Fesih ve Silah Bırakma mı, Yoksa Yeni Bir Taktik mi?

Fesih ve Silah Bırakma mı, Yoksa Yeni Bir Taktik mi?

Türk-Kürt ve Arap kardeşliği sözleri her yöne çekilecek laflardır. En başta ümmetçilik anlayışının millet anlayışının önüne geçirilmesidir. Türkiye’nin ulus devlet yapısından uzaklaşmasıdır. Bunun sonunda Anayasa’dan Türk lafzının çıkarılması getirilecekt

A+A-

Köyüme her gittiğimde muhakkak mezarlığa uğrarım. Yıllardır mezarlıkta üç ayrı şehidimizin baş ucunda Şanlı Bayrağımız yıllardır dalgalanır. Bunlardan biri de bizim aile mezarlığı yanında yeğenime (Şener Gündem) aittir. Babası Ahmet abimin nasıl hayata küstüğünü ve eridiğini gördükçe insan bazı şeyleri daha iyi anlıyor. Mücadele dolu hayatımda onların aziz hatıralarını incitecek bir davranış ve fikir beyanında bulunursam yarın öldüğümde oraya defnedildiğimde yeğenimin ve diğer şehitlerimizin bana ters davranmalarından “Yanımıza ne yüzle geldin?” demelerinden korkarım. Elbette “Terörsüz Türkiye” lafı çok güzel. Bu mezarlıkta başka bayrakların olmaması demek. Bunu bizden daha iyi anlayan olamaz zaten. Okuduğunuz bu yazıyı da belirttiğim duygular içinde yazıyorum. Şehitlerimizin ve yakınlarının varlığını düşünerek, onlardan helallik ve rıza alarak konularımızı çözüme kavuşturmalıyız.

PKK’nın kendini feshettiğini ve silah bıraktığını açıklaması, eğer böyle bir gelişme gerçekten yaşanmışsa, bu son derece önemli ve çok katmanlı bir gelişmedir. Bu tür bir kararı doğrudan PKK’nın sadece kendi iradesiyle alması mümkün değildir; zira örgütün iç yapısı, ideolojik bağlılıkları, maddi kaynakları, silah temin merkezleri ve bölgesel bağlantıları çok daha karmaşık bir ağın parçasıdır. Bu bağlamda, böyle bir davranışın arkasındaki aktörler ve olası maksatlar şu şekilde analiz edilebilir:

  1. ABD ve Batılı Güçler
  • Arka plandaki olası aktör: ABD’nin (ABD, İngiltere ve İsrail bölgede devamlı birlikte hareket ederler) özellikle Suriye’deki PYD/YPG üzerinden PKK ile dolaylı iş birliği yaptığı bilinen bir gerçektir. Ancak bölgedeki dengelerin değişmesi (örneğin Türkiye ile normalleşme çabaları, İran’a karşı yeni ittifaklar, Rusya ile rekabet) Batılı güçlerin PKK’yı artık yük olarak görmesine yol açabilir. Bölgede yıllardır yürütülmekte olan Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) bütün hızıyla ilerlemektedir. Birçok devlet tarafından terör örgütü olarak ilan edilen PKK’nın planlara zarar verdiği ortaya çıkmıştır. Kürtçülük hareketinin Irak tarafı yıllar önce tamamlanmıştır. Şimdi Suriye özerk bölgesi kuruluş aşamasına gelmiştir. Bundan sonraki hedef İran içinde bir özerk bölge kuruluşunu tamamlamak olacaktır. Üç bölge tamamlandıktan sonra Türkiye ele alınacaktır. Bundan dolayı PKK son yıllarda ağırlığını Suriye üzerine vermiştir. Ülkemizde ciddi terör eylemi olmamıştır. Zaten bir müddet evvel terör örgütü olarak sayılanların hepsi Suriye Demokratik Güçleri “SDG” ismi altında bir araya gelmişlerdir.
  • Maksat: PKK’nın silah bırakması, Batı’nın bölgede daha yumuşak güç araçlarıyla etki kurma stratejisinin parçası gözükmektedir. Aynı zamanda Türkiye ile ilişkilerin daha fazla bozulmaması hedeflenmiştir.
  1. Türkiye Cumhuriyeti Devleti / MİT
  • Arka plandaki olası aktör: Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) son yıllarda PKK’nın lojistik ve insan kaynağı yapısına ağır darbeler vurduğu açıktır. Son üç dört yılda Türkiye dışında birçok PKK üst yöneticisi etkisiz hale getirilmiştir. Bu olaylar bölgede PKK’yı çok zor durumda bırakmıştır. Bu tür bir kararı almak, örgüt açısından stratejik bir geri çekilmedir.
  • Maksat: Devletin yürüttüğü yoğun operasyonel baskı ve olası arka kapı görüşmeleri sonucunda örgütün teslim olmadan silahsızlanması hedeflenmiş veya öyle gösterilmiş olabilir.
  1. PKK İçindeki Yeni Nesil ve Farklı Eğilimler
  • Arka plandaki olası aktör: PKK’nın geleneksel kadrosu yaşlanmakta, örgüt içinde genç nesil daha çok siyasi mücadeleye yönelme eğiliminde olabilir. Değişen dünya şartları yıllardır sürdürülen silahlı mücadele yolunun amaca ulaşamayacağını göstermiştir. Bu şekilde sonuç alamayacaklarını anlamışlardır.
  • Maksat: Yeni kuşak, uluslararası meşruiyet arayışıyla silahlı mücadeleden vazgeçip siyasi alanda varlık göstermek istemiştir. Bu, DEM’in dönüşümü ya da yeni siyasi oluşumların önünü açmak için bir strateji olabilir.
  1. Bölgesel Aktörler (İran, Irak Kürt Yönetimi, Suriye rejimi)
  • Arka plandaki olası aktör: İran, PKK’yı zaman zaman Türkiye’ye karşı bir koz olarak kullansa da bölgede kendi Kürt sorununu da kontrol altında tutmak ister. Irak Kürt Bölgesel Yönetimi de PKK’dan rahatsızdır. Yeni Suriye rejimi de zaten SDG ile anlaşmaya varmış gözükmektedir.
  • Maksat: Bu aktörlerin baskısı ile PKK’nın yeniden yapılanması, başka bir formatta ortaya çıkması ya da silahlı unsurların başka sahalara yönelmesi amaçlanmış olabilir.

Olası Maksatlar (Stratejik Amaçlar)

  1. Uluslararası alanda “meşrulaşma” ve siyasi tanınırlık kazanma.
  2. Suriye’de PYD/YPG üzerinden varlığı devam ettirme, “isim değiştirerek” “SDG” hayatta kalma.
  3. Türkiye ile yapılacak olası anayasa sürecine dolaylı katılım zemini yaratma.
  4. Avrupa’da PKK’nın siyasi yapılanmalarını aktif hale getirme.
  5. Kamuoyunda algı değiştirme: “Barışçıl bir aktör” imajı yaratma.
  6. Dört ülkede özerk bölgeler oluşturup sonra bu dört özerk bölgenin birleştirilmesi.

Sonuç

PKK’nın silah bırakması ve kendini feshetmesi, görünürde barışçıl bir adım gibi dursa da arka planda çok sayıda jeopolitik, stratejik ve istihbârî dengeyi barındırır. Bu tür bir adım tek taraflı değil, büyük ihtimalle çoklu aktörlerin etkisi ve mutabakatı ile atılmıştır. Nihai hedef ise ya örgütün yeni bir evreye geçmesi ya da bölgesel denklemde rol değişikliğine gitmesidir.

ABD ve İsrail son gelişmelerden sonra planlarında önemli nüans değişiklikleri yaptı ve uygulamaya koydu. Burada PKK’nın kendini fesih ve silah bırakma görüntüsü vermesi gerekiyordu. Bu aynen yapıldı. ABD’nin binlerce TIR dolusu silahı PKK ve PYD’ye verdiği bilinen bir gerçektir. Bunlar Türk makamlarına teslim edilecek mi, göreceğiz. Silahlar yakılmaz, teslim edilir. Yakmakla deliller de karartılmıştır.

