Erbil’in Türk Kimliği ve Tarihi Gerçekler

Erbil’in Türk Kimliği ve Tarihi Gerçekler

Ali Kerküklü (Irak’taki Türkmenlerin Sessiz Çığlığı Kitabının Yazarı)

A+A-

Er­bil, Kerkük gibi bir Türk şeh­ridir. Türk­men­le­rin yoğun yer­le­şim mer­kez­le­rin­den bi­ri­dir. Erbil şeh­ri al­tın ça­ğı­nı Erbil Atabeği’nin Türk hükümdarı Mu­zaf­fe­rüd­din Gök­bö­rü (Mavi Kurt) dö­ne­min­de ya­şa­mış­tır. 1438 yı­lın­da da Türk­men­le­rin kur­du­ğu Ka­ra­ko­yun­lu Dev­le­ti­nin yö­ne­ti­mi­ne gir­miş­tir. Erbil, Aşağı ve Yukarı Zab suları arasında kurulmuştur. Musul, Altunköprü, Bağdat-Basra yollarının kavşak noktasında bulunan şehir, Irak Selçukluları idaresinden sonra 1144 tarihinden itibaren Beytekin hanedanından Küçük Ali’nin ve Erbil Atabeklerinin başkenti olmuştur.

Muzafferüddin Gökbörü devrinde (1136-1190) imar edilen Erbil, iki kısımda gelişmiştir. Aşağı Erbil nehir kenarında, geniş bir vadide yayılırken, Yukarı Erbil tepe üzerinde kale içine sıkışıp kalmıştır. Erbil’in merkezinde olan kale, üç mahalleden oluşmaktadır. Doğuda Saray, güney batıda Tophane ve Kuzeyde Tekye (Tekke) Mahalleleridir. Kalenin surları, eski kalıntıları üzerine Gökbörü tarafından yeniden yaptırılmıştır. Gökbörü’nün evladı olmadığından, vasiyeti üzerine Abbasi halifesine kalan Erbil, Moğol istilasından sonra uzun müddet karışık ve sıkıntılı dönemler yaşamıştır. 1731’de, Nadir Şah’a karşı uzun süre dayanan kale, şehrin düşmesinden sonra harabe haline gelmiş, 1849’da esaslı bir şekilde tamir edilmiştir. Erbil, Osmanlı döneminde, 19. yy. başlarına kadar Bağdat’a bağlı bir kaza merkezi olarak idare edilmiştir.

Türk hükümdarı Mu­zaf­fe­rüd­din Gök­bö­rü, devletinin ve saltanatının küçük olmasına rağmen, İslam dünyasında büyük bir üne kavuşmuştur. Aşağı Erbil’de yüksek minareli bir ulu cami (1190 yılında), bir medrese, 4 darul-aceze, dul ve yetim yurtları ile ribatlar yaptırarak şehri mimari eserlerle donatmıştır. Ulaşım yollarının kavşak noktasında bulunan Erbil, 12-15. yy.larda büyük bir ticaret merkezi durumundaydı. 1309 (Rumi) Musul Salnamesi’ne göre, 4.000 nüfuslu Erbil merkezinde 4 bin nüfus yaşadığını ve bunların Türkçe konuştuğunu, 2 cami, 10 mescid, 6 medrese, 5 sıbyan mektebi, 5 darul-aceze, 1 kışla ve 3 hamam bulunuyordu. Kale içindeki Kale Camii, Hacı Molla İbrahim Camii, Ömerağa Medresesi ile Şeyh Şerif Tekkesi halen kullanılmaktadır. Er­bil’de­ki en önem­li ta­ri­hi ka­lın­tı­lar, Er­bil Ka­le­si, Kapalı Çarşısı, Se­yit Ah­met te­pe­si ve Ulu Camii (Mu­zaf­feriye- Çöl) Mi­na­re­si’dir. Erbil’de Türk mührü eser aramaya gerek yok. Erbil’de her şey, Erbil’in kendisi Türk mührü.

Se­la­hat­tin Ey­yu­bi’nin (Mu­zef­fe­rüd­din Gök­bö­rü’nün eniştesi) Kürt ol­du­ğu­nu id­dia edi­yor­lar. Oğul­la­rı­, Ağar Şerefeddin, Zahir Mücireddin, Muzaffer Kutbeddin, Eşref Muizzeddin, Muazzam Fahreddin, Muhsin Zahireddin, Rükneddin…. Ve kardeşlerinin ad­la­rı­na baktığımızda, ağabeyinin adı Turanşah'tır. Kardeşlerinin adları ise, Tuğtekin ve Böri'dir, öz be öz Türk ad­la­rı­dır. Aca­ba bu id­di­ala­ra tarih­çi­ler ne di­yor. Irak’ta Ba­bil­li­le­rin yap­tı­ğı Babil’in as­ma bah­çe­le­ri­nin Kürt­ler ta­ra­fın­dan ya­pıl­dı­ğını ile­ri sü­rüyorlar. Ya­rın Fa­tihSul­tan Meh­met’in de Kürt ol­du­ğu­nu id­dia eder­ler­se kim­se şa­şır­ma­sın. Zi­ra ta­rih­siz­ler, ya­pay geç­miş ya­rat­ma­ya ça­lı­şı­yor­lar. Kürt ta­rih­çi­le­ri ve aydın­la­rı bir da­la tu­tun­mak ve ye­ni bir ta­rih yaratmak is­ti­yor­lar, ama ta­ri­hi da­ya­nak­la­rı yok ve id­di­ala­rı­nı da hiç­bir ta­ri­hi kay­nak doğrulamı­yor. Ya­pa­bil­dik­le­ri tek şey, baş­ka mil­let­le­rin tarihi şah­si­yet­le­ri­ni ve kül­tü­rel varlıkla­rı­nı ken­di­le­ri­ne mal et­me­ye ça­lış­mak.

Arap­ça ya­yın ya­pan Lüb­nan Te­le­viz­yon ka­na­lı anb’de Türk şeh­ri Er­bil hak­kın­da bir televizyon prog­ra­mı ya­yın­lan­mış­tı. 1190’da Er­bil Ata­bey­li­ği­nin Türk hü­küm­da­rı Muzefferüddin Gök­bö­rü (Ma­vi Kurt) ta­ra­fın­dan yap­tı­rı­lan ca­mii ta­ma­men yı­kıl­ma­sı­na karşılık mi­na­re­si­nin bü­yük kıs­mı sağ­lam ola­rak gü­nü­mü­ze ka­dar ge­le­bi­len ve Er­bil’in ka­le­den son­ra en önem­li ta­ri­hi ya­pı­sı olan bu eser hak­kın­da (Mu­zaf­fe­ri­ye ola­rak ad­lan­dı­rı­lan çöl minare­si), anb te­le­viz­yo­nu ka­na­lı­nın su­nu­cu­su­na ken­di­ni Kürt ta­rih­çi­si ola­rak ta­nı­tan bi­ri, “Mu­zaf­fe­ri­ye mi­na­re­si­nin mo­tif­le­ri­ne dik­kat­li­ce ba­kı­nız, ta­ma­men Kürt mo­ti­fiy­le ya­pıl­mış­tır” di­ye an­la­tı­yor­du. Ta­rih bu ka­dar çar­pı­tı­la­bi­lir mi? Ca­mii ve mi­na­re mo­tif­le­rin­de Kürt mo­ti­fi var mı­dır?

Kürtler şimdi de yeni bir tiyatro oyunuyla ve tarihi gerçekleri çarpıtarak öz be öz Türkmen şehri Erbil’in adını Kürtleştirmek için Hawler diye değiştirdiler, neden mi? Çünkü Kaynaklarda ve arşivlerde Erbil’in Türkmen olduğunu yazıyor. 1976 yılında diktatör Saddam Hüseyin Türkmen şehri Kerkük’ü Araplaştırmak için adını Al-Tamim olarak değiştirmişti. Kerkük’ün adı değişti mi? Değişmedi, şimdi Saddam nerede! Zindanlara atsalarda, kanımızı dökselerde, Erbil hep Erbil Kalacaktır. Bu tarih hırsızları Türkmen Şehri Erbil’in adını değiştirmekle kendilerini ele vermiyorlar mı? Sizce tarihi olan bir toplum bu gibi dayanıksız ve gülünç işlere tenezzül eder mi? Yorumu sizlere bırakıyoruz.

