Karaca'dan 19 Mayıs Raporu

GÜLİZAR BİÇER KARACA’DAN 19 MAYIS RAPORU: GENÇLERİN HAYATI ERTELENİYOR 

CHP Denizli Milletvekili Gülizar Biçer Karaca, 19 Mayıs’a giderken Türkiye’de gençlerin karşı karşıya kaldığı işsizlik, yoksulluk, borçluluk, eğitimden kopuş ve gelecek kaygısını hazırladığı gençlik politika notuyla ortaya koydu. DİSK-AR, Habitat Derneği, UNDP, OECD, TEPAV, TOG-KONDA ve Öğrenci Sendikası verilerinin birlikte değerlendirildiği raporda, gençlik sorununun artık yalnızca işsizlik başlığıyla açıklanamayacak kadar derinleştiği vurgulandı.  

“GENÇLİK SORUNU ARTIK TEK BAŞINA İŞSİZLİK DEĞİL” 

Biçer Karaca’nın hazırladığı politika notunda, Türkiye’de gençlerin yalnızca iş arayıp bulamamakla değil; işgücü piyasasına hiç girememek, iş bulsa da güvenceli ve tam zamanlı istihdama erişememek, gelirinin giderlerini karşılayamamak, ailesinden ekonomik olarak bağımsızlaşamamak, borçlanmak, diplomasının karşılığını alamamak ve gelecek planı yapamamak gibi iç içe geçmiş sorunlarla karşı karşıya olduğu belirtildi. Notta, gençlik meselesinin eğitim politikası, sosyal politika, toplumsal cinsiyet eşitliği, barınma, ücret politikası, kültürel yaşama erişim, sosyal güvence ve demokratik özgürlüklerle birlikte ele alınması gerektiği ifade edildi.  

DİSK-AR’ın 2025 yıllık işsizlik ve istihdam raporuna göre Türkiye’de dar tanımlı işsizlik oranı yüzde 8,3 iken geniş tanımlı işsizlik oranının yüzde 29,7’ye çıktığı hatırlatılan raporda, 15-24 yaş grubunda dar tanımlı genç işsizliğinin yüzde 15,3, geniş tanımlı genç işsizliğinin ise yüzde 38,3 olduğu kaydedildi.  

“GENÇ KADINLARDA GENİŞ TANIMLI İŞSİZLİK YÜZDE 49,1” 

Notta, genç kadınların işgücü piyasasında daha ağır bir dışlanmayla karşı karşıya kaldığı vurgulandı. DİSK-AR verilerine göre 15-24 yaş arası genç kadınlarda dar tanımlı işsizliğin yüzde 22,1, geniş tanımlı işsizliğin yüzde 49,1 olduğu; genç erkeklerde ise dar tanımlı işsizliğin yüzde 15,2, geniş tanımlı işsizliğin yüzde 31,6 olarak hesaplandığı belirtildi.  

“Genç kadınların yaşadığı sorun yalnızca iş bulamama değildir. Genç kadınlar eğitimden, istihdamdan, kamusal hayattan ve ekonomik bağımsızlıktan eş zamanlı biçimde uzaklaşmaktadır. Ev içinde harcadıkları emek istatistiklerde çoğu zaman görünmemekte; bakım yükü, aile içi sorumluluk ve toplumsal cinsiyet rolleri genç kadınların hayatını daraltmaktadır” değerlendirmesine yer verildi.  

“EĞİTİMDE VE İSTİHDAMDA OLMAYAN GENÇLER SİSTEM DIŞINA İTİLİYOR” 

UNDP’nin 2025 tarihli genç kadınlara ilişkin Beyaz Kitabı’na da yer verilen raporda, 2024 yılında Türkiye’de 15-24 yaş grubundaki gençlerin yüzde 22,9’unun ne eğitimde ne istihdamda olduğu belirtildi. Bu oranın erkeklerde yüzde 16,2, kadınlarda yüzde 30,1 olduğu; 18-29 yaş aralığında ise gençlerin yüzde 30’unun, erkeklerin yüzde 17’sinin ve kadınların yüzde 43’ünün NEET statüsünde olduğu aktarıldı.  

OECD’nin 2025 Türkiye notuna göre ise Türkiye’de 2023 yılında gençlerin yüzde 28,4’ünün ne eğitimde ne istihdamda ne de yetiştirmede olduğu, OECD ortalamasının yüzde 12,6’da kaldığı ifade edildi. Raporda bu farkın, Türkiye’de gençlerin sistem dışına itilmesinin uluslararası ölçekte de ağır bir sorun alanı olduğunu gösterdiği belirtildi.  

“EV GENÇLİĞİ, GENÇ KADINLARIN GÖRÜNMEYEN EMEĞİYLE BİRLEŞİYOR” 

Habitat Derneği’nin “Türkiye’de Gençlerin İyi Olma Hali Araştırma Raporu 6” verilerine göre genç erkeklerin yüzde 59’u çalışırken kadın gençlerde bu oranın yüzde 38 olduğu; ev genci kategorisinde kadınların yüzde 26’sının, erkeklerin ise yalnızca yüzde 6’sının yer aldığı belirtildi. Raporda, ev gençliği meselesinin yalnızca “çalışmama” hali olmadığı; eğitimden, istihdamdan, sosyal hayattan ve ekonomik bağımsızlıktan uzaklaşma anlamına geldiği vurgulandı.  

Aynı araştırmaya göre gençlerin yüzde 72’sinin herhangi bir nedenle iş arasa kolayca iş bulamayacağını düşündüğü; bu oranın iş arayan gençlerde yüzde 94’e, ev gençlerinde ise yüzde 81’e çıktığı kaydedildi.  

“MESEM, GENÇLİK KRİZİNİN EN AĞIR BAŞLIKLARINDAN BİRİ” 

MESEM’in resmi söylemde gençlere meslek kazandırma ve okuldan işe geçişi kolaylaştırma politikası olarak sunulduğu; ancak sahadan gelen verilerin, bu modelin birçok çocuk ve genç açısından eğitim hakkı ile çocuk emeği arasındaki sınırı bulanıklaştırdığını gösterdiği belirtildi.  

