Merkezden verilen Cuma vaazları neden dinlenmiyor? Acıpayam ilçesinde Cuma günü namaza gittiğimde camideki vaazların cemaat tarafından dinlenmediğini gözlemledim. Sorun merkezden vaaz verilmesi değil. Çünkü bazen dışarıdan gelen bir imamın verdiği vaaza da cemaatin ilgi göstermediğini gördüm. Cemaat üyeleri dışarıda bekliyor, içeri girmiyor. Yazın da kışın da durum bu. Bu durumun sebebini sosyolojik açıdan değerlendirmek gerekir. Gözlemimiz, Türkiye'de Cuma vaazlarına olan ilgisizliğin sadece merkezi vaazların içeriğiyle değil, daha derin sosyolojik ve sosyal psikolojik faktörlerle ilgili olabileceğini düşündürmektedir. Bu makale yazılırken Cuma namazına giden bir grup cemaat üyesiyle görüşülmüş ve tutum ve davranışlarının arkasındaki anlam dünyası anlaşılmaya çalışılmıştır.
Sosyolojik olarak bu durum, dinin toplumsal yaşamdaki konumu, modernleşmenin etkileri ve toplumsal değişim süreçleriyle ilişkilendirilebilir. Modernleşme süreci, geleneksel kurumların ve ritüellerin toplumsal etkisini azalttığı genel kabul görmektedir. Buna binaen, insanların bilgiye ve farklı görüşlere ulaşma kaynakları çeşitlenmiştir (medya, internet vb.). Cami, eskiden olduğu gibi tek veya ana bilgi ve toplumsal rehberlik kaynağı olmaktan çıkmıştır. Bu durum, cemaatin vaazı "bilgi edinme" veya "hayata yön verme" aracı olarak görme motivasyonunu düşürmüştür.
Cuma namazı, dindar çevreler için bir zorunluluk (farz) ve aynı zamanda bir sosyal buluşma ritüelidir. Cemaat, namazın kendisi için camiye gelirken, vaazı namaz öncesinde tamamlanması gereken bir formalite veya bir "bekleme süresi" olarak algılamaktadır. Dışarıda bekleme davranışı, vaazın içeriğinden ziyade namaz ritüelinin vaktine odaklanma ve ritüel dışı (vaaz) kısmını dışarıda kısa sohbetlerle "sosyalleşme" veya içeride oturmak yerine ayakta durmak gibi "bekleme" olarak değerlendirme eğilimini gösterir.
Vaazların içeriği, merkezin belirlediği genel temalar üzerine kurulu olduğunda, yerel cemaatin güncel, özel ve pratik sorunlarına mesela, işsizlik, yerel geçim sıkıntıları, komşuluk ilişkileri vb. doğrudan temas etmemektedir. Bu, vaazların cemaat üyeleri için anlam boşluğu yaratmasına yol açmaktadır. Vaazın, kendi yaşamlarıyla doğrudan ilişki kurulamayan, genel ve kuramsal bir metin olarak algılanması ilgisizliği artırır.
Eğer bir camide ya da bölgede cemaatin büyük bir kısmı vaazı dinlememek üzere dışarıda bekliyorsa, bu durum bir kolektif davranış kalıbı haline gelir. Yeni gelen veya farklı düşünen kişiler bile, bu normatif davranışa uyum sağlayarak dışarıda kalabilirler. Bu, sosyolojik bir 'uyum' ve 'ait olma' ihtiyacının da göstergesidir.
Sosyal psikolojik etkenler, bireyin grup içindeki davranışını ve vaaz-cemaat iletişim sürecini ele alır. Modern yaşamın getirdiği hız, sürekli uyarılma (cep telefonları, hızlı medya tüketimi) ve dikkat dağınıklığı, insanların vaaz gibi uzun ve tek yönlü bir konuşmaya odaklanma becerisini azaltmıştır. Geleneksel vaaz formatı, günümüz insanının ortalama dikkat süresi beklentisiyle çatışmaktadır. Ayrıca, cemaat üyeleri, diğerlerinin davranışlarını gözlemler. Dışarıda duranların çoğunlukta olması, birey üzerinde sosyal kolaylaştırma veya uyum baskısı yaratır. "Herkes dışarıda, demek ki içeri girmeye gerek yok" düşüncesi bireyin dışarıda kalma kararını güçlendirir. İçeride kalıp vaaz dinleyen kişi kendini gruptan ayrışmış hissedebilir. Benzer şekilde cami imamının da dışarıda beklemesi aynı etkiyi yaratır.
