Akın Gürlek ve Mustafa Çiftçi için en doğru seçenek

Akın Gürlek ve Mustafa Çiftçi için en doğru seçenek

YENİÇAĞ yazarı Arslan Bulut gerçekleşen kabine değişikliklerinin ardından 'Görüş'te dikkat çeken açıdan gelişmeleri değerlendirdi.

A+A-

YENİÇAĞ - Arslan BULUT / Görüş

İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek’in Adalet Bakanlığı’na, Erzurum Valisi Mustafa Çiftçi’nin İçişleri Bakanlığı’na atanması üzerine, muhalif çevrelerin bir kısmında, “yandık, bittik, mahvolduk” çığlıkları yükseliyor... Tayyip Erdoğan’ın bu atamalarla baskı düzenini daha da sertleştireceği ve rejime yönelik projesini tamamlayacağı üzerinde duruluyor. Rejimle ilgili endişeler, Mustafa Çiftçi’nin valiyken ortaya koyduğu siyasi tutuma dayandırılıyor. Bu arada, devir teslim töreninde eski bakan Ali Yerlikaya’nın “Ben özgürlüğüme gidiyorum” sözü bir çeşit itiraf sayılıyor.

Bazı dostlar, Akın Gürlek’in Adalet Bakanlığı’na atanmasını, “Bu atama, İmamoğlu davasının çöktüğüne delalettir. Hukukçular daha iyi bilir ama bugüne kadar gözlemlediğim şey, bir davanın savcısı davadan alındığı zaman o dava kısa sürede kapanır. Akın Gürlek de ayrıca bir yerde bakan yapılarak korumaya alınıyor gibi. Hayırlısı. İzleyerek görmek kalıyor devlet içinde karşılıklı hamlelerin sonucunu.” şeklinde yorumluyor...

***

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu ise konunun başka bir yönüne dikkat çekti. Dervişoğlu“Ana muhalefet partisine yönelik en büyük hukuki süreçleri yöneten ismin Adalet Bakanı olarak görevlendirilmesi bu davaların siyasi yönünü somutlaştırmış ve resmileştirmiştir. İktidar muhalefete yönelik baskısını resmi hale getirmekten ve aleni şekilde sergilemekten çekinmemektedir. Davayı açan kişi dava süreci başlamadan davayı yürüten hâkimlerin başına geçiyor, düşünebiliyor musunuz? Aynı zamanda olası itiraz makamlarının da odağında yer alıyor. Yani size dava açan, sizinle ilgili kararı verecek olan makamın üstünde ve karara itiraz edebileceğiniz makamların merkezinde konumlanmış durumda. Böyle bir ortamda hiçbir süreçten Türkiye'ye demokrasi ve hukuk süreci çıkmaz.” dedi.

***

Tartışmalar bu şekilde devam ederken, olan bir devleti devlet yapan hukuk devlet algısına oluyor. Türkiye’de hukuk devleti algısı, Ergenekon, Balyoz ve Casusluk davaları ile dibe vurmuş, sonra Erdoğan’ın “Orduya kumpas kuruldu” kabulüyle biraz yukarı doğru hareket etmeye başlamıştı. FETÖ’nün yargıdan tasfiyesi sonunda, onların yerini başka cemaatler, ideoloji veya parti mensubiyeti olanlar aldı ve yargı halk nezdinde yeniden irtifa kaybetti.

Oysa yargının başta devlet olmak üzere her türlü otoriteden bağımsız olması gerekir.

Bazılarının zannettiğinin aksine İBB davası, Ekrem İmamoğlu’nun üzerine beton dökemedi. Davanın siyasi olduğu defalarca ortaya çıkarıldı. Bu sebeple bir de casusluk soruşturması açıldı. Halkın bütün sağlık bilgilerinin ABD’ye verilmesine sebep olan bir siyasi kadro, İBB üzerinden halkın kişisel verilerinin yabancılara sızdırıldığını iddia etti ve buna dayalı yeni bir dava açıldı... Dosyadaki veriler, ortada yeterli delil olmadığını gösteriyor...

Diğer taraftan, CHP hakkındaki davalar devam ederken, Keçiören Belediye Başkanı Mesut Özarslan’ın, Ankara Büyükşehir Belediyesi’ndeki eski görevlerinde yolsuzluk yaptığı iddiaları ile ilgili ihbarlar, Mansur Yavaş hakkında idari soruşturmaya dönüştü.

Özgür Özel’in Mesut Özarslan’a hakaret ederek yangına körükle gitmesi de pek hayra yorumlanmadı! Sonuçta Mesut ÖzarslanÖzgür Özel’in söylediği gibi biriyse, işlediği iddia edilen suçların faturasını Mansur Yavaş ödeyecektir. Çünkü Özarslan’ı belediyede yetkilendiren de Keçiören adayı yapan da Mansur Yavaş’tır. Yalnız, Özarslan’ın önerdiği Berk Kılıç adlı genci Parti Meclisine alan da Özgür Özel’dir!

Parçalasınlar diye arenadaki aslanların önüne atılan Mansur Yavaş’a hitaben “Buyurun başkanım, iktidara yürüyelim” demek ise Tayyip Erdoğan’ın “tuzak” yorumu yapmasına sebep olmuştur...

Özgür Özel, bu yorumlara mantıklı bir açıklama getiremezse, iktidar hedefi yalan olur...

***

Sonuç olarak, hukuk devleti algısı, son atamalarla birlikte bir defa daha dibe vurmuştur. Bundan daha kötüsü, Oğuz destanlarında geçen “Ev başına Karahan” durumudur ki yargıdan umudunu kesenlerin, kendi hakkını yargı eliyle değil, zorla ve kendi gücüyle korumaya çalışması demektir.

Hani hukukta “ihkakı hak” denilen durum.

Bu sebeple, iki bakanın, dibe vuran hukuk devletini, yeniden ülkeye hâkim kılmaya çalışması, hem kendileri için hem iktidar ve muhalefet için hem de ülke için en iyi seçenek olur.

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.