Öğrenci Sendikası’nın 2026 tarihli MESEM raporuna göre Gebze’de 14-18 yaş arası 926 MESEM öğrencisiyle yapılan araştırmada öğrencilerin yüzde 58,1’inin haftada 7 gün, yüzde 38,7’sinin haftada 6 gün çalıştığı; yüzde 70,9’unun günde 12 saatten fazla, yüzde 25,6’sının ise günde 10-12 saat çalıştığı aktarıldı. Raporda, bu verilerin MESEM’in birçok öğrenci açısından mesleki eğitimden çok uzun çalışma saatlerine dayalı bir emek düzenine dönüştüğünü gösterdiği ifade edildi.  

Raporda ayrıca MESEM öğrencilerinin yüzde 95’inin sosyal hayata haftada yalnızca 0-3 saat ayırabildiği, yüzde 97,8’inin işyerinde küfre, yüzde 96,6’sının fiziksel şiddete maruz kaldığı, yüzde 88,9’unun işyerinde denetim yapılmadığını belirttiği, yüzde 91,8’inin ulaşım masrafının karşılanmadığı ve yüzde 90,5’inin iş kazası geçirdiğini ifade ettiği kaydedildi.  

“ÇALIŞAN GENÇLER BİLE GEÇİNEMİYOR” 

Notta genç yoksulluğunun yalnızca işsiz gençlerin sorunu olmadığına dikkat çekildi. Habitat Derneği’nin araştırmasına göre gençlerin yalnızca yüzde 40’ının maddi durumundan memnun olduğu, gençlerin yüzde 84’ünün ihtiyaç duyduğu gelir düzeyinin altında yaşadığını belirttiği aktarıldı. Göreli yoksunluğun iş arayan gençlerde yüzde 98’e, öğrencilerde yüzde 94’e, ev gençlerinde yüzde 89’a çıktığı; çalışan gençlerde bile bu oranın yüzde 75 olduğu ifade edildi.  

Gençlerin yüzde 49’unun son bir yılda gelirlerinin harcamalarını karşılamadığını söylediği belirtilen raporda, gençlerin yüzde 35’inin kredi kartı borcu, yüzde 19’unun tüketici ya da ihtiyaç kredisi borcu, yüzde 19’unun arkadaşlarına borcu bulunduğu; yüzde 22’sinin ödenemeyen veya ertelenmiş faturası olduğu, yüzde 42’sinin ise son iki yılda faturalarını geciktirerek ödediği kaydedildi.  

“DİPLOMA GÜVENLİ GELECEK ANLAMINA GELMİYOR” 

TEPAV’ın yükseköğretim ve istihdam ilişkisine dair politika notuna da yer verilen raporda, Türkiye’de yükseköğretimin 2006 sonrasında “her ile bir üniversite” politikasıyla hızlı biçimde genişlediği; ancak üniversite sayısındaki artışın eğitim kalitesi, araştırma kapasitesi ve akademik özgürlüklerde aynı ölçüde ilerleme sağlamadığı belirtildi. TEPAV’a göre her yıl yaklaşık 114 bin üniversite mezununun eğitimdeki nitelik eksikliği nedeniyle işgücü piyasasına dezavantajlı biçimde katıldığı aktarıldı.  

Raporda, gençlerin işgücü piyasasına girişte yalnızca iş sayısının azlığıyla değil; eğitim kalitesi, beceri uyumsuzluğu, bölgesel imkan eşitsizliği, dil becerileri, mesleki yönlendirme eksikliği ve nitelikli iş üretme kapasitesinin sınırlılığıyla da karşı karşıya olduğu vurgulandı.  

“GENÇLERİN HAYATI ERTELENMEMELİDİR” 

Notun sonuç bölümünde, gençlik sorununun çok boyutlu bir kriz haline geldiği belirtilerek şu değerlendirmeye yer verildi: 

“Gençler yalnızca iş aramamaktadır; geçinebileceği bir ücret, güvenceli bir iş, nitelikli eğitim, borçsuz bir hayat, ailesine bağımlı kalmadan yaşayabileceği koşullar, kültürel hayata katılabileceği bir kent, özgürlük duygusu ve uzun vadeli gelecek kurabileceği bir ülke aramaktadır.”  

Biçer Karaca, 19 Mayıs’ın gençliğe duyulan güvenin ve Cumhuriyetin geleceğe uzanan iradesinin tarihi olduğunu vurgulayarak şu ifadeleri kullandı: 

“Gençliğin enerjisi, ülkenin en büyük toplumsal gücüdür. Bu gücün işsizlik, yoksulluk, borç, eşitsizlik ve umutsuzluk içinde tüketilmesi yalnızca gençlerin değil, Türkiye’nin geleceğinin de kaybıdır. 

Gençlerin hayatı ertelenmemelidir. Gençlerin iş, eğitim, barınma, özgürlük, kültürel yaşama katılım ve gelecek hakkı ertelenemez. Cumhuriyetin gençliğe bıraktığı miras, gençleri belirsizlik içinde bekletmek değil; onların insanca, özgür ve güvenceli bir hayat kurabileceği ülkeyi inşa etmektir.”  