Er­bil, Irak Türk­le­ri­nin folklor ve halk ede­bi­ya­tı ba­kı­mın­dan çok zen­gin mer­kez­le­rin­den biridir. Ge­le­nek­le­ri­ne ve göre­nek­le­ri­ne sı­kı sı­kı bağ­lı olan Er­bil Türk­men­le­ri, uzun ha­va türün­den olan hoy­rat ez­gi­le­ri ve Tür­kü­ler ba­kı­mın­dan da renk­li bir yö­re­dir. Özel­lik­le Er­bil’in en bü­yük ses sa­nat­çı­sı ola­rak ün ya­pan Şa­ha­ba (1885 – 1945)’dan son­ra rah­me­te ka­vu­şan Muş­ko adı ile de ta­nı­nan Şev­ket Sa­it (1915 – 1990), Er­bil­li Hay­dar Ab­dur­rah­man (1926 – 1986). Bü­tün Irak Türk­le­ri tarafından çok se­vil­miş oku­yu­cu­lar idi. Ay­rı­ca Ha­cı Ce­mil Kap­kap­çı (doğ. 1904), Fa­ik Bezirgan (doğ. 1918), Meh­met Ah­met Er­bil­li (doğ. 1933) ve Yu­nus Hat­tat (doğ. 1933) gi­bi de­ğer­li ses sa­nat­çı­sı ve bes­te­kar­lar ye­tiş­tir­miş­tir.

Ta­rih­te de ün yap­mış olan Er­bil’in es­ki çağ­lar­dan be­ri var­lı­ğı bi­li­ni­yor. Irak’ta yurt edi­nen Türk­men­le­rin de ilk ka­le­si Er­bil sa­yı­lır. Hat­ta ve hat­ta Irak’ta Türk­lü­ğün ça­tı­sı­nın ilk de­fa Erbil’de ku­rul­du­ğu­nu söy­le­mek da­ha doğ­ru­dur. Onun için­dir ki Er­bil ve onun Türk­men kimliği Irak’ta ya­şa­yan her Türk­men’in en bü­yük övünç kay­na­ğı ol­muş­tur.

Rus araştırmacı V­la­di­mir F.Mi­norsky “Türk­men­ler; Te­la­fer, Er­bil, Al­tun­köp­rü, Ker­kük, Tazehurmatu, Ta­vuk, Tuz­hur­ma­tu, Kif­ri ve Ka­ra­te­pe gi­bi şe­hir ve ka­sa­ba­lar­da ve Mu­sul bölgesinin gü­ne­yin­den ge­çen ta­ri­hi “İpek Yo­lu” de­ni­len yol üze­rin­de­ki böl­ge­de ço­ğun­lu­ğu teş­kil etmek­te­dir­ler.”

Dr. Fa­zıl Hü­se­yin’in “Mu­sul So­ru­nu” ki­ta­bı­nın 2’nci bas­kı­sı­nın 92’nci say­fa­sın­da, Er­bil, Kerkük ve di­ğer Türk­men böl­ge­le­ri hak­kın­da Mil­let­ler Ce­mi­ye­ti ra­po­run­da şu­nu yaz­mış­tır: “Mil­let­ler Ce­mi­ye­ti ko­mis­yo­nu bu şe­hir­le­rin sa­kin­le­ri­nin asıl­la­rı­nın Türk ol­duk­la­rı­nı belirterek Er­bil’de, Türk­ler­den beş, ya­rı­sı Türk, ya­rı­sı Kürt olan ve bir de Ya­hu­di ma­hal­le vardır. Ko­mis­yo­nun ifa­de­sin­de, hü­kü­met dene­ti­min­de­ tek ga­ze­te ba­sıl­dı­ğı­nı, bu­ra­da yayınlanan res­mi fer­man­lar­da Arap­ça ve Türk­çe dilleri­nin kul­la­nıl­dı­ğı­nı be­lirt­miş­tir.”

Ame­ri­ka­lı ya­zar Khris­ti­na O’Do­nelly “The Hor­se­man” ad­lı ki­ta­bın­da Irak Türklerini ve maruz kaldıkları haksızlıkları şöyle anlatıyor: “Irak’ın üçün­cü mil­li­ye­ti olan Türk­men­ler, Or­ta As­ya’dan 1000 se­ne ön­ce göç edip Mu­sul, Ker­kük ve Er­bil’e yer­leş­miş­ler­dir. Kim­se de bunların çek­tik­le­ri acı­la­rı ha­tır­la­maz, hak­sız­lı­ğa uğ­ra­yan bu in­san­la­rın ise hiç mi ya­şa­ma­ya hak­la­rı yok? Aca­ba bunlar ikin­ci sı­nıf in­san­lar mı? Hü­kü­met­ler ise hep ger­çek sa­yı­la­rı­nı sakla­dı, ki Türk­men­ler gerçek­te 2 mil­yo­nun üze­rin­de bir nü­fu­sa sa­hip­ti. Al­lah aş­kı­na bil­mi­yor mu­su­nuz? bun­lar Türk asıllı­dır­lar, Tür­ki­ye, es­ki Sov­yet­ler Bir­li­ği­nin gü­ne­yin­de ya­şa­yan­lar gibi (Azer­bay­can, Öz­be­kis­tan, Türk­me­nis­tan, Kır­gı­zis­tan, Ka­za­kis­tan). Ba­zı Irak Hü­kü­met­le­ri ta­ra­fın­dan asi­mi­las­yo­na ve yok edil­me­ye ma­ruz kal­mış­lar­dır. Bu top­lu­ma kar­şı Ba­as re­ji­mi tara­fın­dan yo­ğun in­san hak­la­rı ih­lal­le­ri ya­pıl­mış­tır (Şimdi de Kürtler daha beterini  yapmaktadırlar, Ne yazık ki Türkmenlerin kaderi bu gün bile değişmemiştir). Özel­lik­le öğrenci ve ay­dın ke­si­mi­ne bas­kı, ha­pis ve idam­lar ya­pıl­mış­tır”.

Eğer Türk­men­le­rin dı­şın­da Erbil ve çev­re­si­ne Türk­men­ler­den da­ha ön­ce baş­ka bir top­lu­luk yerleşmiş ise, ne­den ken­di dil­le­rin­de ad­lar kul­lan­ma­mış­lar­dır? Eğer bu top­rak­lar id­dia et­tik­le­ri gi­bi çok es­ki­den be­ri Kürt­le­re ait ise, o ka­dar çok ve­rim­li top­rak, me­ra ve su var iken Kürt­ler ne­den dağ­la­rı me­kan seç­miş­ler­dir? Kal­dı ki, Türk­men­ler va­tan ha­li­ne ge­tir­dik­le­ri bu topraklar­da ta­rih içeri­sin­de al­tı ta­ne dev­let ve bey­lik kur­muş­lar­dır.

Böl­ge­de Türk­ler ta­ra­fın­dan ku­ru­lan Türk­men dev­let ve bey­lik­le­ri şun­lar­dır:

a. Irak Sel­çuk­lu Dev­le­ti 1118-1194

b. Ata­bey­lik­ler

(1) Mu­sul Ata­bey­li­ği 1127-1233

(2) Er­bil Bey­li­ği 1144-1233

c. İl­han­lı­lar Dev­le­ti 1258 -1339

d. Ce­la­yir­li­ler Dev­le­ti 1339 -1410

e. Ka­ra­ko­yun­lu Dev­le­ti 1411 -1468

f. Ak­ko­yun­lu Dev­le­ti 1468 -1508

Bu böl­ge es­ki uy­gar­lık­la­rın be­şi­ği ol­muş­tur. Bu ne­den­le bu­ra­nın es­ki yer­li­si olan Türkmenlerin ya­rat­tı­ğı uy­gar­lı­ğın ka­lı­cı iz­le­ri­ne her adım­da rastlan­mak­ta­dır. Şayet Kürtler, Erbil’in yerel halkı iseler tarih, medeniyet ve kültür mirasları nerede? Bu­na kar­şı­lık böl­ge­de Kürt top­lu­luk­la­rı­na ait bir ta­ne bi­le medeniyet ese­ri bu­lun­ma­mak­ta­dır. Bugün da­hi Irak’ta yaşa­yan kit­le­ler ara­sın­da kül­tür dü­ze­yi en yük­sek olan top­lu­lu­ğun Türkmen­ler ol­ma­sı iddiamızın bir is­pa­tı­dır.

