Bu hemen hemen ülkemizin her köşesinde böyledir.
Her bir taraf gücü eline geçirip, birbirlerini yok etme rüyaları görmektedir.
Ülke adına halledilmesi gereken temel problem budur.
Sevginin,merhametin,paylaşmanın yok edildiği bir ülke de bütün bunların olması kaçınılmazdır.
Sevginin,merhametin mayalandığı mekanlar olması gereken camilerde, günahtan emekli olmuş angut ihtiyarların park yerlerine dönüşmesi, kendi kabullerine zıt gördükleri insanlara karşı kin ve nefret kokan insanların mekanları haline gelmiş olması,ne acı ne düşündürücü ne ürpertici bir gerçek!
İstisnalar olsa da durum maalesef böyle.
Bu Ülke ne çekiyorsa ya sağın ya solun yobazından çekiyor.
Dinin yobazı Atatürk'e ne kadar düşman olursa cennetin en âlâ yerine gideceğine inanıyor;solun yobazı Atatürk ve laiklik varsa bizim dine imana ihtiyacımız yok diyerek rakı kadehi tokuşturmayı çağdaşlık ve Atatürkcülük zannediyor.
Kalbini gönlünü,sevgiyle hoşgörüyle, merhametle donatamayan biri hem ülkenin hem insanlığın başına büyük bir beladır.
Biz bugün ülke olarak o büyük belayı yaşıyoruz.
Ülke insanı olarak yakamızı kinin,nefretin elinden kurtarıp sadede gelemezsek, çocuklarımıza, torunlarımıza yaşanabilir bir ülke bırakamayız.
GENÇLERIMİZ NEDEN ATEİST-DEİST OLUYOR?
Din adına binbir türlü alçaklıkları, namussuzlukları sergileyen idarecileri,hacıları,hocaları gördükçe,dinden nefret ediyor.
Başında sarık içinde beyin olmayan ihtiyarların sokak mikrofonlarına din adına saçma sapan konuşmalarına sahit olan gençlerimiz ihtiyara olan saygısını da yitiriyor.
İhtiyara bilgelik yakışır.
Bir insanın saçının ağarması,belinin bükülmesi saygı ve hürmet için bilgelik yoksa yeterli değildir.
Her türlü rezilliğin her türlü aptallığın fotoğrafını sergileyen ihtiyarlar gençlerden saygı ve hürmet bekliyor. Daha çok beklerler.
Gençlerimiz diyor ki,işte Müslümanlar ve işte vaat ettikleri dünya!...
Biz amayalım biz sizden olabildiğince uzak duralım.
Ne yazık ki,Müslüman dünyanın insan unsurundaki kalite düşüklüğünü gören gençlerimiz,faturayı dine kesiyor.
Bu vebal ödenmez bir vebaldir.
Gençlerimiz kime inanacağını kime güveneceğini şaşırmış vaziyette.
Atatürkçü, halktan yana olduklarını söyleyen milletvekilleri Bodrum Türkbükü'nden 70-80 binliralık rakı masası fotoğrafları paylaşıyor, kendilerini dindar diye tanımlayan milletvekilleri servetlerine servet katma peşinde koşuyor.
Korkunç bir çürümeyle karşı karşıyayız.
Bin beşyüz yıla yakın bir geçmişin sahibi olan İslam dünyası son birkaç yüzyıldır dünyaya damgasını vuracak hemen hemen hiç bir şey üretemedi .
Biz bugün ülke olarak hayatının tümünü buyük bir duaya dönüştürebilen idarecilerden akademisyenlerden yoksun yaşıyoruz.
Büyük rüyalar gören idarecilere sahip değiliz.
Ve bu yüzden toplum olarak belanın,çirkefin içinde debeleniyoruz.
Yeri gelmişken büyük ruh Mevlana'dan söz etmeden geçmek olmaz.
Mevlana dini ekmeğe benzetir ve dine karşı çıkanların sebebi olarak da ekmeğe zehir katan din temsilcilerini gösterir."İnsanoğlu diyor büyük Mevlana ,ekmeğe neden düşman olsun!
Oluyor çünkü birileri ekmeğe zehir katıyor ve insanı yiyeceği ekmeğe düşman ediyor"
Kısacası, insanımız bilgili,nezaket sahibi, gönlü zengin, yüreği insan sevgisiyle dopdolu Allah'ın kulları arasında ayrım yapmayan idarecilere ve gönül insanlarına muhtaç ve hasrettir.
İdris Ayhan