19 MAYIS’A GİDERKEN
TÜRKİYE’DE GENÇLİĞİN GÖRÜNÜMÜ
İçindekiler
1. Yöntem ve kapsam 
2. Genel çerçeve: Gençlik sorunu artık tek başına işsizlik değildir 
3. Genç işsizliği ve geniş tanımlı işsizlik 
4. Güvenceli ve tam zamanlı istihdama erişim sorunu 
5. Eğitimde ve istihdamda olmayan gençler 
6. Genç kadınların görünmeyen emeği ve dışlanması 
7. Ev gençleri ve bağımsız hayat kuramama 
8. MESEM: Eğitim adı altında güvencesiz genç ve çocuk emeği
9. Genç yoksulluğu, geçinememe ve borçluluk 
10.Eğitim, diploma değeri ve nitelikli işe erişim 
11.Barınma, evlenme ve ertelenen hayatlar üzerine değerlendirme 
12.Sonuç 
Kapanış
1. Yöntem ve kapsam
Bu çalışma, Türkiye’de genç nüfusun 2024-2026 dönemindeki temel 
sorunlarını güncel raporlar üzerinden değerlendirmek amacıyla hazırlanmıştır. 
Çalışma; genç işsizliği, geniş tanımlı işsizlik, ne eğitimde ne istihdamda olan 
gençler, ev gençleri, genç kadınların eğitim ve istihdam dışına itilmesi, genç 
yoksulluğu, borçluluk, geçinememe, eğitim-istihdam uyumsuzluğu, diploma 
değerinin aşınması, gelecek kaygısı, kültürel hayata katılım, özgürlük algısı ve 
bağımsız hayat kurma güçlüğü başlıklarını birlikte ele almaktadır.
Çalışmanın verikaynakları; DİSK-AR’ın 2025 yıllık işsizlik ve istihdam raporu, 
Habitat Derneği’nin 2025 tarihli “Türkiye’de Gençlerin İyi Olma Hali Araştırma 
Raporu 6”, UNDP’nin 2025 tarihli “Türkiye’de Ne Eğitimde Ne İstihdamda Olan 
Genç Kadınlar İçin Politika Önerileri” Beyaz Kitabı, TOG-KONDA’nın 19 Mayıs 
2025’te yayımlanan “Türkiye 100 Genç Olsaydı” çalışması, Öğrenciler Sendikası 
MESEM Raporu, TEPAV’ın yükseköğretim ve istihdam ilişkisine dair politika notu 
ile OECD ve Eurostat bağlantılı karşılaştırmalı göstergelerden oluşmaktadır. DİSKAR raporu, TÜİK İşgücü İstatistikleri ve Eurostat verileri üzerinden geniş tanımlı 
işsizlik ile kayıtlı ve tam zamanlı istihdam göstergelerini hesaplamaktadır.
Bu çalışmada yer alan veriler aynı yaş grubunu ölçmemektedir. DİSKAR’ın genç işsizlik verileri ağırlıkla 15-24 yaş grubuna, Habitat araştırması 18-29 
yaş aralığındaki kentsel genç nüfusa, UNDP raporu 15-24 ve 18-29 yaş
aralığındaki NEET genç kadınlara, TOG-KONDA çalışması ise 17-25 yaş
aralığındaki gençlere odaklanmaktadır. Bu nedenle oranlar birebir aynı veri 
kümelerine ait değildir; ancak birlikte okunduklarında gençlik krizinin farklı 
boyutlarını görünür kılmaktadır.
2. Genel çerçeve: Gençlik sorunu artık tek başına 
işsizlik değildir
Türkiye’de gençlik sorunu uzun süre “genç işsizliği” başlığı altında 
tartışılmıştır. Ancak güncel vakalar ve toplumsal etkiler birlikte okunduğunda, 
gençlerin karşı karşıya olduğu tablo çok daha geniştir. Gençler yalnızca iş
arayıp bulamamakla değil; işgücü piyasasına hiç girememek, iş bulsa da 
güvenceli ve tam zamanlı istihdama erişememek, gelirinin giderlerini 
karşılamaması, ailesinden ekonomik olarak bağımsızlaşamaması, borçlanması, 
eğitimle iş arasındaki bağın zayıflaması, diplomanın işgücü piyasasında karşılık 
bulmaması ve gelecek planı yapamaması gibi iç içe geçmiş sorunlar 
yaşamaktadır.
Bu nedenle gençlik meselesi yalnızca istihdam politikasıyla açıklanamaz. 
Eğitim politikası, sosyal politika, toplumsal cinsiyet eşitliği, barınma, ücret 
politikası, kültürel yaşama erişim, sosyal güvence ve demokratik özgürlükler 
gençlik meselesinin ayrılmaz parçalarıdır. Raporlarda görülen vakalardan 
çıkacak toplumsal ortak sonuç, gençlerin yalnızca iş aramadığı; 
geçinebileceği, güvenceli yaşayabileceği, özgürce var olabileceği ve 
geleceğini kurabileceği bir Türkiye özlemidir.
DİSK-AR’ın 2025 yıllık raporu, resmi dar tanımlı işsizlik oranının işgücü 
piyasasındaki gerçek kırılganlığı ortaya koymaktadır. Rapora göre Türkiye’de 
2025’te dar tanımlı işsizlik oranı yüzde 8,3 iken, geniş tanımlı işsizlik oranı yüzde 
29,7’ye yükselmiştir. Geniş tanımlı işsizlik; zamana bağlı eksik istihdam edilenleri, 
iş bulma ümidini kaybedenleri, çalışmaya hazır olup iş aramayanları ve iş arayıp 
hemen işbaşı yapamayacak olanları da kapsamaktadır.
Bu ayrım, gençlerin yaşadığı krizi anlamak bakımından kritiktir. Çünkü 
gençlerin bir bölümü işsizlik istatistiğine dahil olacak biçimde aktif iş ararken, 
önemli bir bölümü iş aramaktan vazgeçmekte, eğitimde görünse bile yoksulluk 
içinde yaşamakta, evde beklemekte, eksik istihdamda kalmakta veya 
güvencesiz işlere sıkışmaktadır. Dolayısıyla gençlik krizi, dar tanımlı işsizlik oranının 
gösterdiği alanın çok ötesine taşmaktadır.
3. Genç işsizliği ve geniş tanımlı işsizlik
DİSK-AR’ın TÜİK verilerinden hareketle yaptığı hesaplamaya göre 2025 
yılında 15-24 yaş grubunda dar tanımlı genç işsizliği yüzde 15,3’tür. Aynı yaş
grubunda geniş tanımlı genç işsizliği ise yüzde 38,3 olarak hesaplanmıştır. Bu iki 
oran arasındaki yaklaşık 23 puanlık fark, genç işsizliğinin resmi dar tanımlı oranla 