Ker­kük’te­ki de­mog­ra­fik ya­pı­nın Kürtler tarafından de­ğiş­ti­ril­mek is­ten­me­si­nin ne­de­ni, ay­nı po­li­ti­ka da­ha ön­ce Türkmen Şehri Er­bil’de uy­gu­lan­dı­ğı için bi­li­ni­yor­du. Amaç, ge­le­cek­te yapı­la­cak olan her­han­gi bir nü­fus sa­yı­mın­da üs­tün­lü­ğü sağ­la­ya­rak avan­taj­lı bir du­ru­mu yakala­mak­tı. Böy­le­ce ra­hat­lık­la Kerkük’ün bir Kürt ken­ti ol­du­ğu­nu id­dia edip ve Kerkük petrollerine el koyabileceklerdi. Ni­te­kim 1. Kör­fez Sa­va­şı’ndan son­ra Kürt grup­la­rın kontrolü­ne ge­çen Türkmen Şehri Er­bil’de de ay­nı pla­nı ba­şa­rıy­la uy­gu­la­mış­lar­dı. 1991’den be­ri Er­bil şeh­ri­ni Kürt­leş­tir­mek ama­cıy­la yü­rü­tü­len de­mog­ra­fik ya­pı­yı de­ğiş­tir­me po­li­ti­ka­la­rı se­me­re­si­ni ver­miş ve bu­gün ge­li­nen nok­ta­da Kürt nü­fu­su Türk­men­le­re yaklaşmaktadır. Erbil’de Türkmen kimliğini silmek için yoğun şekilde çalışmalar sürmekte. Erbil’in en eski yeri olan kale içerisinde yer alan ve Türkmenlerin yoğun şekilde yaşadığı yerler Kerkük’teki gibi boşaltılmıştır. 2005 Seçimlerinden bir kaç gün önce şehrin Türk olduğunu kanıtlayan kitapların olduğu kütüphane yakılmıştır.

KÜRTLER ARASINDA ÇATIŞMA VE BİRBİRİNİ BOĞAZLAMA SÜRECİ

Ma­yıs 1994’te KDP ( Mesud Barzani) ve KYB (Celal Talabani) ara­sın­da kan­lı bir ça­tış­ma baş­la­dı. Ça­tış­ma ne­de­ni Ha­bur Sı­nır Ka­pı­sı’ndan el­de edi­len ge­li­rin pay­la­şı­la­ma­ma­sıy­dı. Kürtler arasında bu çatışmalar ve birbirini boğazlamalar yıllarca devam etti, bu çatışmalar sonucunda binlerce Kürt öldü.

Irak Türkmenleri 1. Körfez Savaşı sonrası maruz kaldıkları katliamların bir yenisini de, 31 Ağustos 1996’da Erbil’de yaşadı. Güvenlik bölgesi içinde olan Türkmen şehri Erbil, silah zoru ile Talabani’nin kontrolünde iken, Barzani, Saddam’la gizli işbirliği yapıp Talabani’yi Erbil’den çıkarma planını uyguladılar. Erbil’de bulunan Irak Türkmenlerinin önde gelen insanlarını, Barzani’nin peşmergeleri ve Kürt Kıyafeti giyimli Irak muhaberatı ( Irak istihbaratı) tarafından, sığındıkları büro ve evlerden alınarak Bağdat’a götürülüp, vahşice katledildiler. Olaylarda Türkmen kurum ve kuruluşları, enformasyon, siyasi, yardım, radyo ve televizyon, matbaa ve Türkmeneli gazetesi büroları, ayrıca 22 Türkmen okulu yağmalanarak tahrip edildi.

Irak Başbakan Yardımcısı Tarık Aziz, 31 Ağustos 1996 tarihinde yaptığı açıklamada “22 Ağustos 1996 tarihinde Mesut Barzani, Irak Cumhurbaşkanı Saddam Hüseyin’e bir mektup gönderdi. 17 Ağustos 1996 tarihinden beri Celal Talabani güçleri ile İran tarafından Çoman ve Sidekan bölgeleri ciddi saldırılara maruz kalmışlardır. Mesut Barzani mektubunda; bu olay çok büyük bir planın başlangıcıdır. Bu hususta zat’ı alinizden Irak ordusuna emir verip tehlike saçtıran yabancı güçlerle, işbirlikçi Celal Talabani’nin ihanetine de son vererek Irak ordusunun Erbil’e girmesini rica ederiz.”

Bölgede İsrail ve ABD’nin en güvendiği adamı Mesud Bar­za­ni’nin Irak hü­kü­me­tiy­le te­ma­sa geç­me­si ABD’yi te­laş­lan­dır­mış­tı. ABD Dı­şiş­le­ri Ba­kan Yar­dım­cı­sı R. Pel­let­re­au, Mesud Barza­ni ve Ce­lal Ta­la­ba­ni’ye bi­rer mek­tup göndererek ça­tış­ma­la­ra son ver­me­le­ri çağ­rı­sın­da bu­lun­du. ABD iki Kürt gru­bu­nu 30 Ağustos’ta Lond­ra’ya da­vet et­ti. Lond­ra’da­ki ABD büyükel­çi­li­ğin­de ya­pı­lan gö­rüş­me­de bir iler­le­me kay­de­di­le­me­di. 31 Ağus­tos 1996 gü­nü Irak or­du­su Bar­za­ni’nin is­te­ği doğ­rul­tu­sun­da sal­dı­rı­ya geç­ti. Irak’ın 10. zırh­lı tu­ga­yı, 40 bin as­ke­ri, tank­la­rı, uçak sa­var­la­rı ve her tür­lü si­lah do­na­nı­mıy­la silah zoru ile Ta­la­ba­ni’nin elin­de olan Türk­men Şeh­ri Er­bil’i ku­şat­tı. Kı­sa sü­re­de Er­bil’i Talaba­ni peş­mer­ge­le­ri­nin elin­den al­dı. Tele­fo­na sa­rı­lan Ta­la­ba­ni, Dı­şiş­le­ri Ba­ka­nı Yardım­cı­sı Pel­let­re­au’yu ara­ya­rak ABD’nin müda­ha­le­de bu­lun­ma­sı­nı is­ti­yor­du. 2 Ey­lül’de Irak or­du­su Er­bil’den ge­ri çe­ki­le­rek bu­ra­nın de­ne­ti­mi­ni Mesud Barzani ve KDP’li peşmergele­re bı­ra­kıp gi­der­ken Er­bil’de­ki her ye­re Irak bay­ra­ğı­nı as­mış­tı. Olan yi­ne Türk­menlere ol­muş­tu. İsrail ve ABD’nin işbirlikçileri ve İsyancıla­rı cezalan­dı­ma­sı bek­le­nen Sad­dam’ın he­de­fin­de Türk­menden baş­ka düş­man yok­tu. Irak is­tih­ba­ra­tı, Kürt kı­ya­fe­ti giy­miş KDP peş­mer­ge­le­ri­nin yar­dı­mıy­la yüz­ler­ce Türk­me­ni tutuk­la­yıp, kur­şu­na diz­di ve bir kıs­mı­nı da Bağ­dat’a gö­tür­dü, akı­bet­le­ri ise bu­gü­ne ka­dar meçhul kal­mış­tır. Kürtler her zamanki gibi Türkmenlerin siyasi parti, kurum, kuruluş ve okullarını yağmalayıp talan ettiler. Erbil’de Türkmenlere yapılan bu katliam, Irak’ın devrik Devlet Başkanı Saddam Hüseyin’in idam cezasına mahkum edildiği Duceyl davasına konu olan olaydan farklı değildir, Davada Saddam 148 Şii’nin ölümünden sorumlu tutuldu ve idam edildi. Türkmenlerde Erbil’deki katliamın peşinde olacaklardır ve bu olaydan sorumlu olanlardan mahkemelerde hesap soracaklardır. Kimsenin hakkı kimsede kalmayacaktır. Türkmenlere yapılan bu katliamın hesabını mutlaka ödeyeceklerdir, diktatör Saddam Hüseyin’in ödediği gibi.

Bu sı­ra­da Ce­lal Ta­la­ba­ni, hiç­bir çağ­rı­ya ku­lak as­ma­ya­rak Mesud Bar­za­ni ile her tür­lü diyalogu red­de­di­yor­du. “Bar­za­ni ha­in­dir.” di­ye ava­zı çık­tı­ğı ka­dar ba­ğı­rı­yor ve: “O, Bağ­dat’ın aja­nı­dır. Efen­di­siy­le gö­rüş­me­yi ter­cih ede­rim.” di­yor­du. Ki­min ki­mi ha­in ve ajan­lık­la suçlama­ya hak­kı var­dı? ”Kar­ga kar­ga­ya, yü­zün ka­ra” di­yor­du. Za­ten Mesud Bar­za­ni ve Ce­lal Ta­la­ba­ni, Kürt­ler ara­sın­da isim­le­ri­nin önün­de ta­şı­dık­la­rı sı­fat­la­rı olan ha­in, iş­bir­lik­çi an­la­mı­na ge­len Cahş di­ye anıl­mı­yor­lar mı? Cah­şın cah­şa söz söy­le­me­ye hak­kı var mı­dır? Bel­ki tek bir şey söy­le­ye­bi­lir­ler: Aca­ba han­gi­miz da­ha bü­yük cahş­tır?

