Sadece soru

Bir 15 Temmuz daha geçti. İktidardan anma konuşmalarıyla, muhalefetten “karanlık noktalar” söylemleriyle.

Kaç defa yazdım, bir kez daha yazıyorum. İddialar için “Karanlık noktalar var.” demeye gerek yok. Sadece aşağıdaki soruları sormak yeterlidir.

Birinci soru: Binlerce muvazzaf subayın ve örgütün yüzlerce sivil mensubunun katıldığı bir darbe teşebbüsünden bir ülkenin istihbarat teşkilatlarının ve genel kurmayının haberi olmaması mümkün müdür?

İkinci soru: Bir an için mümkün olduğunu farz edelim. Binlerce muvazzaf subayın ve yüzlerce sivilin katıldığı bir darbe teşebbüsünden habersiz olan istihbarat teşkilatının ve genel kurmayın başkanları görevden alınmaz mı?

İkinci soruyu “Görevden mi alınır yoksa terfi mi ettirilir?” diye de bitirebilirsiniz.

Sadece bu iki soruyu sormak yeterlidir. Muhalefet partileri ısrarla ve sürekli olarak bu soruları sormalıdır. Kendi iç gündemlerini aşmalı ve bu soruları sormalıdır. Birtakım iddialarda bulunmaya gerek yok, bu sorular her şeyi açığa çıkarır.

Tabii ki darbe teşebbüsünde bulunan örgütle yıllarca süren iş birliği de sorgulanmalıdır. Fethullah güzellemeleri ve hasret yalvarmaları da sorgulanmalıdır. “Aynı menzile gidiyorduk.” söylemi de sorgulanmalıdır. Bütün bunlar birer birer sorgulanmalıdır. Birliktelik ve hasret söylemleri videolarla sürekli gösterilerek ortaya konmalıdır. Bütün bunlar yapılırken yukarıdaki iki soru hiç ihmal edilmeden tekrarlanmalıdır.

Tekrarın propagandada ne kadar etkili olduğunun örneklerini iktidar sürekli gösteriyor. İktidar sizi tekrar tekrar suçluyor ve siz sürekli savunmada kalıyorsunuz. Böylece gündem de iktidar tarafından belirlenmiş oluyor.

Savunmadan saldırıya geçmenin zamanı geldi de geçti bile. İktidarın her koldan yürüttüğü işlemler ortada. Siz sürekli kendinizi savunmakla mı oyalanacaksınız? Yukardaki soruları sorarak, sürekli sorarak taarruza geçebilirsiniz.

Bazı muhalif yazarlara da birkaç sözüm var. Ne çabuk yumuşuyorsunuz! Ne kadar çabuk “acaba”ların girdabına düşüyorsunuz! “Her şey tek adamın elinde.” demiyor musunuz? Eğer öyleyse bu yumuşamalar da neyin nesi? Yumuşayanları gördükçe birilerinin gözü daha da kararıyor.

Masumiyet karinesi”ni önce siz unutuyorsunuz. Mahkemelerce kesin hüküm verilmeden hiçbir sanık suçlu değildir, adı üstünde “sanık”tır. Yoksa “sanık” kelimesi yeterli çağrışımı yapmıyor mu? O zaman eski karşılığını kullanalım: “Zanlı”.

Zanlı, yani suçlu olduğu zannediliyor. Alt mahkemelerden üst mahkemelere kadar süreç tamamlanacak, en üst mahkeme kesin hükmü verecek ki zanlı, suçlu sayılsın; tutuklu “hükümlü / mahkûm” hâline gelsin.

Bugünkü günde mahkemelerin kararlarına da güvenilebilir mi, diye soracak olursanız ona da verecek cevabım yok. Baştan ayağa bir çürümüşlük içindeyiz vesselam.

Yine Allah’tan mı istimdat edeceğiz yoksa üzerimize düşeni yapacak mıyız?

Ahmet B. ERCİLASUN

Medya Haberleri

TUĞRUL TÜRKEŞ: “BANA ESKİDEN SOLCU DERLERDİ”
15 Temmuz’u sorgulamak yasak mı?
Bez Çanta Toptan Siparişleriniz İçin En Popüler Tasarımlar 
Pencere Sineklik Modelleri: Eviniz İçin En Doğru Seçim Rehberi 
Vatandaşa savaş açmak