açıklanamayacak kadar geniş bir sorun alanı olduğunu göstermektedir.
Genç kadınlarda tablo daha ağırdır. DİSK-AR’a göre 15-24 yaş arası genç 
kadınlarda dar tanımlı işsizlik yüzde 22,1, geniş tanımlı işsizlik yüzde 49,1’dir. Genç 
erkeklerde dar tanımlı işsizlik yüzde 15,2, geniş tanımlı işsizlik yüzde 31,6’dır. Bu 
veriler, genç kadınların işgücü piyasasında genç erkeklere göre çok daha ağır 
ve çok katmanlı bir dışlanma yaşadığını göstermektedir.
Türkiye’de geniş tanımlı işsizliğin uluslararası karşılaştırmadaki yeri de dikkat 
çekicidir. DİSK-AR raporuna göre 2025’te AB-27 ortalamasında geniş tanımlı 
işsizlik yüzde 12,2 iken Türkiye’de yüzde 29,7’dir. Buna göre Türkiye’de geniş
tanımlı işsizlik AB ortalamasının 2,4 katıdır. AB-27’de dar ve geniş tanımlı işsizlik 
arasındaki fark 6 puanken, Türkiye’de bu fark 21,3 puandır.
Bu tablo, gençlerin dahil olmaya çalıştığı işgücü piyasasının genel olarak 
kırılganlaştığını göstermektedir. Genç yaşta güvencesiz, düşük ücretli, kayıt dışı 
veya eksik istihdamla çalışma hayatına başlayan bir kuşak; yalnızca bugünkü 
gelirini değil, mesleki birikimini, sosyal güvenceye erişimini, emeklilik hakkını ve 
bağımsız yaşam kurma imkanını da kaybetme riskiyle karşı karşıyadır.
Genç işsizliğinin siyasal ve toplumsal anlamı bu noktada ortaya 
çıkmaktadır. Gençlerin işgücüne sağlıklı biçimde katılamaması, yalnızca 
bireysel yoksulluk üretmez; ülkenin üretim kapasitesini, sosyal güvenlik sistemini, 
aile yapısını, demografik geleceğini ve toplumsal umudunu da zayıflatır.
4. Güvenceli ve tam zamanlı istihdama erişim sorunu
İstihdam oranı tek başına gençlerin çalışma hayatındaki gerçek 
konumunu göstermeye yetmemektedir. Bir kişinin istihdamda görünmesi, onun 
kayıtlı, tam zamanlı, güvenceli ve geçinebileceği ücretle çalıştığı anlamına 
gelmeyebilir. Bu nedenle DİSK-AR raporunda kullanılan “Kayıtlı ve Tam Zamanlı 
İstihdam” göstergesi, işgücü piyasasının niteliğini anlamak bakımından 
önemlidir.
DİSK-AR’a göre 2025 yılında TÜİK’in resmi istihdam oranı yüzde 49 iken, 
kayıtlı ve tam zamanlı istihdam oranı yüzde 34’tür. Kadınlarda resmi istihdam 
oranı yüzde 31,1 iken kayıtlı ve tam zamanlı istihdam oranı yüzde 19,8’dir. 
Erkeklerde resmi istihdam oranı yüzde 66,4 iken kayıtlı ve tam zamanlı istihdam 
oranı yüzde 48,6’dır.
Çalışma çağındaki nüfus üzerinden bakıldığında tablo daha somuttur. 
DİSK-AR’a göre 2025’te çalışma çağındaki 66,4 milyon kişinin yalnızca 22,6 
milyonu kayıtlı ve tam zamanlı istihdamdadır. Çalışma çağındaki 33,6 milyon 
kadının ise yalnızca 6,6 milyonu kayıtlı ve tam zamanlı istihdam kapsamındadır.
Bu göstergeler, gençlerin işgücü piyasasına girdiklerinde karşılaştıkları 
yapısal sınırı göstermektedir. Gençler yalnızca iş bulmakta zorlanmamakta; iş
bulduklarında da çoğu zaman düşük ücret, geçici çalışma, kayıt dışılık, eksik 
istihdam veya güvencesizlikle karşılaşmaktadır. Böyle bir piyasada “çalışıyor 
olmak” gençler için her zaman yoksulluktan çıkmak, borçsuz yaşamak veya 
bağımsız hayat kurmak anlamına gelmemektedir.
Bu nedenle gençlik politikası, yalnızca istihdam sayısını artırma hedefiyle 
sınırlı kalamaz. Gençler için nitelikli, kayıtlı, tam zamanlı, güvenceli ve insanca 
ücret sağlayan işlerin yaratılması temel hedef olmalıdır. Aksi halde genç 
istihdamı artsa bile genç yoksulluğu, borçluluk ve gelecek kaygısı devam 
edecektir.
5. Eğitimde ve istihdamda olmayan gençler
Türkiye’de gençlik krizinin en kritik göstergelerinden biri NEET, yani ne 
eğitimde ne istihdamda olan gençlerin oranıdır. NEET göstergesi, yalnızca 
işsizlikten daha geniş bir dışlanma alanını ifade eder. Bu gruptaki gençler 
eğitimde değildir, istihdamda değildir, çoğu zaman mesleki eğitim veya 
yetiştirme programlarıyla da bağ kuramamaktadır. Bu durum gençleri gelirden, 
mesleki gelişimden, sosyal hayattan ve kamusal görünürlükten 
uzaklaştırmaktadır. UNDP’nin 2025 tarihli Beyaz Kitabı’na göre 2024 yılında 
Türkiye’de 15-24 yaş grubundaki NEET gençlerin oranı yüzde 22,9’dur. Bu oran 
erkeklerde yüzde 16,2, kadınlarda yüzde 30,1’dir. 18-29 yaş aralığında ise 
Türkiye’deki gençlerin yüzde 30’u, erkeklerin yüzde 17’si ve kadınların yüzde 
43’ü NEET statüsündedir.
Bu veriler, genç kadınların eğitimden ve istihdamdan kopuşunun genç 
erkeklere göre çok daha ağır olduğunu göstermektedir. 18-29 yaş grubunda 
genç kadınların neredeyse yarısına yaklaşan bölümünün ne eğitimde ne 
istihdamda olması, bireysel tercihle açıklanamayacak kadar yapısal bir soruna 
işaret etmektedir.
OECD karşılaştırmaları da Türkiye’nin bu alanda ciddi biçimde ayrıştığını 
göstermektedir. OECD’nin 2025 Türkiye notunda, 2023 yılında Türkiye’de 
gençlerin yüzde 28,4’ünün ne eğitimde ne istihdamda ne de yetiştirmede 
olduğu, OECD ortalamasının ise yüzde 12,6 olduğu belirtilmektedir. Bu 
