Karabağ’da ne oldu?

Sedat SERDAROĞLU

Hepimiz Ermenistan Azerbaycan çatışmasına odaklanmıştık. Kulağımız kirişte cephe hattından gelen haberleri heyecan ve gururla takip ediyor, neredeyse otuz yıldır esaret altında olan Karabağ ve Azerbaycan topraklarının adım adım kurtarılışına şahit oluyorduk. Şuşa alınınca coşkumuz daha da arttı. Artık Karabağ’ın merkezi Hankendi’ye bir adım kalmıştı. Sonra bir gece yarısı Rusya devreye girdi, Ermeniler teslim oldu ve anlaşma yapıldı haberini duyduk. Gecenin ilerleyen saatlerinde Rus Barış gücünün bölgeye hareket etmesi hepimizde büyük bir sukutu hayale sebep oldu. Zafer mi kazandık yoksa durdurulduk mu soruları hala birçoğumuzun aklını kurcalamaya devam ediyor.

Meseleyi en baştan ve az bilinenleri masaya sererek incelemek sonucu değerlendirmemizde bize yol gösterici olacaktır.

1991 de başlayan sorunun adı Yukarı Karabağ sorunuydu ama yukarı Karabağ’la sınırlı kalmadı. Ermeniler Azerbaycan’ın içinde bulunduğu durumdan yararlanarak ve Rusya’nın da desteği ile sadece Karabağ topraklarını değil Azerbaycan’ın batı bölgesindeki bazı rayonları da işgal ettiler. Bölgede yaşaya Türkler ya soykırıma maruz kaldı ya da mülteci durumuna düştü.

Barış için Avrupa Güvenlik ve işbirliği Teşkilatı devreye girdi, Ermenistan’ı işgalci ilan etti ama yaptırım uygulamadı. Meselenin takibini kendi bünyesinde oluşturduğu Minsk gurubu denilen bir yapıya devredip görevimi yaptım tavrıyla kenarı çekildi.

Peki Minsk gurubunda kim vardı?

ABD, Rusya, Fransa.

Peki Minsk gurubu 28 yıldır ne yaptı?

Sadece Azerbaycan’ı oyaladı.

1992’den bu yana sınır hattında aralıklarla çatışmalar oluyordu fakat 2020 Temmuzundan itibaren Ermeniler Tovuz bölgesine doğru yeniden saldırıya geçti.

Neden Tovuz?

İşte bu sorunun cevabı hem yeni savaşın hem de bölgedeki aktörlerin tavırlarının yenilenmesinin sebebi oldu.

Tovuz; bölgeden batıya doğru geçen (Bakü-Tiflis hattı) enerji yollarının ve Çin’den başlayıp batı Avrupa’ya uzanan Demir İpek Yolu’nun güzergâhında bulunuyor. Ermenistan’ın hamleleri bu geçiş hattında söz sahibi olmaya yönelik. Üstelik sadece Ermenistan değil ona destek veren, hatta Paşinyan’ın iktidara gelişinde (Rusya’ya rağmen) etkili olan Soros’cu vakıfların ve ardındaki “küresel güçlerin” de amacı Bakü-Tiflis hattında söz sahibi olmaktı.

Rusya’nın önem verdiği Demir İpek Yolu’nun küresel güçlerin at oynattığı bir alana dönüşmesine müsaade etmesini düşünmek hem yeni dünyayı hem de Rusya’nın tarihi politikalarını anlayamamak demektir. Nitekim öyle oldu; ne Rusya, ne Azerbaycan, ne de Türkiye bu oldubittiye geçit vermeyeceğini belli eti.

Azerbaycan’ın karşı hamlesinin anlaşılamayacak bir tarafı yok. Hem bu yolu korumak hem de Karabağ’da ki tarihi haklarını geri kazanmak adına yaptığı hamleye kimsenin itirazı olamazdı olanlara da verilecek cevap belliydi.

Türkiye’nin yaklaşımında “kardeş” tavrını anlamak zor olmasa gerek. Ayrıca enerji koridoru hassasiyetimizi de ilave edebiliriz.

Anlaşılması zor iki tavır vardı biri İran’ın diğeri de yine Rusya’nın Ermenistan’a kısmi silah yardımı iddiaları.

Önce İran meselesini açıklayalım: Güney Azerbaycan’da yani İran coğrafyasında en az 30 milyon civarında Türk yaşadığını düşünürsek, büyüyen Azerbaycan’ın İran için tehdit olasılığı Tahran rejiminin tavrını açıklar sanırım.

Rusya’nın tavrını ise Paşinyan’ın burnunun sürtünmesini istese dahi Azerbaycan’ın Ermenistan’ı ezip geçmesine razı gelmemesi olarak açıklayabiliriz. Bu izahın Rusya’nın yüzyıllardır sürdürdüğü Kafkasya politikasına gayet uygun olduğunu da bölge stratejisine biraz hâkim olanlar anlayacaktır. Ayrıca anlaşmanın söz konusu olmasından sadece üç saat sonra Rus barış gücünün bölgeye hareket etmesi Putinİn gayet hazırlıklı olduğunu da göstermeye yeter sanırım.

Peki, kim ne kazandı?

O da bir daha ki yazımıza inşallah.

Sağlıcakla kalın.