“BİR TÜRK­MEN ŞEH­Rİ ER­BİL’İN TA­RİH­ÇE­Sİ”(1)

“Er­bil, Zağ­ros Dağ­la­rı’nın ba­tı etek­le­rin­de Bü­yük ve Kü­çük Zap ne­hir­le­ri­nin ara­sın­da Mu­sul–Bağ­dat yo­lu ile Ana­do­lu ve İran’dan ge­len baş­lı­ca ker­van yol­la­rı­nın bir­leş­ti­ği as­ke­ri ve ti­ca­ri açı­dan önem­li bir nok­ta­da yer alır(2). Ku­ze­yin­de Tür­ki­ye ile Mu­sul’un bir kıs­mı, Gü­ne­yin­de Ker­kük, Do­ğu­sun­da İran ve Sü­ley­ma­ni­ye, Ba­tı­sın­da Mu­sul ile sı­nır­lan­mış­tır. Yü­zöl­çü­mü 15.870 km ve 1957 yı­lı sa­yı­mı­na gö­re nü­fu­su 272.527’dir. Bağ­dat’ın 350 km ku­zey doğusunda yer alan Er­bil, çok es­ki bir şe­hir olup M.Ö. 2000’ler­de Sü­mer ya­zıt­la­rın­da “Urbelü” ve “Er-bul” ola­rak geç­mek­te­dir. Ba­bil ve Asur­lar za­ma­nın­da adı iki ke­li­me­den ibaret­ti: “Ar­ba-iy­lü(3) Er­bil’in or­ta­sın­da bu­lu­nan Er­bil Ka­le­si es­ki ta­rih­li kay­nak­lar­da “Erbaelü” ola­rak zik­re­dil­mek­te­dir ve şeh­rin bü­yük bö­lü­mü­nü kap­sar. Ka­le, şeh­rin ye­ni kurulan böl­ge­sin­den 39 m yük­sek­lik­te­dir. Muh­kem ve sağ­lam sur­la çev­ri­li olan ka­le­nin iki kapı­sı var­dır. Bu özel­lik­le­riy­le (Ha­lep ka­le­si­ne ben­ze­mek­te­dir). Os­man­lı za­ma­nın­da ya­pı­lan ka­le­nin ka­pa­lı çar­şı­sı­nı Mu­zaf­fe­rüd­din Gök­bö­rü yap­tır­mış­tır. Dok­tor Efez, Er­bil Ka­le­si­ni şöyle ta­nım­la­mak­ta­dır:

“Ay­nen Ker­kük Ka­le­si gi­bi­dir. Bir yük­sek yu­var­lak te­pe üze­ri­ne ku­rul­muş an­cak Ker­kük Kale­si’nden 20 fe­et (fit) da­ha yük­sek­te­dir. 60 bin m2 bir ala­nı kap­sar ve için­de top­ha­ne, tek­ke ve sa­ray, üç de ma­hal­le var­dır”.(4)

Ka­le için­de 4.000 ev bu­lun­mak­ta olup ana dil ola­rak Türk­çe ko­nu­şul­mak­ta idi.(5) Ker­kük ve Er­bil böl­ge­si­ni yurt edi­nen Hac­lu ka­bi­le­si ve Do­ğan top­lu­luk­lar.(6) bu Türk­ler­den­di. Es­ki yaban­cı ve Arap kay­nak­la­rın­da ve ko­mis­yon ra­por­la­rın­da Er­bil şe­hir hal­kı­nın Türk ol­du­ğu­na da­ir bir­çok bel­ge­ye rast­lan­mak­ta­dır.

Bir gez­gin, Ker­kük’ü gü­zel ve mu­az­zam bir şe­hir ola­rak ta­nıt­mış ve halk ara­sın­da yay­gın olarak kul­la­nı­lan di­lin Türk­çe ol­du­ğu­nu vur­gu­la­mış, Er­bil’in de her ba­kım­dan ge­rek do­ğa gerek­se in­san­la­rı ve sos­yal ha­yat ba­kı­mın­dan Ker­kük’e ben­ze­di­ği­ni ifa­de et­miş­tir.(7) Er­bil’in Si­ya­si va­li­si W. R. Hay, “Bel­li bir şe­rit üze­rin­de ba­zı şe­hir­ler var­dır. Bu şe­hir­ler­de yer­le­şik va­tan­daş­lar Türk­çe ko­nu­şur­lar. Ker­kük şeh­ri de Türk­le­rin yo­ğun ol­du­ğu mer­kez­di. 1.Dün­ya Sa­va­şı’ndan ön­ce nü­fu­su 30 bin olan şeh­rin et­ra­fın­da da Türk­çe ko­nu­şu­lan bir çok köy var­dı.” Ya­zar ki­ta­bı­nın baş­ka bir ye­rin­de ise “Hal­kı­nın Türk­çe ko­nuş­tu­ğu önem­le zik­re­dil­me­si gereken iki ay­rı yer­le­şim ye­ri de Er­bil ve Al­tun­köp­rü’dür”,(8) şek­lin­de ifa­de de bulunmaktadır. Bir Arap ya­za­rı ise Er­bil için “Son dö­nem­de Os­man­lı ka­le­si hâ­len şeh­rin ortasın­da olup üç yer­le­şik ma­hal­le­si mev­cut­tu. Bun­lar Do­ğu­da Sa­ray, Gü­ney­ba­tı­da Top­ha­ne ve Ku­zey­ba­tı’da Tek­ke’dir.” Yer­le­şim ad­la­rın­dan da an­la­şıl­dı­ğı üze­re Er­bil’in Türk­ler­le meskun bir şe­hir ol­du­ğu an­la­şıl­mak­ta­dır. Prof. Dr. Hü­se­yin Fa­dıl “Mu­sul Me­se­le­si” ad­lı kitabın­da ise Ker­kük ve Er­bil’in Türk nü­fus­lu ol­du­ğu­nu tes­pit et­miş ve mi­lat­tan son­ra­ki Türk yer­le­şim böl­ge­le­ri­ne kom­şu şe­hir­le­rin de asıl men­şe­le­ri­nin Türk ol­du­ğu­nu ve böl­ge­de en popü­ler ki­şi­le­rin Türk ol­du­ğu­nu te­yit et­miş­tir ki bu şe­hir­le­rin­den bi­ri de Er­bil’dir. Bu­nun ya­nı sı­ra Ker­kük’te­ki hü­kü­met kont­ro­lün­de­ki tek res­mi ga­ze­te­nin de Türk­çe ol­du­ğu res­mi yazışmala­rın da Türk­çe ve Arap­ça ol­du­ğu yi­ne tes­pit­le­ri ara­sın­da­dır.(9) Ya­ban­cı mü­el­lif­ler­den Fe­ric, ese­rin­de, “Ti­ki­ri ka­sa­ba­sı ve ci­va­rı Kürt iken Men­de­li, Ba­ku­ba, Şeh­ri­ban, Ben­de ve Erbil ka­za­la­rı İl­han­lı­lar za­ma­nın­dan kal­ma Türk­ler­le mes­kun idi. Di­ğer un­sur­la­rın taz­yik­le­ri­ne rağ­men mil­li li­san­la­rı ve vic­dan­la­rı­nı ta­ma­mıy­la kay­bet­me­miş­ler­di.”(10) şek­lin­de ifa­de­de bulun­muş­tur.