karşılaştırma, Türkiye’de gençlerin sistem dışına itilmesinin uluslararası ölçekte de 
yüksek bir sorun alanı olduğunu ortaya koymaktadır.
NEET göstergesi yalnızca bugünün sorunu değildir. Eğitimden ve işgücü 
piyasasından uzun süre kopan gençlerin mesleki becerileri gelişmemekte, sosyal 
güvenceye erişimleri gecikmekte, gelirleri düşmekte ve yoksulluk riski 
artmaktadır. Bu nedenle NEET gençler, gençlik politikasının merkezinde ele 
alınması gereken öncelikli gruplardan biridir.
6. Genç kadınların görünmeyen emeği ve 
dışlanması
Taranan raporların ortak bulgusu, gençlik krizinin cinsiyetsiz 
yaşanmadığıdır. Genç kadınlar işgücüne katılım, istihdam, eğitimden işe geçiş, 
ekonomik bağımsızlık, sosyal katılım ve ev içi bakım yükü bakımından genç 
erkeklere göre daha ağır bir dışlanma yaşamaktadır.
DİSK-AR verilerine göre genç kadınlarda geniş tanımlı işsizlik yüzde 
49,1’dir. UNDP verilerine göre 18-29 yaş aralığındaki genç kadınların yüzde 43’ü 
ne eğitimde ne istihdamdadır. Habitat araştırması ise “ev genci” kategorisinde 
kadınların çok daha yüksek oranda yer aldığını göstermektedir. Buna göre 
kadın gençlerin yüzde 26’sı ev genci kategorisindeyken, erkek gençlerde bu 
oran yüzde 6’dır.
UNDP raporu, genç kadınların NEET durumunu bireysel tercih olarak değil, 
yapısal eşitsizlik sonucu olarak değerlendirmektedir. Rapora göre genç 
kadınların eğitime devamı; aile tercihleri, ailenin ekonomik durumu, güvenlik, 
başka şehirde barınma imkanı, toplumsal cinsiyet normları ve bakım 
sorumlulukları gibi etkenlerden genç erkeklere göre daha fazla etkilenmektedir.
Raporda ayrıca erken okul terkleri, erken yaşta evlilikler, ev içi bakım yükü, 
çocuk, yaşlı ve engelli bakımının ağırlıklı olarak kadınlardan beklenmesi, sosyal 
bakım hizmetlerinin yetersizliği ve işgücü piyasasındaki ayrımcılık genç kadınların 
eğitim ve istihdam dışında kalmasının temel nedenleri arasında 
değerlendirilmektedir.
Bu nedenle genç kadınların yaşadığı sorun yalnızca “iş bulamama” 
değildir. Genç kadınlar çoğu zaman eğitimden, istihdamdan, kamusal 
hayattan ve ekonomik bağımsızlıktan eş zamanlı biçimde uzaklaşmaktadır. Ev 
içinde harcadıkları emek istatistiklerde çoğu zaman görünmemekte; bakım 
yükü, aile içi sorumluluk ve toplumsal cinsiyet rolleri genç kadınların hayatını 
daraltmaktadır.
Genç kadınların güçlenmesi için yalnızca istihdam çağrısı yeterli değildir. 
Nitelikli ve erişilebilir bakım hizmetleri, güvenli eğitim ortamları, barınma desteği, 
ayrımcılıkla mücadele, kayıtlı ve güvenceli istihdam, mesleki beceri programları 
ve kadınların ev içi emeğini görünür kılan sosyal politikalar birlikte 
düşünülmelidir.
7. Ev gençleri ve bağımsız hayat kuramama
“Ev gençliği” Türkiye’de gençlik krizinin en görünmeyen başlıklarından 
biridir. Ev gençleri çoğu zaman ne eğitimde ne istihdamda olan, işgücü 
piyasasına güçlü biçimde bağlanamayan, ailesine ekonomik olarak bağımlı 
yaşayan ve sosyal hayata katılımı sınırlanan gençlerden oluşmaktadır. Bu grup 
içinde genç kadınların ağırlığı, sorunun cinsiyet boyutunu daha da belirgin hale 
getirmektedir.
Habitat araştırmasına göre genç erkeklerin yüzde 59’u çalışırken kadın 
gençlerde bu oran yüzde 38’dir. Ev genci kategorisinde kadınların yüzde 26’sı 
yer alırken erkeklerde bu oran yüzde 6’dır. Habitat bu farkın, genç kadınların 
işgücü piyasasına katılımının aile içi roller ve bakım sorumlulukları gibi faktörlerle 
daha fazla sınırlanabildiğini düşündürdüğünü belirtmektedir.
Ev gençliği yalnızca “çalışmama” hali değildir. Bu durum, eğitimden ve 
istihdamdan kopuşla birlikte sosyal katılımın zayıflaması, ekonomik bağımsızlığın 
ertelenmesi ve gelecek planı yapamama anlamına da gelmektedir. Özellikle 
genç kadınlar açısından evde kalma hali çoğu zaman ev içi ücretsiz emek, 
bakım yükü ve aile içi sorumluluklarla birleşmektedir.
Habitat verileri gençlerin iş bulma konusunda yoğun kaygı taşıdığını da 
göstermektedir. 2025 yılında gençlerin yüzde 72’si herhangi bir nedenle iş arasa 
kolayca iş bulamayacağını düşünmektedir. İş arayan gençlerde bu oran yüzde 
94’e, ev gençlerinde yüzde 81’e çıkmaktadır.
Bu veri, ev gençlerinin yalnızca bugün işgücü piyasasının dışında 
olmadığını, aynı zamanda gelecekte iş bulma ihtimaline dair de zayıf bir güven 
taşıdığını göstermektedir. İş bulma umudunun zayıfladığı bir ortamda gençlerin 
eğitim, meslek, şehir, evlilik, hane kurma ve kültürel yaşama katılım kararları da 
ertelenmektedir.
8. MESEM: Eğitim adı altında güvencesiz genç ve 
çocuk emeği
Gençlik krizinin bir yüzü ne eğitimde ne istihdamda olan gençlerse, diğer 
yüzü de eğitim adı altında güvencesiz, denetimsiz ve riskli çalışma düzenine 
yönlendirilen çocuklar ve gençlerdir. Bu nedenle Mesleki Eğitim Merkezi 
Programı, gençlik raporunda ayrı bir başlık olarak ele alınmalıdır.
MESEM, resmi söylemde gençlere meslek kazandırma, işgücü piyasasının 
