BAYRAM OLUNCA HAYAT DURMUYOR! 

Özcan PEHLİVANOĞLU

Malumunuz Kurban Bayramını idrak ediyoruz. Hükümetimiz de dokuz günlük bir tatil ilan etti... Ülkemizin krema tabakası da fırsat bu fırsattır diyerek büyükşehirleri boşaltıp Ege ve Akdeniz'e ya da yurt dışına akın etti. 

Halkımızın bu kesiminin para harcayışına bakınca dünyanın en zengin ülkesinde yaşıyormuş hissine kapılıyor insan! Bardağa boş kısmından bakıyor iseniz bu seferde ülkeniz adına karalar bağlıyorsunuz... 

Hayat dediğim gibi bizde dursa da dünyada akıp gidiyor! 

ABD-İsrail ortaklığı durmadan İran'a saldırıyor, Yunanistan bize karşı Fener Rum Papazlığı'nın desteği ile entrikalar çevirme peşinde, en ilginci de Gürcistan'da binlerce kişinin AB sürecini dört yıl askıya alan hükümeti ABD, İngiltere ve Avrupa Birliği ülkelerinin bayrakları ile protesto edişi oldu! Bunlara bir de CHP'nin başına gelenleri eklemeliyiz. Çünkü CHP'nin başına gelenlerin de kanaatimce yurt dışı ilişkisi var... 

Hal böyle olunca dünyada neler olup bitiyor diye ve bununla birlikte olan bitene karşı Türk dış politikası nasıl bir yol izliyor bakmak lazım. 

Aslında işin gerçeği, Türk insanı devlet veya hükümetler tarafından uygulanan "dış politika"yı pek önemsemez, dikkat etmez ve merakla izlemez. Çünkü dış politikanın hayatına bir etkisi olduğunu düşünmez.

Halbuki ülkelerin uyguladığı dış politika, o ülkelerin güncel yaşamlarını sürdürmeleri hatta bekalarını temin etmelerinin başlıca faktörüdür.

Dış politika; ekonomiye, savunmaya, tarıma, sağlığa, kültürel ve sosyal yaşama doğrudan yada dolaylı olarak etki eder. Aslında bunu yaşamında en iyi şekilde görmesi gereken milletlerin başında Türk Milletinin gelmesi gerekir. Ama maalesef gerçek böyle değildir. 

Dünya, teknolojinin boyutlarının vardığı safha nedeni ile artık çok küçülmüştür. Bu küçülen dünyada dış politika oyununu iyi oynamak gereklidir.

Türkiye ve öncesinde Osmanlı-Türk İmparatorluğu, bu dış politika oyununu iyi oynayamadığı için Türk Milleti dün olduğu gibi bugünde sıkıntılar çekmektedir.

Uluslararası yanlış ittifaklar, teslimiyetçi anlaşmalar ve yakınlaşmalar halkımızın günlük yaşamına olumsuz bir şekilde etki etmektedir. Yaygınlaşan fakirliğin bir nedeni de budur! 

Türk Milleti yanlış dış politikalar nedeni ile milyonlarca kilometre kare toprağını ve milyonlarca insanını yakın sayılabilecek bir tarih sürecinde kaybetmiştir.

Günümüzde ise adeta geçmişten bu yana süren yanlış politik kararlar ve uygulamalar sebebi ile bir "sessiz işgal" ile karşı karşıya bulunmaktayız. Halbuki dış politika sadece Türk milletinin ve devletinin menfaatleri için uygulanması gereken bir argümandır. Bunun gerçekleşmediğini sonuçlar itibariyle günümüzde çok daha net bir şekilde görüyoruz.

Türkiye, NATO, AB, Rusya, Çin ve diğer komşu yada bölgesel ülkelerle ve bunlara eklenen finans piyasalarını elinde tutan küresel güç odakları ile mütekabiliyet ve karşılıklı menfaatlere dayalı politikalar maalesef geliştiremedi. Hep taviz veren ve kaybeden pozisyonunda oldu.

Türkiye'yi Atatürk'ten sonra yönetenler ne menem bir düşünce ise Türkiye'nin varlığını, bu toprakların dış güçlere bir menfaat olarak sunulmasına bağladılar. Örneğin AB ile gümrük Birliği, Rusya ile Akkuyu Nükleer santrali, Cargill ve İsrail ile tarım politikaları, limanların satılması, ABD ve İngiltere'den yolcu ve askeri uçak alımı ve yabancı yatırımcıların ülkeyi istila etmesi gibi... 

Yani bu topraklarda menfaatleri olanlar menfaatleri sebebiyle bize dokunmayacaklardı! 

Ama öyle olmuyor. En büyük düşmanımız stratejik müttefik dediğimiz ABD! Karşımızda bize karşı her türlü düşmanlığı yapıyor...Ne kadar yanlış bir politikaymış! 

Bir de Türkiye'de dünün mandacısı bugünün teslimiyetçi ve işbirlikçi bir siyasetçi-aydın insan topluluğu var... 

Örneğin bunlar ABD'siz, İngiltere'siz, Almanya'sız, Rusya'sız, Fransa'sız hatta Çin'siz olmaz diye düşünürler. Böyle bir insan tipi de bizim doğru dış politikayı uygulamamızın önünde büyük bir engel olarak durmaktadır.

Türk Milletinin fakirliği buradan gelmektedir. Yani memleket dış güçlerin sömürüsüne açılmıştır. Bu durum yakın bir gelecekte beka sorununu çok daha net bir şekilde ortaya çıkaracaktır.

Bir kaç sene önce meydana gelen iki olay aslında bizim gözlerimizi açmamıza neden olmalıydı. Birincisi Yunanistan'da yapılan 1821 Mora İsyanı'nın 200.yılı kutlama törenleri ki, bu törenlere ABD, İngiltere, Almanya, Fransa, Rusya ve diğer devletler en üst düzeyde katılmış ve aradan iki yüzyıl geçmiş olmasına rağmen bize karşı dış politikalarındaki tutarlılığı ve kararlığı bir kez daha ortaya koymuşlardır. İkincisi ise geçtiğimiz yıllarda  ölen İngiltere kraliçesinin kocası Prens Philips'in aile ve akrabalık ilişkileridir. Bunlar bilinmeden, anlaşılmadan veya dikkate alınmadan dış politikalar oluşturulamaz.

Hülasa şu iyi bilinmelidir ki; Türk Milletini rahat, mutlu, huzurlu, güvenli ve refah içinde yaşatmak istiyorsanız tamamen Türk Milletinin menfaatlerine dönük, sağlam ve tutarlı bir dış politika izlemek zorundasınız.

 Aynı zamanda bu Türk Milletinin ve Türk Dünyasının onuru ve gururu ve de insanca yaşaması ve yaşatılması da açısından çok önemlidir.

Bunun Atatürk'ün ölümünden bu yana hakkıyla yapılabildiğini söylemek zordur. Ancak gelecek için başarmak zorundayız.

Bayramda ki hüzünlü ya da eğlenceli ortamlara bakarken aklıma bunlar geldi! Türk'üm diyemeyen bir siyasetin egemen olduğu ülkede bunlar normal şeyler her halde?