İmam veya dışarıdan gelen hoca gibi vaaz veren kişinin sadece merkezi talimatları okuyan bir memur olarak algılanması, o kişinin ikna ediciliğini ve güvenilirliğini azaltır. Dışarıdan gelen imamın dahi dinlenmemesi, sorunun konuşmacının yetkinliğinden çok, vaazın formunda veya cemaatin genel tutumunda olduğunu gösterir. Cemaat, dinleyici rolünü benimsemeden önce konuşmacı ile duygusal bir bağ kurmayı veya onu "samimi bir rehber" olarak algılamayı bekleyebilir. Bu bağ kurulmazsa, ilgi de oluşmaz.
“Zorunlu dinleyici sendromu” denilen sorunu, motivasyon eksiliğini burada da gözlemliyoruz. Dinî bir gereklilik olarak vaazı dinleme yükümlülüğünün bilinmesi, ancak içeriğin ilgisiz bulunması, bir çatışma yaratır. Bu çatışma, dinleme eylemini bir zorunluluk olarak görmeye ve aktif dinlemeden kaçınmaya yol açar. Kişi, içeride fiziksel olarak bulunsa bile zihinsel olarak vaazdan kopabilir (içeride uyuklama, telefonla ilgilenme). Dışarıda bekleme ise bu psikolojik rahatsızlığı gidermenin daha "pratik" bir yoludur.
Sonuç olarak, Acıpayam'da gözlemlediğiniz durum, cemaatin vaazı zorunlu bir namaz ritüelinin parçası olarak gördüğünü, ancak içeriğini kendi hayatına dokunan, ilgi çekici bir bilgi kaynağı olarak algılamadığını gösteren kolektif bir davranıştır. Bu, modernleşmenin getirdiği bilgi kaynaklarının çeşitlenmesiyle, geleneksel vaaz formatının güncel dikkat ve anlam beklentilerini karşılayamaması arasındaki sosyolojik ve psikolojik gerilimi yansıtmaktadır.
Sorunun İmamlara Yönelik Bir Boyutu Var mı?
Acıpayam'daki Cuma vaazlarına olan ilgisizliğin imamlara yönelik bir güvensizlik boyutu veya başka psikolojik engelleri olması oldukça olasıdır. Bu boyut, sosyolojik ve sosyal psikolojik çerçeveyi derinleştirir. İmam-cemaat ilişkisi açısından ortaya çıkabilecek olası sorunları şöyle kategorize edebiliriz:
A. Otoritenin Temsili ve Rol Çatışması
İmam, cemaat tarafından öncelikle dinî bir rehberden ziyade, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın ve dolayısıyla devletin bir memuru veya "otoritenin sesi" olarak algılanabilir. Özellikle merkezden gönderilen ve okunan vaaz metinleri bu algıyı pekiştirir. Cemaat, imamın kendilerini ve yerel sorunları (bizim gözlem mekânımız olan Acıpayam'ın özel dinamiklerini) ne kadar anladığından şüphe edebilir. Eğer imam, vaaz dışında da cemaatin yaşamına dahil olmuyor, kişisel dertlerini dinlemiyor veya sadece resmi görevini yapıyorsa, bu durum güveni sarsar. Cemaat, merkezi bir metni okuyan bir memurdan ziyade, kendi dertlerini bilen bir "abi" veya "rehber" arayışında olabilir. İmam, kendisine ait olmayan, zorunlu bir metni okurken, konuşmacı olarak samimiyetini ve içtenliğini cemaate geçirmekte zorlanabilir. Bu durum, sosyal psikolojideki kaynak güvenilirliği ilkesi açısından, vaazın ikna ediciliğini ve dolayısıyla dinlenme isteğini düşürür.