ihtiyaç duyduğu ara elemanı yetiştirme ve okuldan işe geçişi kolaylaştırma 
politikası olarak sunulmaktadır. Ancak sahadan gelen veriler, bu modelin birçok 
çocuk ve genç açısından eğitim hakkı ile çocuk emeği arasındaki sınırı 
bulanıklaştırdığını göstermektedir. MESEM öğrencileri kağıt üzerinde öğrenci 
statüsündedir; fiilen ise haftanın büyük bölümünü işletmelerde, üretim düzeninin 
ve iş güvenliği risklerinin içinde geçirmektedir.
Öğrenci Sendikası’nın 2026 tarihli MESEM raporu, bu tablonun sahadaki 
karşılığını çarpıcı biçimde ortaya koymaktadır. Gebze’de 14-18 yaş arası 926 
MESEM öğrencisiyle yapılan araştırmaya göre öğrencilerin yüzde 58,1’i haftada 
7 gün, yüzde 38,7’si haftada 6 gün çalıştığını belirtmiştir. Öğrencilerin yüzde 
70,9’u günde 12 saatten fazla, yüzde 25,6’sı ise günde 10-12 saat çalıştığını ifade 
etmiştir. Bu veriler, MESEM’in birçok öğrenci açısından mesleki eğitimden çok, 
uzun çalışma saatlerine dayalı bir emek düzenine dönüştüğünü göstermektedir.
Raporda öğrencilerin sosyal yaşama ayırabildiği zaman da son derece 
sınırlıdır. Öğrencilerin yüzde 95’i sosyal hayata haftada yalnızca 0-3 saat 
ayırabildiğini belirtmiştir. Bu tablo, MESEM öğrencilerinin yalnızca eğitim 
hakkından değil; dinlenme, sosyalleşme, kültürel yaşama katılma ve çocukluk-
gençlik dönemini sağlıklı biçimde yaşama imkanından da uzaklaştığını 
göstermektedir.
İşyerinde maruz kalınan kötü muamele ve şiddet verileri ayrıca dikkat 
çekicidir. Araştırmaya göre öğrencilerin yüzde 97,8’i işyerinde küfre, yüzde 
96,6’sı fiziksel şiddete maruz kaldığını belirtmiştir. Bu oranlar, MESEM 
öğrencilerinin çalışma ortamlarında yalnızca iş kazası riskiyle değil, aynı 
zamanda psikolojik ve fiziksel şiddetle de karşı karşıya kaldığını ortaya 
koymaktadır.
Denetim eksikliği MESEM’in en kritik sorunlarından biridir. Öğrenci 
Sendikası’nın araştırmasına göre öğrencilerin yüzde 88,9’u işyerinde denetim 
yapılmadığını belirtmiştir. Ulaşım masrafı karşılanmayan öğrencilerin oranı yüzde 
91,8’dir. Bu veriler, öğrencilerin işletmelere yönlendirildiği ancak çalışma 
koşullarının, iş güvenliğinin, ulaşım ve temel giderlerinin etkili biçimde güvence 
altına alınmadığı bir düzeni işaret etmektedir.
İş kazası verileri ise başlı başına alarm niteliğindedir. Araştırmaya göre 
öğrencilerin yüzde 90,5’i iş kazası geçirdiğini ifade etmiştir. Bu oran, yalnızca 
bireysel ihmallerle açıklanamayacak kadar yüksek bir yapısal riske işaret 
etmektedir. Çocukların ve gençlerin işyerinde geçirdiği kazalar, eğitim politikası 
ile iş sağlığı ve güvenliği politikası arasındaki kopukluğu görünür kılmaktadır.
MESEM gençlik krizinin özel bir başlığıdır. Çünkü sistem, bir yandan ne 
eğitimde ne istihdamda olan gençleri sorun olarak tanımlamakta; diğer 
yandan yoksul çocukları ve gençleri eğitim adı altında işletmelere 
yönlendirmektedir. Böylece gençlerin bir bölümü evde, işsiz ve umutsuz 
beklerken; bir bölümü düşük ücretli, denetimsiz, uzun saatli ve riskli çalışma 
ilişkileri içinde erken yaşta yıpranmaktadır.
MESEM öğrencileri bakımından ayrı, düzenli ve kamuya açık bir veri 
tabanı oluşturulmalıdır. Öğrencilerin yaş, cinsiyet, il, okul türü, sektör, işletme türü, 
haftalık işletmede bulunma süresi, ücret, ulaşım, iş kazası, yaralanma, şiddet, 
kötü muamele ve ölüm verileri düzenli olarak açıklanmalıdır. Öğrencilerin 
gönderildiği işletmelerin denetim sonuçları da şeffaflaştırılmalıdır. Hangi ilde kaç 
işletmenin denetlendiği, hangi sektörlerde eksiklik tespit edildiği, kaç işletmeye 
yaptırım uygulandığı, kaç işletmenin öğrenci çalıştırma yetkisinin kaldırıldığı ve iş
kazalarından sonra hangi idari ve adli işlemlerin yapıldığı kamuoyuyla 
paylaşılmadan çocukların ve gençlerin güvenliğinin sağlandığı söylenemez.
9. Genç yoksulluğu, geçinememe ve borçluluk
Genç yoksulluğu yalnızca gelirsizlik veya işsizlik üzerinden anlaşılamaz. 
Güncel raporlar, gençlerin önemli bir bölümünün çalışsa bile geçinemediğini, 
gelirinin harcamalarını karşılamadığını, borçlandığını, faturalarını ertelediğini ve 
aile desteğine bağımlı yaşadığını göstermektedir.
Habitat Derneği’nin 2025 araştırmasına göre gençlerin yalnızca yüzde 
40’ı maddi durumundan memnun olduğunu belirtmektedir. Bu oran 2017’de 
yüzde 61 düzeyindeyken sonraki yıllarda belirgin biçimde gerilemiş, 2023’te 
yüzde 38’e kadar düşmüştür. Yani gençlerin çoğunluğu maddi durumundan 
memnun değildir.
Raporda gençlerin ortanca kişisel gelirinin 10.001-30.000 TL aralığında, 
ihtiyaç duyduklarını belirttikleri gelirin ise 30.001-50.000 TL aralığında olduğu 
ifade edilmektedir. Habitat bu farkın, gençlerin yüzde 84’ünün göreli yoksunluk 
yaşadığını gösterdiğini belirtmektedir. Göreli yoksunluk iş arayan gençlerde 
yüzde 98’e, öğrencilerde yüzde 94’e, ev gençlerinde yüzde 89’a çıkmaktadır. 