Baş­ka bir kay­na­ğa gö­re ise: Dic­le’nin do­ğu­sun­da Mu­sul-Bağ­dat ana­yo­lu­nun çev­re­sin­de­ki yerle­şim bi­rim­le­ri­nden 1920’li yıl­la­rın baş­la­rın­da Al­tun­köp­rü bü­tü­nüy­le, Er­bil, Ka­ra­te­pe, Tuz­hur­ma­tu, Ta­za Hur­ma­tu, Ta­vuk ve Ker­kük, ço­ğun­luk­la Türk­le­rin ya­şa­dı­ğı kent­ler olup bu­nun dı­şın­da Ki­fi­ri, (Sa­la­hi­ye) ve Ha­na­kin’de de önem­li mik­tar­da Türk bu­lun­mak­ta idi.(11) Ko­mis­yon İn­ce­le­me ra­por­la­rın­da (s.39) nü­fus bil­gi­le­ri ile il­gi­li ola­rak açık­ça bil­gi verilmektedir: Er­bil ken­tin­de­ki ye­di ma­hal­le­den be­şi­nin muh­ta­rı­nın Türk ol­du­ğu bi­ri­nin ya­rı Türk ya­rı Kürt, bi­ri­nin ise Ya­hu­di ol­du­ğu be­lir­til­mek­te­dir. Bun­dan da Er­bil ken­ti­nin bü­yük bir ço­ğun­lu­ğu­nun Türk­ler­den oluş­tu­ğu an­la­şıl­mak­ta­dır. Ni­te­kim İn­gi­liz ya­zış­ma­la­rın­da da genellik­le Er­bil’in bir Türk­men ken­ti ol­du­ğu be­lir­til­mek­te­dir. Yi­ne ay­nı ko­mis­yon raporlarında ge­çen Irak nü­fus ve­ri­le­rin­de Er­bil Li­va­sın­da 2.780 Türk’ün ya­şa­dı­ğı ile­ri sürülmek­te­dir. Li­va (kent) mer­ke­zi dı­şın­da hiç­bir yer­de Türk ol­ma­dı­ğı var­sa­yıl­sa bi­le ki bu var­sa­yım yan­lış olur, yi­ne de kent mer­ke­zin­de ya­şa­yan Türk­le­rin sa­yı­sı­nın 4-5 kat faz­la olması ge­rek­mek­te­dir.(12) “Münş’ü Bağ­da­di” ad­lı eser­de Er­bil ka­le­sin­de 4.000 ev bu­lun­du­ğu ve ana dil­le­ri­nin de Türk­çe ol­du­ğu bil­di­ril­mek­te­dir.(13) 1919 yı­lın­da İn­gi­liz Ya­zar­la­rın­dan Wilson, No­el’in yaz­dı­ğı ki­tap­ta Er­bil’in bir Kürt ken­ti ol­du­ğu yo­lun­da­ki sa­vı­nın da ger­çe­ği yan­sıt­ma­dı­ğı­na, kent nü­fu­su­nun ço­ğun­lu­ğu­nun Türk soy­lu ol­du­ğu­na ve kent­te Türk­çe konuşul­du­ğu­na dik­kat çek­mek­te­dir. 06.12.1919’da İn­gil­te­re’nin Hin­dis­tan Ba­kan­lı­ğı, düzenledi­ği top­lan­tı­da, ka­tı­lım­cı­lar­dan Al­bay Le­ach­man, Bir Türk­men şeh­ri olan Er­bil’in kesin­lik­le Kürt yö­ne­ti­mi­ni yeğ­le­me­ye­ce­ği gö­rü­şün­de idi.(14) Mar­ga­ret Ba­in­bid­ge “Dün­ya Türk­le­ri” ad­lı ki­ta­bın­da (s.163): “Ba­zı ku­zey kent­le­rin­de Türk­men­le­rin Kürt nü­fu­su için­de­ki pay­la­rı değişmiş­tir. Ba­zı Türk­men­ler Bağ­dat, or­ta ve gü­ney Irak­ta ­ki kent­le­re göç­müş­ler­dir. 30-40 yıl ön­ce­si­ne ka­dar bü­yük Türk­men nü­fu­sa sa­hip Ker­kük, Er­bil, Ha­ne­kin gi­bi ku­zey kent­le­ri­ne de Kürt­ler ve Arap­la­rın iç göç­le­ri ol­muş­tur. 30 yıl ön­ce Ker­kük’te pek az Kürt vardı ve kent sakin­le­ri­nin bü­yük ço­ğun­lu­ğu Türk­men’di. Bu­nun gi­bi 1958 yı­lı­na ka­dar Er­bil nü­fu­su­nun %75’i Türk­men­di.(15) Türk­men top­lu­luk­la­rı Irak’ın Ku­zey dağ­la­rı­nın etek­le­rin­de ve Bağ­dat, Mu­sul es­ki ka­ra­yo­lu bo­yun­ca bir di­zi kent ve köy­de ya­şa­mak­ta­dır­lar. Bu yer­le­şim birim­le­ri ara­sın­da Ka­ra­te­pe, Kif­ri (Sa­la­hi­ye), Tuz­hur­ma­tu, Ta­vuk, Ker­kük, Al­tun­köp­rü, Er­bil ve Mu­sul öte­sin­de de Te­la­fer bu mer­kez­ler­den­dir.(16)

Ta­ri­hi ba­kım­dan Irak’ta Türk­lü­ğün ça­tı­sı ilk ön­ce Er­bil’de ku­rul­muş­tur. Gök­bö­rü dö­ne­mi­ne ait ka­lın­tı­lar bu­lun­mak­ta­dır. Kent­te Türk adı ta­şı­yan ma­hal­le­le­rin ol­ma­sı ve hal­kı­nın da kendile­ri­ne has öz Türk­çe şi­ve­le­ri kul­lan­ma­la­rı şeh­re Türk dam­ga­sı vur­muş­tur.

Bü­yük Sel­çuk­lu İm­pa­ra­tor­lu­ğu’nun yı­kı­lı­şın­dan son­ra Er­bil’de Zey­ned­din Kü­çü­ko­ğul­la­rı (1144-1233), Mu­sul’da Ata­bey­ler ve Ker­kük’te Kıp­ça­ko­ğul­la­rı adı­nı ta­şı­yan Türk bey­lik­le­ri ku­rul­muş­tur. Er­bil, 1190’dan 1233’e ka­dar ge­çen yıl­lar­da hü­küm sü­ren Mu­zaf­fe­rüd­din Gökbö­rü za­ma­nın­da al­tın ça­ğı­nı ya­şa­mış­tır. Böy­le­ce böl­ge­ye 1514’e ka­dar Türk ha­ne­dan­la­rı hük­met­miş­tir.(17)

Os­man­lı dev­rin­de ise Ya­vuz Sul­tan Se­lim dö­ne­min­de Bı­yık­lı Meh­med Pa­şa (1518) Mar­din’i fet­het­ti. Son­ra Bed­ri Bey’in yar­dı­mıy­la Mu­sul Os­man­lı ha­ki­mi­ye­ti­ne gir­di. Mu­sul ile be­ra­ber Te­la­fer, Sin­car, Ha­san­keyf, Or­mu, Oş­nu, Er­bil ve İma­di­ye, Os­man­lı Dev­le­ti’ne bağ­lan­dı.(18) Böy­le­ce bu dö­nem­de Di­yar­ba­kır, Irak’ın ku­ze­yi, Er­bil ve Ker­kük san­cak­la­rı ile Irak-ı Arap Bağ­dat Eya­le­ti, Dü­le­yim ve Di­va­ni­ye san­cak­la­rı­nı kap­sa­yan böl­ge Meh­med Pa­şa ta­ra­fın­dan Os­man­lı Dev­le­ti sı­nır­la­rı­na ka­tıl­mış­tır. Böy­le­ce Sa­fa­vi­le­rin en kıy­met­li top­rak­la­rın­dan 121.000 km’lik kı­sım ve Mu­sul, Er­bil ve Ker­kük Os­man­lı top­rak­la­rı­na ka­tıl­mış ol­du. Bu dönem­de Irak’ın ku­ze­yin­de Türk­men­ler ço­ğun­luk, Arap ve Kürt­ler azın­lık ko­nu­mun­da idiler.(19)

Ka­nu­ni Sul­tan Sü­ley­man’ın Ira­keyn Se­fe­ri (1534) dö­nü­şün­de Gök­te­pe’de iken Er­bil’e Das­nı Hü­se­yin Be­yi ta­yin et­miş­tir.(20)

1529’da Er­bil, Bağ­dat’a bağ­lan­mış­tır.(21) 1560 yı­lın­da Er­bil, Ker­kük ve Şeh­ri-zor’un birleşmesi için hü­küm gön­de­ril­miş,(22) 1568’de Şeh­ri­zor’a bağ­lan­mış­tır.(23) H 977 1569 yılında Şeh­ri­zor san­ca­ğı­na Er­bil Be­yi Be­ge Bey ta­yin ol­muş­tur.24 (Ay­ni Ali Efen­di Risalesi’nde Şehri­zor Eya­le­tin­de, Ker­kük San­ca­ğı’na bağ­lı ola­rak gös­te­ril­mek­te­dir.)(25)