B. Performans ve Yeterlilik Algısı
Vaazın sunum şekli de cemaatin ilgisini doğrudan etkiler. Monoton bir ses tonu, sıkıcı bir dil veya cemaatle göz teması kurmayan, adeta duvara konuşan bir performans, cemaatin vaazı bir iletişim değil, bir prosedür olarak algılamasına neden olur. Cemaat, imamı vaazı yeterince iyi sunmuyor veya ciddiye almıyor gibi algılayabilir. Cemaat üyeleri, bazen imamların kişisel dinî bilgisi, tecrübesi veya hitabet yeteneği konusunda şüpheci olabilirler. Eğer daha önce dışarıdan gelen bir hatip dahi dinlenmemişse, bu durum, sorunun sadece o anki imama özel değil, genel olarak vaaz formatına veya din adamı rolüne dair bir beklenti eksikliği olduğunu da gösterebilir.
C. Değer Kaybı
Toplumun genelinde din görevlilerine yönelik imaj, siyasî, ekonomik veya sosyal statü açısından bir değer kaybına uğramıştır. İmamın toplum içindeki statüsü, vaazlarının otoritesini de etkilemektedir. Cemaat, sosyal medyada veya diğer bilgi kaynaklarında gördükleri bilgiyi, yerel imamın anlattıklarından daha yetkin veya güncel bulabilir.
Toplumdaki siyasî ve ideolojik kutuplaşmalar, kimi zaman din hizmetlerine de yansıyabilmektedir. Cemaatin bir kısmı, imamın veya Diyanet'in temsil ettiği görüş hattına siyasî veya ideolojik olarak mesafeli duruyorsa, bu mesafe vaazı dinlememeye dönüşebilir. Bu durum, doğrudan imama yönelik kişisel bir güvensizlikten çok, temsil ettiği kuruma veya ideolojik duruşa yönelik bir itirazdır.
Kısacası, vaazın dinlenmemesi, çoğu zaman "İmamın ne dediği" kadar, "İmamın kim olduğu ve neyi temsil ettiği" sorusuyla da yakından ilişkilidir.
Vaazın Yerelleşememesi ve İletişim Kopukluğu
Acıpayam’daki örnek aslında Türkiye genelinde, özellikle taşra camilerinde sıkça gözlemlenen bir olguyu yansıtıyor. Cemaatin vaaza ilgisizliğini yalnızca “dini zayıflık” ya da “diyanet merkezli vaazların yetersizliği” ile açıklamak eksik olur. Mesele, sosyolojik ve sosyal psikolojik düzeyde çok katmanlıdır. Bu katmanlardan birisi, dinî söylemin yerelleşememesi yani “Merkez” ve “taşra” arasındaki kültürel mesafe olarak görülebilir. Sosyolojik olarak, merkezden gelen vaaz metinleri, her ne kadar genel geçer değerler etrafında yazılsa da, çoğu zaman yerel halkın gündelik hayat deneyimleriyle, duygusal diliyle ve sorun alanlarıyla örtüşmez.
Acıpayam gibi ilçelerde cemaatin din algısı, genellikle yaşantıya, örfe, topluluk ilişkilerine ve yerel otoriteye dayanır. Merkezden gönderilen vaazlar ise kuramsal, soyut, genellikle kentli bir din dili kullanır. Bu, yerel halkta “bu bizim hayatımıza dokunmuyor” duygusu yaratır. Çünkü biliyoruz ki, her topluluk, kendi yaşam tarzına uygun bir anlam dünyası ve algı düzeni geliştirir. Bu habitus ile uyuşmayan mesajlar, doğru söylense bile “yabancı” hissedilir ve içselleştirilmez.
İkinci katmanında iletişimsel bir kopukluk söz konusudur. Başka bir ifade ile tek yönlü vaaz kültürü egemendir. Sosyal psikolojik açıdan, vaaz tek yönlü bir iletişim biçimidir. Cemaat dinler, imam konuşur. Ancak modern birey (hatta taşrada bile) artık “söz söylemeye, onaylamaya veya itiraz etmeye” alışmıştır. Bu nedenle katılımcı olmayan, yukarıdan inen bir dinî söylem ilgisizlik doğurur. Cemaat, kendi deneyimini vaazda bulamadığında, psikolojik bir mesafe koyar; bu da ilgisizliğe dönüşür.
