İktidarın İki Projesi!..

Özcan PEHLİVANOĞLU

Benim bu iktidarla kimyam uyuşmaz. Genetiklerimiz farklı! Onun için bunlara ve temsil ettikleri şeylere doğduğumdan beri karşıyım... Bundan dolayı iktidarı desteklemem. Yani müzmin muhalifim ama kendimce çok haklı nedenlerim var.

 

Kimin haklı olduğunu ise yaşayıp görüyoruz. Yani öyle yılların geçmesini beklemeye gerek yok. Şiwan'ı Diyarbakır'da alkışlatan, Barzani'yi parti kongrelerinde konuşturan şimdi de pkk-ypg-pyd'den dert yanan ben değilim. Hele çözüm sürecinde görmezden gelinen hendekleri kapatmak için verilen 800'ün üzerindeki şehidi unutmam mümkün değil.

 

Çocukluğumdaki tanzim kuyruklarını hortlatan ekonomi politikaları ise çok acı... Devletin dolayısıyla milletin dişinden tırnağından artırdıkları ile yapılan milli tesislerin özelleştirme peşkeşi ile yandaşlara ve yabancılara verilişi ise uzun yıllar biz Türklerin canını acıtacak! Devlet dün Galata bankerlerine teslim olmuştu bugün de Londra tefecilerine teslim olduğumuz söyleniyor. Ülke gırtlağına kadar borç batağında, bu durumda borçları hangi tavizlerle döndüreceğimiz meçhul...

 

Ülkenin inanç değerleri ile oynanmış ve milli-manevi değerler erozyona uğratılmıştır. Herkesin dilinde bu topraklarda 72 milletin yaşadığı ve Atatürk'ün bir dayatma ile hepimize "Türk" dediği konuşuluyor. Bu kötülüğü bize bir yabancı yapsaydı bu kadarını yapamazdı. Şimdi de yerel seçimler var diye seçmenini konsolide etmek için her şey yapılıyor. Kimse çıkıp da, bunun bir ülkeye yapılabilecek en büyük kötülük olduğunu iktidara ve onun yamağına söylemiyor!

 

Bir de fakirleştirilen ve cahil bırakılan yoksul halkın, ne yaptığını bilmez hale getirilişi ise ayrı bir can yakıcı husus... Yani psikolojimizi bozdular ve ruhsal genetiğimizle oynadılar.

 

Demografik yapıyı bozmak bir ülkeye yapılabilecek en büyük ihanettir. Suriyelileri de bu ülkeye alarak bunu da, başardılar... Neyse bu mübarek günde hangi görüşteyim size onu anlatmak için bu örnekleri verdim. Çünkü bundan sonra yazacaklarımdan dolayı iktidar yandaşı olduğum düşüncesine kapılmayın diye...

 

İktidar bunları yapıyor da, ülkenin muhalefeti, aydınları, iş insanları yani tüm yanlışları görüp de, sesini çıkarmayanlar doğru mu, yapıyor? Tabii ki, hayır! Onlarda dönemin dilsiz şeytanlığına soyunmuşlar.

 

Neyse gelelim iktidarın desteklediğim ve çok doğru bulduğum iki projesine; bunlardan biri Taksim Meydanında yapılan cami ile Çamlıca tepesine dikilen camidir.

 

Taksim, İstanbul'da bir dönem Pera denilen ve Osmanlı döneminde Hristiyanların yaşadığı bir semttir. Osmanlı döneminde İstanbul başkent olduğu için yabancı devletlerin büyükelçilikleri Beyoğlu'nda İstiklal Caddesinin etrafındaydı... Şimdi başkonsolosluk binaları olarak hizmet veriyorlar. Bir çırpıda aklıma geliverenler Fransız, İngiliz, Hollanda, Rus ve İsveç konsolosluklarıdır. Çevrede birçok kilise de, bulunmaktadır. Bu kiliselerin çoğu Osmanlı'nın diz çöktürüldüğü 1800'lerin sonu ile 1900'lerin başında yapılmıştır. Yani o kadar eski değillerdir.

 

Hristiyan Batı, bu bölgeyi İstanbul'un Hristiyan bölgesi olarak görmüştür. Gelecek planlamasında ve yine İstanbul'un ele geçirilmesinde bu bölgeyi bir merkez ve sembol olarak görmektedir. O yüzden Taksim'e kiliselerin karşısına ihtişamlı bir cami dikilmesine el altından hep karşı çıkmıştır. Türkiye'de Taksim'de cami yapılmasına karşı çıkanlarda bu Hristiyan Batı'nın yerli işbirlikçileridir. Taksim'e cami yapılması, Türkiye'nin gündemini onlarca yıl yersiz yere işgal etmiştir.

 

Devlet bilemediğim nedenlerle bu camiyi yapmaktan imtina etmiş, iktidarlar ise kendilerinde buraya cami yapacak cesareti görememişlerdir. Bu dönem bu camiyi yapan (devletin milli çekirdeğinin kararı olduğuna inanmakla beraber) Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı ve iktidarını kutluyorum. Türk devleti bu camiyi kiliselerin karşısına dikmekle, bu topraklarda ve tabii ki İstanbul'da egemen güç olduğunu Hristiyan Batı'ya bir kez daha göstermiştir.

 

Gelelim Çamlıca Camisine... Türk Devlet geleneğinde hakim olunan toprakların Türklere ait olduğunu ispatlamak için daima bir nişan konulmuştur. Orhun Anıtları, Ani Harabeleri, Ahlat'taki mezar taşları, Anadolu'nun dört bir köşesindeki yüzlerce yıllık camiler, adına Selimiye denilen mimari abide, Balkanlardaki cami, medrese, han, hamam ve köprüler, İstanbul'da halen gurur kaynağımız olan Süleymaniye, Sultanahmet, Fatih, Yeni Cami, Eyüp Sultan gibi saymakla bitiremeyeceğimiz eserler bizim varlığımızı tescilleyen nişanlarımızdır.

 

Devlet yıkılırken bile Dolmabahçe ve Beylerbeyi Sarayları ile Küçüksu Kasrı gibi eserleri yaparak "bu toprakların sonsuza kadar sahibi benim" mesajını bütün dünyaya vermiştir.

 

Şimdi de, İstanbul'a hakim bir tepede Çamlıca Cami gibi bir nişan daha geleceğe bırakılıyor. İstanbul'un Anadolu yakasında bir nişan hüviyetinde selatin camimiz yoktu. Çok şükür o da, oldu. Eğer bir gün gelip de, bu toprakların Türklerin vatanı olup olmadığı sorgulanırsa işte onu sorgulayacak olanlara en büyük delillerimiz bir nişan hüviyetindeki bu eserlerimizdir. Yapanları kutluyorum. Allah razı olsun...

 

Dediğim gibi bunların yaptıranların devlet içindeki milli çekirdeğin sahipleri olduğunu düşünüyor daha doğrusu böyle olduğuna inanmak istiyorum... Bir Regaip Kandilinde Çamlıca Cami ibadete açılıyor. Duam o dur ki, ezanlar bu camilerden hiç dinmesin, bu mübarek günler kardeşliğimize ve birliğimize vesile olsun. Bu vesile ile tüm inananların kandilini kutluyor ve bu mübarek günün insanlık alemine hayırlar getirmesini diliyorum.