Aziz Türk Milleti…
Kıymetli Denizlili hemşehrilerimiz…
Değerli şehit ve gazi ailelerimiz…
Kıymetli basın mensupları…
Bu akşam burada yalnızca konuşmak için bulunmuyoruz.
Bu akşam burada hatırlamak için bulunuyoruz.
Unutulmaması gerekenleri hatırlamak…
Sorulması gereken soruları sormak…
Ve Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceğine ilişkin kaygılarımızı, milletimizin huzurunda ifade etmek için buradayız.
Biraz önce aziz şehitlerimiz için saygı duruşunda bulunduk.
O bir dakikalık sessizlik…
Aslında sessizlik değildi.
O sessizliğin içinde bir annenin feryadı vardı.
Bir babanın içine gömdüğü acı vardı.
Babasını yalnızca duvardaki fotoğrafından tanıyan bir çocuğun yarım kalmış çocukluğu vardı.
Bir eşin kapıya her bakışında bir daha dönmeyeceğini bildiği can yoldaşını beklemesi vardı.
Ve bu vatan için toprağa düşen binlerce insanımızın hatırası vardı.
Aybüke Öğretmen vardı.
Necmettin Öğretmen vardı.
Eren Bülbül vardı.
Dağ başında, karakolda, sınırda, şehir meydanında, okul yolunda, görev başında canını veren askerimiz vardı, polisimiz vardı, jandarmamız vardı.
Ve isimlerini burada tek tek söylemeye ömrümüzün yetmeyeceği nice vatan evladı vardı.
Onları unutmadık.
Unutmayacağız.
Çünkü bir millet şehitlerini unutursa yalnız geçmişini değil, geleceğini de kaybeder.
Aziz Türk Milleti,
Bugün tartıştığımız mesele insanların ölmesini isteyip istememek değildir.
Elbette terör bitsin.
Elbette silahlar sussun.
Elbette hiçbir annenin evine bir daha ateş düşmesin.
Elbette hiçbir askerimizin, polisimizin, öğretmenimizin, hiçbir masum vatandaşımızın kanı bu topraklara dökülmesin.
Buna hiçbirimiz karşı değiliz.
Fakat bizim sorduğumuz sual başkadır:
Terör nasıl bitecek?
Hangi yöntemle bitecek?
Hangi şartlarla bitecek?
Ve devlet, terörü sona erdirirken hangi kırmızı çizgilerini muhafaza edecek?
İşte bütün mesele budur.
10 Ağustos 2026 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edilen düzenleme; PKK/KCK terör örgütü ile bağlantılı birtakım suçlar bakımından son derece önemli sonuçlar doğurmaktadır.
Fakat milletin önünde duran vicdani soru çok daha sadedir:
Bu düzenlemeler yapılırken bu milletin yıllarca ödediği bedeller nereye konulacaktır?
Bir soru daha soruyoruz:
Pişmanlık nerededir?
Yaptığı ve yaptırdığı eylemden pişman olduğunu söyleyen birileri var mıdır?
İşlenen suçların aydınlatılmasına katkı koyan var mıdır?
Silahın, bombanın, mayının geride bıraktığı acıyla yüzleşen hain var mıdır?
Bir şehit annesinin gözlerinin içine bakarak:
“Ben yanlış yaptım.”
Diyebilen çocuk katili var mıdır ?
Devlet yalnızca güçlü olduğu için devlet değildir.
Devlet aynı zamanda hafızası olduğu için devlettir.
Adaleti olduğu için devlettir.
Hukuku olduğu için devlettir.
Ve kendisi için can veren insanları unutmadığı için devlettir.
Türkiye Cumhuriyeti köklü bir geçmişe sahip büyük bir devlettir.
Bu devlet tarihinde hiçbir zaman terör örgütleriyle aynı düzlemde olmamıştır.
Bu devletin arkasında binlerce yıllık bir devlet geleneği, Kurtuluş Savaşı’nın iradesi ve Cumhuriyet’in meşruiyeti vardır.
Bu nedenle ortaya çıkacak hiçbir hukuki veya siyasi görüntü;
“Silaha sarılan sonunda kazanır.”
şeklinde yorumlanmaya müsait olmamalıdır.
Çünkü devletin görevi yalnız bugünü kurtarmak değildir.
Devlet yarını da düşünmek zorundadır.
Bugün oluşturulan her istisna, yarın başka bir örgütün önüne emsal olarak konulabilir.
Kaygımızın bir sebebi de bundandır.
Aziz Türk Milleti,
Türkiye Büyük Millet Meclisi bizim Meclisimizdir.
Çünkü egemenlik sarayların değildir.
Makamların değildir.
Partilerin değildir.
Egemenlik kayıtsız şartsız Türk Milletindir.
Ve Türkiye Büyük Millet Meclisi bu egemenliği yalnız Türk Milleti adına kullanır.
Bu nedenle Gazi Meclisin sorumluluğu büyüktür.