Üçüncü olarak, dinin gündelik hayattaki işlevinin değişmesidir. Burada bir “Rutinleşme” söz konusudur. Max Weber’in dilinden ifade edecek olursak, “dinin rasyonalizasyonu” burada geçerlidir. Cuma namazı, birçok kişi için ibadetten çok sosyal bir alışkanlık, kimlik ritüeli haline gelmiştir. Vaaz ise bu ritüelin “resmî” kısmı olarak algılanır, yani dinin içsel değil, kurumsal yüzüdür. Cemaat, dinin manevî yönünü değil, ritüel katılımı yani namazı kılma kısmını önemser. Bu yüzden “asıl iş” başlamadan önceki kısım olan vaaz dinlenmez.
Dördüncü bir katman olarak, güven ve otorite erozyonu oluşmuştur. Diyanet imamının “yerel kanaat önderi” olamaması bu erozyonun kaynağıdır. Eskiden imam, köyde veya ilçede saygı duyulan, sözünün ağırlığı olan bir kişiydi. Ancak günümüzde imamlar cemaatle duygusal bağ kuramıyor. Tayinle geldiği ve sıkça değiştiği için Diyanet’in “devlet memuru” statüsü, onu dini liderden çok bürokratik figür haline getiriyor. Bu, otoriteye mesafe ve güven erozyonu yaratıyor. Sosyal psikolojik olarak ise bu “aidiyet yoksunluğu”, vaaz dinleme motivasyonunu ortadan kaldırıyor. Bu aidiyet yoksunluğunun oluşmasında siyasî iktidarın kimi politikalarının camide açıkça desteklenmesi gibi durumlar da bir kısım cemaat mensupları üzerinde belirleyici oluyor.
Önemli bir diğer boyut, toplumsal ortamın dönüşümüdür. Yani, cami artık bir “sohbet mekânı” değildir. Modernleşme süreciyle birlikte köy ve kasabalarda cemaatin sosyalleşme biçimleri değişmektedir. Eskiden cami, haberleşme, yardımlaşma ve sohbet alanıydı. Günümüzde bu işlevler kafeler, sosyal medya ve televizyon gibi yeni kamusal alanlara kaydı. Dolayısıyla cami, artık bir “sohbet yeri” değil, sadece ibadet mekânı olarak görülüyor. Vaaz, “zaman kaybı” olarak algılanıyor çünkü cemaat söylem değil, eylem istiyor.
Duygusal kopukluk ve toplumsal yorgunluk bir diğer boyut. Toplum genelinde bilgi fazlalığı, vaaz yorgunluğu ve genel bir ahlâkî bezginlik var. İnsanlar artık “nasihat” duymaktan çok, duygu paylaşımı ve samimiyet arıyor. Vaazın dili duygusal yakınlık kurmadığında, cemaat “kulak kapatma” refleksi geliştiriyor.
Toparlayacak olursak, dinî yaşantımızda vaazın değil, bağın kaybolduğu ortaya çıkmıştır. Cemaatin vaaza ilgisizliği aslında dinle değil, dinin anlatılma biçimiyle ilgilidir. Sorun, sözün içeriğinde değil, toplumsal bağın zayıflamasında yatıyor. Acıpayam'daki camilerde gözlemlediğimiz Cuma vaazı dinlememe durumu, basit bir “dini zayıflık” veya merkezi vaaz içeriği yetersizliği gibi nedenlerle açıklamanın ötesindedir. Bu, konunun çok katmanlı bir sosyolojik ve sosyal psikolojik bir sorun olduğunu göstermektedir. Vaaza olan ilgisizlik, dinin anlatılma biçimiyle, söylemin siyasileşmesiyle ve toplumsal bağın zayıflamasıyla yakından ilişkilidir. Çözüm ise, merkezden gönderilen metinlere bağlı kalmak yerine, yerel bağlamı tanıyan, cemaatle duygusal bağ kuran, diyalog kurabilen, siyaset dışı kalabilen ve hayatın içinden örneklerle konuşan bir imam tipi geliştirmektir.