17. yüz­yıl­da Er­bil San­ca­ğı iki kı­sım­dan iba­ret­ti; te­pe üze­rin­de ka­le ve di­ğe­ri de düz­lük kısımda­ki idi. Şe­hir sur­lar­la çev­ri­li idi. Akar­su­lar ba­kı­mın­dan zen­gin olan şe­hir­de iki keh­riz ve bir ca­mi var­dı. Er­bil ka­le­si­nin çev­re­si bir hen­dek­le çev­ri­li idi. Neh­rin iki­ye böl­dü­ğü şeh­rin hal­kı zi­ra­at­la meş­gul­dü.(26)

18. yüz­yıl baş­la­rın­da Ker­kük, Er­bil, Köy­san­cak, Şa­ra­ba­zar, Re­van­duz ve Ha­rir san­cak­la­rı Mu­sul eya­le­tin­den ay­rı­la­rak Şeh­ri­zor adıy­la Mer­ke­zi Ker­kük olan ye­ni bir eya­let ku­rul­muş­tur. 1850’de Mu­sul, Bağ­dat Eya­le­ti’ne bağ­lı bir mu­ta­sar­rıf­lık, 1867’de ise Şeh­ri­zor yi­ne Bağ­dat’a bağ­lı bir san­cak dü­ze­yi­ne in­di­ril­miş­tir.(27) Ay­nı yıl Mu­sul tek­rar vi­la­ye­te tah­vil olu­na­rak Kerkük (Şeh­ri­zor) de Mu­sul’a il­hak olun­muş­tur.(28) 1897’de Er­bil, Mu­sul vi­la­ye­tin­de Kerkük San­ca­ğı­na ka­za ola­rak bağ­lan­mış­tır.(29)

20. yüz­yı­lın baş­la­rın­da es­ki bü­yük vi­la­yet­le­rin ye­ri­ne teş­kil olu­nan san­cak­lar (li­va) esas alındı­ğın­da Er­bil de bu san­cak­lar ara­sın­da yer al­mış­tır.(30) Da­ha ön­ce­den ka­za dü­ze­yi­ne indirilen Er­bil’in 1919’da eya­let ya­pıl­ma­sıy­la tek­rar Os­man­lı mo­de­li­ne dö­nül­müş­tür.(31)

Eko­no­mik yön­den Er­bil 1600’le­rin üçün­cü çey­re­ğin­de Mu­sul’la ay­nı dü­zey­de idi. Er­bil, Kerkük, Za­ho gi­bi ka­sa­ba­la­rın ge­çim kay­na­ğı olan hay­van­cı­lık ve ta­rım, bu­na bağ­lı ola­rak deri, et, yün ve ta­rım ürün­le­ri sa­de­ce ken­di şe­hir­le­ri için de­ğil böl­ge için de önem arz ediyordu.(32) Bu­nun ya­nı sı­ra Mu­sul, Er­bil, Al­tun­köp­rü, Ker­kük ve Ha­ne­kin’de ba­zı Türkmenler ti­ca­ret ya­par­ken ba­zı­la­rı da kü­çük za­na­at, kü­çük es­naf­lık­la uğ­raş­mak­ta idi­ler. Bir kıs­mı ise mes­lek­le­ri­ni ic­ra et­mek ve­ya me­mu­ri­yet için Irak’ın de­ği­şik şe­hir­le­ri­ne göç etmişlerdir.(33)

Er­bil’de Türk­men kül­tür ve sa­na­tı­nın kök­lü ve zen­gin bir geç­mi­şi var­dır. Türk­men folk­lo­ru ve sa­na­tı açı­sın­dan da önem­li bir yer­le­şim bi­ri­mi olan Er­bil bir çok şa­ir ve ede­bi­yat­çı yetiştirmiştir. Bun­lar ara­sın­da Cer­cis, Ma­il (Ab­di), Ga­ri­bi, Nes­rin Er­bil yıl­lar­ca Er­bil’de Türkmen­le­rin kim­li­ği ve var­lı­ğı­nın ko­run­ma­sı için mü­ca­de­le et­miş­ler­dir. Er­bil’de 1970 yılında Türk­men Türk­çe’siy­le eği­ti­me baş­lan­mış­tır.(34) 1980’de Ker­kük ve Er­bil’de Araplaştır­ma kam­pan­ya­sı çer­çe­ve­sin­de bu­ra­lar­da ya­pı­lan Türk­çe eği­ti­me son ve­ri­le­rek, Türkçe eği­tim ya­pan okul­lar ka­pa­tıl­mış­tır. Hâl­bu­ki 1922’de Irak’la İn­gil­te­re ara­sın­dan ya­pı­lan an­laş­ma­nın 3. mad­de­si ge­re­ğin­ce Ana­ya­sa­da va­tan­daş­lar ara­sın­da fark gö­ze­til­me­me­si, okullar­da ana dil­de tah­sil gö­rül­me­si te­mi­nat al­tı­na alı­nı­yor­du. Bu pren­sip­le­ri göz önün­de tu­tan hü­kü­met, 1925 yı­lın­da ya­yın­la­dı­ğı ilk ana­ya­sa met­ni­ni Arap­ça, Türk­çe ve Kürt­çe ola­rak basmış, 1931 yı­lın­da ya­yım­lan­mış olan “74” nu­ma­ra­lı “yer­li dil­ler” ka­nu­nu ile tes­pit edilmiştir. Bu ka­nun ge­re­ği baş­ta Ker­kük ve Er­bil ol­mak üze­re ba­zı Türk­men böl­ge­le­rin­de muhakeme­nin Türk­çe ola­rak ya­pıl­ma­sı ka­bul edil­miş­tir. Türk­men­le­rin ço­ğun­lu­ğu teş­kil et­ti­ği okul­lar­da da eği­ti­min ta­ma­men Türk­çe ya­pıl­ma­sı ka­rar­laş­tı­rıl­mış­tı.(35) Son ola­rak, Di­za­yi, Erbil’de asıl mil­let un­su­ru­nu Türk­le­rin teş­kil et­ti­ği­ni ya­zar­ken ne­den bir g­rup Kür­tün ken­di ara­la­rın­da ve özel gö­rüş­me­le­rin­de Türk­men­ce ko­nuş­tuk­la­rı­nı izah ede­me­mek­te­dir. Kal­dı ki bu bağ­lam­da asil ai­le­le­rin ad­la­rı­na ör­nek ve­rir­ken Av­cı­lı ve Doğ­ra­ma­cı gi­bi ai­le­le­rin ad­la­rı­nı zikre­der­ken bun­la­rın da Kürt ol­du­ğu­nu söy­le­mek­te bir mah­zur gör­me­miş­tir.(36)

TÜRKİYE’DE HACETTEPE VE BİLKENT ÜNİVERSİTESİ’NİN KURUCUSU ERBİLLİ TÜRKMEN İHSAN DOĞRAMACI

Yüksek Öğretim Kurulu’nun kurucu başkanı, Hacettepe Üniversitesi ve Bilkent Üniversitesi kurucusu rahmetli Prof. Dr. İhsan Doğramacı Erbillidir. 3 Nisan 1915’te Irak’ın Erbil kalesinde doğan İhsan Doğramacı, İlk tah­si­li­ni Er­bil’de Türk­çe Yap­tı. Lo­zan ant­laş­ma­sı­na göre Irak’ın Türk şe­hir ve ka­sa­ba­la­rın­da eği­ti­min Türk­çe ya­pıl­ma­sı ge­re­ki­yor­du. Bu se­bep­le İh­san Doğ­ra­ma­cı tah­si­li­ni Türk­çe yap­mış ol­du. On­dan son­ra İn­gi­liz­le­rin bas­kı­sı üze­ri­ne Lozan ant­laş­ma­sı­nın bu şar­tı göz ar­dı edi­le­rek Türk­çe eği­tim ya­sak­lan­dı. Bu­nun üze­ri­ne İhsan’ı ai­le­si or­ta tah­sil için Bey­rut’a, yük­sek tah­sil için İs­tan­bul’a gön­der­di. İs­tan­bul Üniversi­te­si Tıp Fa­kül­te­si­ni 1938’de bi­rin­ci­lik­le bi­tir­di. Londra’da 1971’de Kraliyet Tıp Koleji üyeliği yapmış, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesinde 1947-1954 yılları arasında öğretim görevlisi, doçent ve profesör olarak hizmet vermiştir. 1963-1965 yılları arasında Ankara Üniversitesi Rektörlüğü’nde bulunmuştur. Prof. Dr. Doğramacı, ODTÜ Mütevelli Heyet Başkanlığı (1965-1967), Hacettepe Üniversitesi Rektörlüğü (1967-1975), Tıp ve Sağlık Bilimleri Milli Konseyi Başkanlığı (1974-1981) yapmıştır. Doğramacı, Yüksek Öğretim Kurulu’nun ilk başkanlığını (1981-1992) da üstlenmiştir. Değişik üniversitelerden fahri doktora unvanı verilen Doğramacı, birçok uluslararası akademi ve pediatri cemiyeti üyesiydi.

