallah,” derdi.
44 gün süren savaş Azerbaycan’ın zaferiyle sona erer, Kamran’ın dileği de gerçekleşir.
Ne yazık ki yiğit subayımıza bu mutluluğu yaşamak nasip olmuyor.
20 Ekim’de Kubadlı uğruna verilen muharebelerde kahramanca ŞEHİT olur.
Silah arkadaşlarının hatıralarında yaşayan Kamran ile Nurane Hanım’ın hafızasında yer eden Kamran, aynı insanın iki farklı dünyasını yansıtır.
Birinde vatana bağlılığı ve silah arkadaşlarına verdiği güçle, diğerinde ise birlikte kurdukları aile, paylaştıkları ömür ve yarım kalan hayallerle yaşar Kamran.
Şehadetinin üzerinden altı yıl geçiyor. Kucağına sığan bebekler büyüyor. Onların hayatında yeni günler başlıyor, yüreklerinde umutlar doğuyor, zihinlerinde babalarıyla ilgili sorular şekilleniyor. Babaları hakkında duyduklarının anlamı da yaşlarıyla birlikte değişiyor.
Yıllar geçecek; bir gün annelerinin “Babaların en güzeliydi Kamran” sözlerinin ardında ne kadar büyük bir sevginin, nice yarım kalmış hayalin ve bitmeyen bir hasretin olduğunu daha derinden hissedecekler.
Onu tanıyanlardan dinleyecekleri her hatıra, kızları için babalarına açılan yeni bir kapı olacak. Bir dostunun hafızasında saklanan sohbet, askerine gösterdiği unutulmaz ilgi, aile albümünde yılların sessizliğini koruyan bir fotoğraf…
Her biri onlara babalarının ömründen bir parça sunacak. Babalarıyla yaşayamadıkları anları başkalarının anlattıklarında bulacak, onu her yeni hatırayla biraz daha yakından tanıyacaklar…
Nurane Hanım için Kamran’dan söz etmek hem birlikte geçirdikleri günlere dönmek hem de ayrılığın acısını yeniden yaşamaktır.
Sık sık sevdiği insanla ilgili anılarını kızlarıyla paylaşıyor.
İstiyor ki kızları büyüdükçe babalarını daha yakından tanısınlar, onun sesini duymasalar da nasıl bir insan olduğunu annelerinin hatıralarından hissetsinler.
Kamran’ın bir başka fotoğrafında kızlarının ikisi de onun kucağında. Yıllar geçse de o anın sıcaklığı sanki fotoğrafın içinden süzülüp bugüne ulaşıyor.
Kızları büyüyor, bebeklik yılları geride kalıyor. Bir gün o fotoğrafa baktıklarında babalarının kucağında geçirdikleri anları hatırlamayacaklar. Ama fotoğrafta donup kalan o an, bir gerçeği hep fısıldayacak: Bir zamanlar babalarının kolları arasında, onun sevgisiyle kuşatılmışlardı.
Annelerinin şu sözleri ise sanki mutluluklarının sonsuza dek saklı kaldığı o karenin üzerine yazılmış:
“Babaların da en güzeliydi Kamran…”
Bu sözlerde bir ömre sığmayan sevgi, yarım kalan hayaller ve yılların azaltamadığı hasret var. Bir zamanlar bu ailenin mutluluğunu yansıtan o fotoğraf, şimdi Kamran’ın yokluğunda yaşanan ömrün sessiz tanığıdır.
Nurane Hanım’ın hafızasında yaşattığı günlerle kızlarının hiçbir zaman hatırlayamayacakları bebeklik anları o fotoğrafta buluşuyor.
Yıllar geçecek, hayat kendi akışında devam edecek. Ama o fotoğraf değişmeyecek. Kamran yine iki yavrusunu kucağında tutacak, onlar yine babalarının kolları arasında olacaklar.
Hasretin sessiz şarkısı ise işte o fotoğraftan duyulacak: Bir zamanlar gerçek olan mutluluk şimdi hatıralarda yaşıyor; o anı yeniden yaşamak ise artık mümkün değil…
ÖZGEÇMİŞ
Kamran Kılman oğlu Ferecov, 14 Ocak 1978’de Astara ilçesinin Senceredi köyünde doğdu.
1984-1995 yılları arasında Astara’daki 2 numaralı okulda öğrenim gördü. Bilgisi, sorumluluk bilinci ve davranışlarıyla öne çıktı.
1995 yılında Bakü Yüksek Birleşik Komutanlık Okulunun Tank Birlikleri Taktik Komutanlığı Bölümünü kazandı. 1999 yılında teğmen rütbesiyle mezun olan Ferecov, Bakü’de takım komutanı olarak göreve başladı.
Daha sonra Ağdam, Gence ve Goranboy’da cephe bölgesinde görev yaptı.
2018 yılında “Azerbaycan Ordusunun 100. Yılı” jübile madalyasıyla taltif edildi.
Şehit Binbaşı Kamran Ferecov, vefatının ardından Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in ilgili kararlarıyla 3. derece “Reşadet” nişanı ile “Vatan Uğruna”, “Yiğitlik”,
“Cebrayıl’ın Kurtarılması” ve “Kubadlı’nın Kurtarılması” madalyalarıyla taltif edildi.
Halide Halid
Araştırmacı yazar