Çünkü bazı kanunlar yalnızca bugünü düzenlemez.
Bazı kanunlar tarihe yazılır.
Bazı kanunlar kanla yazılır.
Ve Bazı kararlar Resmî Gazete’nin sayfalarında kalmaz.
Milletin hafızasına kazınır.
İşte bu nedenle diyoruz ki:
Şehit ailelerinin sesi duyulmalıdır.
Gazilerin hassasiyetleri duyulmalıdır.
Terör mağdurlarının yaşadıkları unutulmamalıdır.
Toplumda yükselen sorular küçümsenmemelidir.
Demokrasi yalnızca parmak kaldırmak değildir.
Demokrasi şeffaflıktır,
Millete Hesap verebilmektir.
Millete cevap verebilmektir.
Ve milletin vicdanını dikkate almaktır.
Bir başka meseleyi de açıkça konuşmalıyız.
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan Kürt kökenli bir yurttaşımızın;
Türk kökenli, Çerkez, Laz, Boşnak, Gürcü
veya başka bir kökenden gelen vatandaşımızdan farklı olarak kullanamadığı hangi anayasal hak vardır?
Anayasamız herkesin kanun önünde eşit olduğunu söyler.
Vatandaşlık hukuku hepimizi ortak bir hukuki bağ altında birleştirir.
Bizim anlayışımız budur.
Kökenlerimiz farklı olabilir.
Mezheplerimiz farklı olabilir.
Siyasi düşüncelerimiz farklı olabilir.
Ama devletimiz birdir.
Bayrağımız birdir.
Milletimiz birdir: O da Türk Milletidir.
Lakin bunu söylerken Biz hiçbir vatandaşımızı etnik kimliği nedeniyle dışlamıyoruz.
Hiçbir vatandaşımızın vatan sevgisini de soy ağacı üzerinden ölçmüyoruz.
Bugün bu ülkede insanların ortak kaygıları ve sorunları vardır.
Hepimizin Pazar filesi aynıdır.
Hepimizin Geçim derdi aynıdır.
Gençlerimizn gelecek kaygısı aynıdır.
Adalet beklentimiz ortaktır.
Yargı karşısında eşit olma taleplerimiz aynıdır.
Bir annenin çocuğu için duyduğu endişe Türk olsa da Kürt olsa da aynıdır.
Bunlar etnik meseleler değildir.
Bunlar Türkiye’nin meseleleridir.
VE ŞİMDİ…
Siyaseti bir kenara bırakalım.
Partileri bir yana bırakalım.
Makamları bir yana bırakalım.
Ve yalnızca vicdanımıza soralım:
Yıllarca bu ülke vatandaşlarının mücadelesi ne içindi?
Dağlarda nöbet tutan gençlerimiz neden oradaydı?
Soğuk bir gecede karakol kapısında bekleyen Mehmetçiğimiz neyi koruyordu?
Görev başında şehit edilen polisimiz ne uğruna can verdi?
Aybüke Öğretmenimiz neden toprağa düştü?
Necmettin Öğretmenimiz neden evine dönemedi?
Eren Bülbül neden çocukluğunu Yaşayamadı?
Ve daha niceleri…
NEDEN????
Bu soruların cevabı bir kelimedir:
VATAN.
Onların bize bıraktığı şey kin değildi.
İntikam değildi.
Onların bize bıraktığı şey:
Cumhuriyetti.
Ay Yıldızlı Bayrakdı.
Vatanın Milleti ile Bölünmez Bütünlüğüydü..
İşte bu nedenle terörle mücadelede verilen bedeli hatırlatmak geçmişte yaşamak değildir.
Tam tersine…
Geleceğin aynı acılar üzerine kurulmasını engellemektir.
İŞTE BİZLER Türk Milliyetçileri Platformu olarak:
BİZLERDE
Terör bitsin, Silahlar bırakılsın, İnsanlarımız yaşasın.
İSTİYORUZ.
Fakat Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter devlet yapısı tartışmaya açılmasın.
Anayasanın değiştirilemez hükümleri pazarlık konusu yapılmasın.
Vatandaşlık hukukumuz etnik pazarlıkların konusu haline getirilmesin.
Ve aziz şehitlerimizin hatırası herhangi bir siyasi projenin dipnotuna dönüştürülmesin.
DİYORUZ!
Bizler tarihte olduğu gibi bugün ÜLKEMİZİN BÖLÜNMEZ BÜTÜNLÜĞÜNÜ KORUMAK ADINA HER NE GEREKİYORSA YAPMAYA HAZIRIZ!
Atamızın Gençliğe Hitabesinde belirttiği üzere ;
Milleti temsil makamında olanlar gaflet ve dalalet uykusunda ise onları da bu uykudan uyandıracak güç ve kudrete sahibiz,
Zira biliyoruz ki, bunu yapmak için gereken kudret damarlarımızdaki asil kanda mevcuttur!
Buyrun hep birlikte NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!