Çalışan gençlerde bile bu oran yüzde 75’tir.
Yine Habitat araştırmasına göre gençlerin yüzde 49’u son bir yılda 
gelirlerinin harcamalarını karşılamadığını söylemektedir. Geliri yetersiz kalan 
gençlerin yüzde 25’i harcamalarını kısmak zorunda kaldığını, yüzde 20’si tüketici 
kredisine başvurduğunu, yüzde 15’i ise birikimlerini bozduğunu ifade etmektedir.
Borçluluk göstergeleri de gençlerin ekonomik kırılganlığını görünür 
kılmaktadır. Gençlerin yüzde 35’inin kredi kartı borcu, yüzde 19’unun tüketici ya 
da ihtiyaç kredisi borcu, yüzde 19’unun ise arkadaşlarına borcu bulunmaktadır. 
Gençlerin yüzde 22’sinin şu anda ödenemeyen veya ertelenmiş faturası vardır. 
Yüzde 42’si son iki yılda faturalarını geciktirerek ödediğini belirtmektedir. Tasarruf 
yapabildiğini söyleyen gençlerin oranı yalnızca yüzde 26’dır.
Bu tablo, gençlerin ekonomik hayatının uzun vadeli planlamadan çok kriz 
yönetimine dönüştüğünü göstermektedir. Gençler ev, eğitim, evlilik, çocuk, 
kültürel hayat veya girişim için birikim yapmaktan çok; borcu çevirmeye, 
faturayı ertelemeye, tüketimi kısmaya ve günü kurtarmaya çalışmaktadır.
10. Eğitim, diploma değeri ve nitelikli işe erişim
Türkiye’de gençler uzun yıllar boyunca eğitim yoluyla sosyal hareketlilik 
ve güvenli gelecek beklentisi kurdu. Ancak son yıllarda yükseköğretimdeki 
niceliksel büyümenin istihdamda aynı ölçüde nitelikli karşılık üretmediği 
görülmektedir. Üniversite mezunu olmak, birçok genç için artık tek başına 
güvenli iş, düzenli gelir ve bağımsız hayat güvencesi sağlamamaktadır.
TEPAV’ın 29 Kasım 2025 tarihli politika notu, Türkiye’de yükseköğretim 
sisteminin 2006 sonrasında “her ile bir üniversite” politikasıyla hızlı biçimde 
genişlediğini; ancak üniversite sayısındaki artışa rağmen eğitim kalitesi, 
araştırma kapasitesi ve akademik özgürlükler bakımından aynı ölçüde ilerleme 
sağlanamadığını belirtmektedir.
TEPAV’a göre üniversite mezunları arasında alan-beceri uyumsuzluğu 
belirginleşmiş, istihdama dahil olamayan yükseköğrenim mezunlarının oranı 
artmış ve daha nitelikli eğitim alan gençlerde işsizlik kronik hale gelmiştir. Aynı 
politika notuna göre her yıl yaklaşık 114 bin üniversite mezunu, eğitimdeki nitelik 
eksikliği nedeniyle işgücü piyasasına dezavantajlı biçimde katılmaktadır.
Habitat araştırması da gençlerin eğitim ve işgücü piyasası arasındaki 
uyumsuzluğu farklı bir yerden göstermektedir. Gençlerin kendilerini en yetersiz 
hissettikleri alan yabancı dildir. İngilizce, Fransızca ya da Almanca dillerinden 
en az birinde kendini yeterli görenlerin oranı yalnızca yüzde 16’dır. Buna karşılık 
gençlerin yüzde 57’si yaşadıkları bölgede iş bulmak için bu dillerden birini iyi 
derecede bilmenin önemli olduğunu düşünmektedir.
Bu bulgular, gençlerin işgücü piyasasına girişte yalnızca iş sayısının 
azlığıyla değil; eğitim kalitesi, beceri uyumsuzluğu, bölgesel imkan eşitsizliği, dil 
becerileri, mesleki yönlendirme eksikliği ve nitelikli iş üretme kapasitesinin 
sınırlılığıyla da karşı karşıya olduğunu göstermektedir.
Gençlere “daha çok okuyun” demek, eğitim sisteminin niteliği ve işgücü 
piyasasının yapısı değiştirilmediğinde tek başına çözüm üretmemektedir. Eğitim 
politikası, gençlerin yalnızca diploma almasına değil, aldığı eğitimin nitelikli işe, 
güvenceli gelire ve sosyal hayata katılıma dönüşmesine odaklanmalıdır.
11. Barınma, evlenme ve ertelenen hayatlar üzerine 
değerlendirme
Gençlerin barınma, evlenme ve aile kurma sorunları son yıllarda 
toplumsal tartışmaların merkezine yerleşmiştir. Ancak bu rapor kapsamında 
taranan kaynaklarda, gençlere özel kira ve barınma maliyetlerini doğrudan 
ölçen güncel ve güvenilir tekil bir veri seti sınırlı kalmıştır. Bu nedenle “gençler 
ekonomik kriz nedeniyle evlenemiyor” ya da “gençlerin belirli bir oranı 
ailesinden ayrı yaşayamıyor” gibi doğrudan rakamsal veya nedensel iddialar, 
ayrıca teyit edilmeden bu rapora alınmamıştır.
Buna karşın eldeki veriler, gençlerin bağımsız hayat kurma eşiğine 
erişmekte ciddi güçlük yaşadığını güçlü biçimde göstermektedir. Gençlerin 
büyük çoğunluğunun ihtiyaç duyduğu gelir düzeyinin altında yaşaması, çalışan 
gençlerin dahi göreli yoksunluk içinde kalması, borçluluk ve ertelenmiş fatura 
oranlarının yüksekliği, aile desteğinin gençlerin temel gelir kaynaklarından biri 
olmaya devam etmesi ve iş bulma kaygısının yaygınlığı, gençlerin bağımsız 
hane kurmasını güçleştiren yapısal koşullara işaret etmektedir.
Bu nedenle barınma ve aile kurma başlığı, yalnızca bireysel tercih 
üzerinden açıklanamaz. Gençlerin evlenme, ayrı eve çıkma, aile kurma, çocuk 
sahibi olma veya uzun vadeli hayat planı yapma kararları; gelir düzeyi, iş
güvencesi, kira ve barınma maliyetleri, borçluluk, eğitim-istihdam geçişi ve 
gelecek öngörüsüyle birlikte değerlendirilmelidir.
12. Sonuç 
Güncel raporlar birlikte değerlendirildiğinde Türkiye’de gençlik sorununun 