Türk Silahlı Kuvvetler ve MİT’in son yıllardaki operasyonları PKK’ya çok ciddi darbeler vurmuştur. PKK terör örgütü dağılma noktasında iken böyle bir plan işletilmiştir. Ancak silah yakma (keleş mangal partisi) töreni ve ortaya konulan bildirilerde PKK bütün bu dağılma sürecini kapatmaya ve gözlerden uzak tutmaya çalışmıştır. Bizim merkez medya da buna yardımcı olmuştur.

İktidar her zamanki gibi elindeki Devlet gücünü, merkez medyanın tamamını ve trol ordularını seferber ederek kendisine puan kazandırmaya çalışmıştır. 2023 seçimlerinde Sayın Kılıçdaroğlu’nun arkasına terörist Murat Karayılan’ın görüntüleri montajlanarak meydanlarda gösterilmiş, oy devşirilmiştir. Daha düne kadar “Anayasa Mahkemesi derhal HDP’yi (şimdi DEM oldu) kapatsın. Milletvekilleri TBMM’den atılsın, bunu yapmazsa Anayasa Mahkemesi kapatılsın” diye demeç verenler, 180 derece dönüş yaparak “Kurucu Önder” sözleri sarfetmektedirler. Diğer taraftan PKK’nın kendini feshetme ve görünürde silah bırakma eylemlerine karşı kendilerine verilecek hukuki ve yasal hakları belirleme (kılıfına uydurma) komisyonu kurulmaktadır. Böylece, gelecekte oluşacak muhtemel büyük tepkilere karşı kendilerine suç ortağı oluşturmaktadırlar.

Türk-Kürt ve Arap kardeşliği sözleri her yöne çekilecek laflardır. En başta ümmetçilik anlayışının millet anlayışının önüne geçirilmesidir. Türkiye’nin ulus devlet yapısından uzaklaşmasıdır. Bunun sonunda Anayasa’dan Türk lafzının çıkarılması getirilecektir. Buna zemin hazırlanıyor. Kürtleri anladık da Arap nereden çıktı diye düşünmeden edemiyor insan. Suriye rejimi değiştiğinde merkez medya Suriyeli göçmenlerin geri dönüş kuyruklarını veriyordu. Ne oldu? Kimsenin ağzından bir kelime çıkmıyor. Bütün göçmenler gitti mi? Ne kadarı gitti? Demek ki, Suriyeli göçmenlerin gitmeyeceklerini anladılar, nüfusumuzun içinde önemli bir paya sahip ve yakın tarihte sayıları hızla artacak olan yeni bir Arap topluluğumuz olacaktır.

“Beyaz Renolar (Renault), köylerin yakılması ve insanların sürgün edilmesi büyük hataydı” sözünü eden önemli bir yetkili makamda ise işte asıl büyük hata budur. Bu düşünmeden söylenen sözler gelecekte birçok uluslararası platformda ülkemizi ciddi sıkıntılara sokacaktır. Bu sözlerin muhakkak ilgililer tarafından düzeltilmesi şarttır.

23 yıldır yönetimde olan iktidar, bir açılım sürecinin başarısız mimarı olmuşken birdenbire bu fesih ve silah bırakma konusu nasıl gündeme geldi? Bunun gerekçelerini açıklayarak vatandaşı ikna etmelidir. Bu iş bu kadar basit ve kolaydı ise niye 23 yıl beklendi? Bazı görüşmelerin ve varsa pazarlıkların neler olduğunu halkımızın bilme hakkı vardır. Sanki çok şeyler gizleniyormuş gibi bir algı var ortada.

Bölgemizdeki bütün olayları ve bu gelişmelerin içinde yer alan, elini, ayağını ve burnunu sokanları çok sağlıklı takip etmeli ve planlarımızı, ülke davranışlarımızı buna göre ayarlamalıyız. Her şeyden önce bölge ile ilgili toplumun bütün bileşenlerinin onayladığı tutarlı ve millî bir dış politikamızın olması gerekir. Var ise de ben bilmiyorum.

Mustafa Korçak / Milli Düşünce Merkezi

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.