Prof. Dr. Doğramacı’yı akademik camia için ayrıca önemli kılan, 1985’te Türkiye’nin ilk özel üniversitesi Bilkent Üniversitesini kurması ve diğer birçok üniversitenin kurulmasına da destek vermesi olmuştur. İhsan Doğramacı, uluslararası birçok kuruluşta ve örgütte onursal başkanlık, başkanlık, yönetim kurulu üyeliği, üyelik, danışmanlık görevlerini de yürütmüştü. Çok sayıda makalesi ve kitapları yayımlanan Doğramacı, ulusal ve uluslararası düzeyde birçok ödül kazanmıştır.

So­ru: Si­zin Irak ye­ri­ne Tür­ki­ye’de yer­leş­me­ni­zin se­be­bi ne­dir?

Ce­vap: Bü­tün Er­bil­li­ler gi­bi ben de Türk ai­le­si­ne men­su­bum. Ana­mın, ba­ba­mın, de­de­le­ri­min, ni­ne­le­ri­min ev­de ko­nuş­tuk­la­rı dil Türk­çe idi. İn­gi­liz­le­rin bas­kı­sı ile okul­lar­da Türk­çe eği­tim ya­sak­la­nın­ca tep­ki ola­rak ai­lem be­ni Bey­rut’a son­ra da İs­tan­bul’a oku­ma­ya gön­der­di. As­lın­da mil­let­le­rin tü­rü­nü bil­di­ren en baş­ta ge­len hu­sus hat­ta un­sur ev­de ko­nuş­tuk­la­rı dil­dir.

So­ru: Türk­men­le­re bir me­sa­jı­nız var mı?

Ce­vap: Irak’ta­ki Türk­men­le­r bu­lun­duk­la­rı böl­ge­nin bü­tün­lü­ğü­nü boz­ma­ma­lı, öte yan­dan dille­ri­ni mu­ha­fa­za edip ge­liş­tir­me­le­ri ve bu se­bep­le Türk­çe eği­tim ve­ren ilk okul­la­rın açıl­ma­sı için ye­rel oto­ri­te­ler­le (Er­bil’de) te­ma­sa geç­me­li ve bu­nun sağ­lan­ma­sı için ça­lı­şıl­ma­lı.”

ERBİL'İN TARİHİ SİMGELERİ

Türkmenler, Erbil kalesinde nüfusun hemen hemen tamamını oluşturuyordu. Kaledeki onlarca evde hayat 2007 yılına kadar sürdü. O yıl başlayan onarım adı altında kale yerleşime kapatıldı.

Kerkük Kalesinde oturanların hemen hemen tamamı Türkmendi. Türkmenlerin simgesi Kerkük Kalesi, en eski tarihi eserleri de surları içerisinde saklamaktadır. Saddam rejimi 1990 yılında Kerkük Kalesinin tarihi eserlerini onarmak adı altında Kaleyi yıkma ve sakinlerini boşaltma planını uygulamaya koyar. Kale, 1995 yılında Saddam Hüseyin’in talimatıyla zorla tamamen boşaltılır ve 1997′den itibaren 2003′e kadar yüzlerce geleneksel Türk tarihi evleri ve eserleri dozerlerle yerle bir edilir. Türkmenlere ait ne varsa, evleri, tarihi eserleri, hatta mezar taşları bile yok edilir. Amaç Kerkükün Türkmen özelliğini ve izlerini silmekti.

Kalenin karşısında ve Şehir meydanının bir diğer köşesinde ise Erbil'in geleneksel Kayseri çarşısı bulunuyor. Osmanlı döneminde yaptırılan ve Erbil'in en önemli ticari merkezleri arasında yer alıyor. Yaklaşık 200 yıllık geçmişe sahip '' Kapalı (Kayseri) Çarşısı'' içerisinde her çeşit ürünün bulunduğu 600 iş yeriyle Erbil'e gelenlerin uğrak mekanları arasında yer alıyor. Erbillilerin 'Bazar' dediği çarşı, kentin ekonomik can damarlarından biri. 

Şimdiki hali 1850'li yıllarda Suriyeli yapı ustaları tarafından klasik Osmanlı çarşısı şeklinde inşa edilen Kapalı çarşısı, o dönemde Çin'den, Afganistan ve Pakistan'dan gelen kervanların hem konaklama hem de mallarını sergileme mekanı olarak kullanıldı.  

Erbil Kapalı (Kayseri) Çarşısı'nı ziyaret eden yabancıların uğramadan geçemediği çarşının çaycısı Halil Salih, 64 yıldır çaycılık yaptığı pazarda, içindekilerin sürekli değiştiğini fakat çarşının asıl yapısında hiçbir değişikliğin olmadığını söylüyor. 

Işıl ışıl kuyumcular, farklı baharat kokuları ve rengârenk züccaciyeciler, Tarihi Kapalı Çarşısı’nı süslüyor. Bu çeşitlilik çarşıyı Erbil’in en renkli mekânı kılıyor. Erbil’in merkezinde yer alan Kayseri Çarşısı şehirde görülmesi gereken ilk duraklardan biri.

Tarihi Kapalı Çarşısı'nın İstanbul’daki Kapalı Çarşı ve Mısır Çarşısı'nı andıran bir havası var. Kentin en büyük çarşısı olarak bilinen Kayseri Çarşısı, yüzyıllardır altın, hediyelik eşya, baharat, şifalı otlar, köylerden gelen organik ürünler, kahve, pekmez, bal, şekerleme, kuruyemiş, bakliyat ve geleneksel kıyafet arayanların uğrak yeri. Çarşıda ayrıca küçük eşyalar üreten marangoz ile terzilere de rastlamak mümkün. Kayseri Çarşısı'nın sokakları, satılan ürünlere göre sınıflandırılıyor. Kuyumcular, aktarlar ve süs eşyaları satan dükkânların hepsi farklı sokaklarda. Tarihi çarşının esnafı, çeşitli bölgelerden ziyaretçiler ağırlıyor.

Erbil'in tarihini en iyi yansıtan bir başka yapı da Mu­zaf­feriye-Çöl Minaresi. 12. yüzyılda Türk hükümdarı Muzafferüddin Gökbörü tarafından inşaa ettirilen minarenin birçok kısmı ve hatta minarenin bulunduğu ana camii yıllar içerisinde yıkıldı. Ancak doğuya eğilmiş 36 metre yüksekliğindeki Mu­zaf­feriye-Çöl Minaresi, asırlara meydan okumayı başardı.

 

Sekiz köşeli bir kaide üzerinde yükselen Mu­zaf­feriye-Çöl Minaresi aslında çift şerefeli inşa edilmişti. Ancak bugün minareden geriye sadece bir şerefe kaldı. Minare geçtiğimiz yıllar içerisinde daha fazla yıkıma uğramaması için güçlendirildi.

Erbil Kalesi, Kayseri Çarşısı ve Mu­zaf­feriye-Çöl Minaresi birçok savaş görmüş olsalar da yıllara meydan okuyan binalar arasında yer alıyor. Zira şehrin Türk tarihi hâlâ bu yapılarda yaşıyor.

 

ERBİL’DE TÜRKMEN GERÇEĞİ

Araştırmacı-yazar Dilşat Terzi’nin “Erbil’de Türkmen Gerçeği” yazısında, güzelim Erbil şehrini bakın nasıl anlatıyor: “Dün Erbil kapalı çarşısına yolum düştü. Eşim ve çocuklarımla birlikte bir şeyler almaya gittik. Kala kapısının hemen karşısındaki Bakkallar çarşısına girdik.

İlk anda gözüme bir şeyler çarptı. Buradaki esnafın kimi eski mesleğini koruduğunu, kimilerinin mesleğini değiştirdiğini gördüm. Bu çarşıda genellikle Irak çapında meşhur olan Erbil peynir ve yoğurdu satılır.