çok boyutlu bir kriz haline geldiği görülmektedir. Gençler yalnızca iş
aramamaktadır; geçinebileceği bir ücret, güvenceli bir iş, nitelikli eğitim, 
borçsuz bir hayat, ailesine bağımlı kalmadan yaşayabileceği koşullar, kültürel 
hayata katılabileceği bir kent, özgürlük duygusu ve uzun vadeli gelecek 
kurabileceği bir ülke aramaktadır.
Birinci sonuç, genç işsizliğinin dar tanımlı oranla açıklanamayacak kadar 
geniş olduğudur. 15-24 yaş grubunda dar tanımlı genç işsizliği yüzde 15,3 iken 
geniş tanımlı genç işsizliği yüzde 38,3’tür. Genç kadınlarda geniş tanımlı işsizliğin 
yüzde 49,1’e çıkması, gençlik krizinin toplumsal cinsiyet boyutunu açık biçimde 
göstermektedir.
İkinci sonuç, gençlerin önemli bir bölümünün eğitim ve istihdam dışında 
kaldığıdır. UNDP’ye göre 2024’te Türkiye’de 15-24 yaş aralığındaki NEET 
gençlerin oranı yüzde 22,9’dur. Bu oran kadınlarda yüzde 30,1’dir. 18-29 yaş
aralığında genç kadınların yüzde 43’ünün ne eğitimde ne istihdamda olması, 
genç kadınların sistem dışına itilmesinin yapısal boyutunu ortaya koymaktadır.
Üçüncü sonuç, genç yoksulluğunun yalnızca işsiz gençlerin sorunu 
olmadığıdır. Habitat’a göre gençlerin yüzde 84’ü ihtiyaç duyduğu gelir 
düzeyinin altında yaşadığını belirtmektedir. Çalışan gençlerde bile bu oran 
yüzde 75’tir. Bu veri, çalışmanın tek başına gençleri yoksulluktan çıkarmaya 
yetmediği bir tabloyu göstermektedir.
Dördüncü sonuç, gençlerin ekonomik bağımsızlığının zayıf olduğudur. 
Gençlerin yüzde 49’u son bir yılda gelirlerinin harcamalarını karşılamadığını 
söylemektedir. Yüzde 35’inin kredi kartı borcu, yüzde 19’unun tüketici ya da 
ihtiyaç kredisi borcu, yüzde 22’sinin ödenemeyen veya ertelenmiş faturası 
bulunmaktadır.
Beşinci sonuç, eğitimin güvenli gelecek vaadinin zayıfladığıdır. TEPAV’a 
göre her yıl yaklaşık 114 bin üniversite mezunu, eğitimdeki nitelik eksikliği 
nedeniyle işgücü piyasasına dezavantajlı biçimde katılmaktadır. Üniversite 
sayısındaki artış, eğitim kalitesi ve işgücü piyasasıyla uyum bakımından aynı 
ölçüde nitelikli sonuç üretmemiştir.
Altıncı sonuç, gençlerin ruh halinin ve gelecek duygusunun 
kırılganlaştığıdır. Habitat’a göre iş arayan gençlerde yaşam memnuniyeti 
yüzde 27’ye, gelecekten umutlu olma oranı yüzde 16’ya düşmektedir. 
TOG-KONDA’ya göre mutsuz olduğunu söyleyen gençlerin oranı 2015’te 
yüzde 9 iken 2025’te yüzde 22’ye çıkmıştır. Her 10 gençten 8’i özgürlükleri 
konusunda endişelidir.
Bu tablo karşısında gençlerin iş, eğitim, barınma, özgürlük, kültürel 
yaşama katılım ve gelecek hakkı kamusal politikanın merkezine alınmalıdır. 
Genç işsizliğini azaltacak politikalar, yalnızca istihdam sayısını değil; istihdamın 
niteliğini, ücret düzeyini, sosyal güvenceyi ve çalışma koşullarını da 
hedeflemelidir.
Genç kadınlar için özel politika çerçevesi gereklidir. Bakım hizmetlerinin 
kamusal ve erişilebilir biçimde güçlendirilmesi, genç kadınların eğitimden 
kopuşunu önleyecek destekler, güvenli barınma imkanları, ayrımcılıkla 
mücadele, güvenceli istihdam ve ücretsiz bakım emeğini görünür kılan sosyal 
politikalar birlikte ele alınmalıdır.
Eğitim politikası, yalnızca diploma üretmeye değil, gençlerin nitelikli işe 
erişimini sağlayacak becerilere, mesleki yönlendirmeye, akademik kaliteye, 
bölgesel eşitsizliklerin azaltılmasına ve gençlerin eğitimden istihdama geçişini 
güçlendirmeye odaklanmalıdır.
Gençlerin geçim krizi karşısında sosyal destek mekanizmaları 
güçlendirilmelidir. Borçluluğun ve ertelenmiş faturaların arttığı bir ortamda 
gençlerin yalnızca piyasa koşullarına bırakılması, yoksulluğu ve bağımlılığı 
derinleştirmektedir. Gençlerin barınma, ulaşım, beslenme, kültürel hayata 
katılım ve eğitim giderleri kamusal sosyal politika başlıkları olarak ele alınmalıdır.
Kapanış
19 Mayıs, gençliğe duyulan güvenin ve Cumhuriyetin geleceğe uzanan 
iradesinin tarihidir. Ancak bugünün Türkiye’sinde gençlerin önemli bir bölümü 
işsizlikle, güvencesizlikle, geçinememeyle, borçlulukla, eğitimden ve 
istihdamdan kopuşla, özgürlük kaygısıyla ve gelecek belirsizliğiyle karşı 
karşıyadır.
Gençliğin enerjisi, ülkenin en büyük toplumsal gücüdür. Bu gücün işsizlik, 
yoksulluk, borç, eşitsizlik ve umutsuzluk içinde tüketilmesi yalnızca gençlerin 
değil, Türkiye’nin geleceğinin de kaybıdır.
Gençlerin hayatı ertelenmemelidir. Gençlerin iş, eğitim, barınma, 
özgürlük, kültürel yaşama katılım ve gelecek hakkı ertelenemez. Cumhuriyetin 
gençliğe bıraktığı miras, gençleri belirsizlik içinde bekletmek değil; onların 
insanca, özgür ve güvenceli bir hayat kurabileceği ülkeyi inşa etmektir.

Gündem Haberleri

ROK'un Rezillikleri bir bir dökülüyor
19 MAYIS RUHU VE TÜRK GENÇLİĞİ
Üsküdar Belediyesi'ne operasyon
Mansur Başkan'dan 19 Mayıs Kutlaması
Eşi 'fakirlik belgesi' alan AKP'li Hüseyin Altınsoy için 'para topladılar'