Alparslan Türkeş'in 33 yaşındaki oğlu Tuğrul Türkeş, son yıllarda aktif olarak politikaya girdi. MÇP'nin MKYK 'sına girip Genel Başkan Yardımcılığı'na seçildikten sonra da babasıyla birlikte çeşitli gezilerde adından söz edilmeye başlandı. Erkekçe dergisinin Ağustos sayısında çıkacak olan Tuğrul Türkeş 'le söyleşinin bazı kısımlarını yayınlıyoruz.
- Geçmişte çeşitli vesilelerle politika yapmak istemediğinizi söylüyordunuz. Herkes de sizi siyasetin dışında bir kişi olarak tanıyor. 12 Eylül sonrası adı önce Muhafazakâr Parti olan MÇP, teşkilatlanırken hiç ilgilenmediniz. Şimdi ne değişti?
- Politika yapmadığım doğru. Ama ilgilenmediğim söylenemez. Kendimi bildim bileli politikanın içindeyim aslında. 1960 İhtilali olduğu vakit altı yaşındaydım. Sonra babam MBK içindeki bir görüş ayrılığından dolayı tutuklanıp Hindistan'a sürgün edildi. Geldiğimizde bu kez Talat Aydemir olayı çıktı ortaya. Hiç ilgisi olmadığı halde babam bu darbe girişiminin arkasındaki kişi olduğu iddiasıyla tutuklandı ve yargılandı. Beraat ettikten sonra politikaya atıldı. MHP hareketi ortaya çıktı. Yıllarca süren bir çalışmanın neticesi Türkiye'nin dördüncü büyük partisi oldu MHP. Ardından 12 Eylül geldi. Bildiğiniz tutuklama ve yargılama safhası başladı. Bütün bu olayları dışardan takip ettiğim söylenemez. Evimizin içindeydi politika. 12 Eylül'den sonra ister istemez ilgilendim. Daha aktif hareket etmem gerekti. Babamın bir kez daha suçsuz olduğunu kanıtlaması icap ediyordu. Nitekim savcılık başlangıçta silahlı çete kurarak milleti parçalamak ve ahaliyi kıtale teşvik etmek, bu şekilde faşist bir dikta kurmak suçlamasıyla babam hakkında dava açtı. Sonunda bu suçlamanın unsurlarını kendisinin bulamadığını esas hakkındaki mütalaasında itiraf etmek zorunda kaldı. Babam, diğer sanıklar ve avukatlar kadar yakından takip ettim mahkemeyi. Aslında suçun politika yapmaktan ibaret bulunduğuna hükmettim. Bunun karşısına yine politika yapılarak çıkılabilirdi. O bakımdan politikaya atılma kararını vermem kolay oldu.
- Yakın dost çevreniz MHP düşüncesine de mesafeli bir kişi olarak tanıyor sizi...
- Haa.. Evet... Benim için, Tuğrul iyi insandır, babasına hiç benzemez, derler... Bu aslında beni metheder gibi görünürse de gerçekte babamı karalamak için çıkartılmış söylentidir. 1974'te Ülkü Ocakları'na girmiştim. Üyelikten öteye gitmedi ilişkim ama girmiştim... Kapanana kadar orada üye olarak kaldım.
- Hatta Hacettepe'den arkadaşlarınız, aslında solda birisidir Tuğrul. Babası onu kontrol etmek için yanında iki ülkücüyle dolaştırır, derler...
- Evet biliyorum bu türden laflar olduğunu. Bunun sebebini söyleyeyim. Hacettepe'de müşahade ettim. Soldaki ülkücü imajı şuydu: Tek heceli kelimelerle konuşan, bıyıkları aşağı sarkmış, medeni münasebetleri bakımından sıfır insanlar... Bunu böyle söylüyorlardı. Ama benim durumuma da bir izah getirmeleri gerekiyordu. Arkadaşlarım ne kadar insan canlısı, kendileriyle benzer merakları olan bir kişi olduğumu bilirler. “Bu, aslında solcu”, deyip çıktılar...
(Kaynak: Nokta Dergisi Sayı:30, 2 Ağustos 1987 Sf.22)