Fakat bazı esnaf artık eski mesleğinden vazgeçerek süt ürünleri satmıyorlar, bunun yerine dükkanlarını beyaz eşya veya elektrik malzeme tezgahına dönüştürmüşler. Yani burada bir meslek değişimi söz konusudur. Bu böyle olunca çarşının çehresi de değişiyor. Artık burada o nefis Erbil peyniri ve yoğurdunun koksunu fazla almıyor insan.

Erbil kapalı çarşısındaki esnafın hepsi olmasa da yüzde yetmişi Türkmen’dir. Ben bunu şimdi için söylüyorum. Bu oran yetmişli ve seksenli yıllarda yüzde doksanın üzerinde idi. Bu çarşıda yetişip büyüyen birisi olduğum için bunu rahatça söyleyebiliyorum.

Çarşıda rahmetli babamın terzilik dükkanı vardı. Yanlız babam değil amcamın da dayı ve teyze oğullarımın da dükkanları vardı.

Erbil’deki önemli mesleklerin hepsi Türkmenler’in elinde idi. Çünkü kentin yerleşik sakinleri Türkmen’dir. Bu bir oranda şimdi için de geçerlidir. Erbil’in en zengin tüccarı Türkmenlerden’dir.

Erbil’de aynı zamanda bürokraside de güçlü bir Türkmen varlığı söz konusudur.

Erbil Türkmenleri çok iyi eğitim görmüş bir toplumdur. Bunun için eskiden olduğu gibi kentin en tanınmış doktorların, mühendislerin, avukatların, yargıçların ve diğer meslek erbabların çoğu Türkmen’dir.

Dün Bakkallar çarşısında kızım Sevgil, naylon takı ve süs eşyası satan bir dükkanda sergilenen eşyalar dikkatini çekince hemen “Baba bana biraz takı” al dedi. Ama ben takıdan anlamam bunun için annesi devreye girerek pazarlık yapmaya başladı. Dükkan sahibi Türkmen olduğumuzu hissetti ve mahalli şiveyle bizimle konuştu.

Erbil Türkmenleri diğerlerinden kolay fark ediliyorlar. Uzaktan da olsa birisini görsem Türkmen olup olmadığını hemen farkedebilirim.

Bir de Erbil’de Türkmenler içinde şöyle bir kanı var. “Hepimiz birbirimize akrabayız” deriz. Yani Erbilli Türkmenler’in aile şeceresi araştırılırsa gerek baba gerek ana tarafından olsun hepsi birbirlerine akraba çıkar. Bu birinci belden veya ikinci veya üçüncü belden olabilir.

Erbilli Türkmenler’in hepsinin birbirlerini tanımaları, bir zamanlar kentin tek sakinleri olmalarından kaynaklanıyor. Bu durum Erbil’in Hıristiyanların yaşadığı Ankava mahallesi için de geçerlidir. Mahalledeki Hıristiyan vatandaşların hepsi birbirlerini tanırlar. Çünkü burada kendilerinden başka milletler yaşamıyor.

Bir kaç yıl önce Erbil’in tanınmış simalarından sayın avukat Sanan Ahmet Ağa “Erbil ve Erbilli” adlı eserinde Erbil’in Türkmen gerçeğini gündeme getirdiğinde kıyamet koparıldı. Erbil’de Kürt medyası adama ağızlarına geleni söylediler, onu kötülediler, ama o sırf gerçekleri yazdı, hem de belgelere dayanarak.” Sanan Ahmet Ağa “Erbil ve Erbilli” adlı eserinde belgelere dayanarak Erbil’in kökeninin Türkmen olduğunu belgeler. Türkmen karşıtları, Kürtler ve Barzani’nin güdümündeki medya, Sanan Ağa’ya karşı büyük bir saldırıya geçerler. Bu sırada Sanan Ağa’nın evi de bombalanır. “Her zalim gerçeklerden korkar ve onların üstünü örtmeye çalışır.”

                                         

Dost ve düşman bilmelidir ki, Türkmen şehri Erbil Irak Türklerinin Kalesidir ve ata yurdudur. Türkmenler yerinden, yurdundan, toprağından ve haklarından asla vazgeçmeyecek, kimseye de boyun eğmeyecektir.

Ali Kerküklü

Kaynaklar :

 

1- Suphi Saatçi, Kerkük dergisi, sayı:10 1992. 

2- Şemsettin Küzeci, Kerkük Dergisi, yıl: 1, sayı 2, Temmuz 2005.

3- Stratejik Analiz, Sayı 35, Mart 2003

4- Öz­kan, Tun­cay, CIA Kürt­le­ri, Kürt Dev­le­ti’nin Giz­li Ta­ri­hi, Al­fa Ya­yın­la­rı, İs­tan­bul, 2004.

5- Sadun Köprülü, 31 AĞUSTOS 1996 MESUT BARZANİ, ERBİL KATLİAMI.

5- Ali Kerküklü, Oyun İçinde Oyun Kerkük, Kum Saati Yayınları, İstanbul, 2006.

 

 

 

Dipnotlar :

 
 

 

1 Yazımızın bu bölümünde Yrd. Doç. Dr. Nilüfer Bayatlı’nın “Kardaşlık” Dergisinin 27. sayısında aynı başlık ile yayınlanan makalesine yer verilmiştir. Bu bölüm, tamamen sayın Bayatlı’nın çalışmasıdır. Tarafımdan bir ilave yapılmamıştır.

2 Sami Es-Saka, “Erbil” mad. DİA, C.2, İstanbul 1995, s.273

3 Nilüfer Bayatlı. XVI. Yüzyıl Musul Eyaleti, Ankara 1999, s.106 - 107

4 Ahmet Kuşcuoğlu, “Min Mealimin Erbil Et Tarihiye” Kardeşlik Dergisi, s.5 - 6

5 Bayatlı , a.g.e , s.107

6 Bahaeddin Ögel, Doğu Anadolu, Ankara 1922, s.22

7 Longrigg, Four Centries of Modern Iraq (terc. Cafer Hayat), Bağdat 1941, s.12

8 Ziyat Köprülü, Irak’ta Türk Varlığı, Ankara 1996, s.10 - 11

9 Ziyat Köprülü, a.g.e., s.11 - 12

10 Feric, Kürtler Tarihi ve İctimai Tadkikat, İstanbul 1934, s.72

11 İhsan Şerik Kaymaz, Musul Sorunu, İstanbul 2003, s.31 - 32

12 Aynı Eser, s.458

13 Seyyid Mehmed El Hassan, Münşi’ü- Bağdadi 1948, s.77

14 İhsan Şerif Kaymaz, a.g.e., s.129

15 R.L.lawless, Irak’ın Türk Halkları, (çev. Mehmet Harmancı), İstanbul 1995, s.163

16 Aynı Eser, s.164

17 Ziyat Köprülü, a.g.e., s.31

18 Hoca Saadettin efendi, Tac’üt-Tevarih, (haz. İsmet Parmaksızoğlu), C.IV, Ankara 1992, s.270

19 Yılmaz Öztuna, Türkiye Tarihi,C.5, İstanbul 1983, s.63

20 Bayatlı, a.g.e., s.29

21 İsmet Parmaksızoğlu, Kuzey Irak’ta Osmanlı hakimiyeti, Ankara 1973, s.23

22 MD. No.3, Sıra 741, s.264

23 Kamil Kepeci, No:17670, s.470

24 MD. No.3, Sıra 743, s.264

25  Ayni Ali Efendi Risalesi, Ayn-i Ali Risalesi Kavanin-i Ali Osman Der Hülasa-i , Mezamin Defter-i, Divan, İstanbul1018, s.34

26 Bayatlı, a.g.e., s.106 - 107

27 Kaymaz, a.g.e., s.24

28 Mususl – Kerkük ile İlgili Arşiv Belgeleri, Ankara 1995, s.30

29 Longrigg, a.g.e., s.339

30 Bayatlı, a.g.e., s.38

31 Kaymaz, a.g.e., s.86

32 Dina RizakKhoury, Osmanlı İmparatorluğunda Devlet ve Taşra Toplumu, (çev. Ülkü Tansel) İstanbul 1999, s.27

33 R.L.Lawless, a.g.e., s.166

34 Suphi Saatçi, “Türkmen Kitaplığının Yeni Konukları” Kardaşlık Dergisi, Sayı-24, İstanbul 2004, s.24-25

35 Ziyat Köprülü, a.g.e., s.48

36 Erşad Hürmüzlü, Türkmenler ve Irak, İstanbul 2003, s.99

Ali KERKÜKLÜ - AKİSHABER ÖZEL

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.