İmralı’dan gelen mektup

İmralı’dan gelen mektup

Türkiye'de siyaset bazen öyle bir hızla akar ki, bir gün konuşulan konu ertesi gün neredeyse tamamen unutulur.

A+A-

Ekonomik sıkıntılar, hayat pahalılığı, dış politika krizleri ve günlük siyasi polemikler kamuoyunun dikkatini sürekli başka yönlere çeker. Ancak tam da böyle dönemlerde, uzun vadede ülkenin siyasi ve hukuki yapısını etkileyebilecek metinlerin çok daha dikkatli okunması gerekir.

DEM Parti tarafından İmralı'dan geldiği belirtilerek kamuoyuyla paylaşılan son açıklama da bu açıdan sıradan bir siyasi metin olarak değerlendirilemez. Metinde geçen bazı ifadeler, Türkiye'nin anayasal düzeni ve devlet yapısı bakımından ciddi tartışmaları beraberinde getirebilecek niteliktedir.

Özellikle "Kürt-Türk ittifakını hukuki zemine dönüştürmek", "eşitlik hukuku" ve "kalıcı hukuki güvence" ifadeleri yalnızca iyi niyet temennileri olarak okunabilecek kavramlar değildir. Bu kavramların neyi kastettiği, hangi hukuki düzenlemeleri ima ettiği ve nasıl bir anayasal değişiklik öngördüğü açıklığa kavuşturulmadıkça kamuoyunun bunları sorgulaması son derece doğaldır.

"Kürt-Türk ittifakını hukuki zemine dönüştürmek" ifadesi ilk bakışta toplumsal birlik çağrısı gibi okunabilir. Ancak hukukta hiçbir kavram boşlukta kullanılmaz. Eğer mevcut vatandaşlık sistemi ve anayasal düzen zaten bütün vatandaşları eşit kabul ediyorsa, ayrıca bir "ittifakın hukuki zemine kavuşturulması" ne anlama gelmektedir?

Burada ister istemez şu sorular ortaya çıkmaktadır:

Mevcut vatandaşlık tanımının yerine etnik kimliklerin anayasal düzeyde ayrı ayrı tanımlandığı yeni bir yapı mı önerilmektedir?

Devlet ile belirli bir etnik topluluk arasında özel bir hukuki ilişki mi kurulmak istenmektedir?

Yoksa anayasal vatandaşlığın yerine iki kurucu unsur anlayışına dayanan yeni bir model mi tartışmaya açılmaktadır?

Metinde bu soruların hiçbirine açık cevap verilmemektedir. Fakat kullanılan ifadeler, farklı yorumlara açık olduğu kadar oldukça geniş siyasi taleplere de kapı aralamaktadır.

Benzer şekilde "eşitlik hukuku" kavramı da dikkat çekicidir.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 10. maddesi zaten kanun önünde eşitliği güvence altına almaktadır. Hukuk devleti ilkesinin özü de budur. Sorun, mevcut anayasal ilkenin eksikliği değil, zaman zaman uygulamadaki aksaklıklardır.

Bu nedenle "eşitlik hukuku" ifadesi, yalnızca mevcut anayasal eşitliğin güçlendirilmesi anlamına mı gelmektedir, yoksa grup temelli yeni hak kategorilerinin oluşturulmasını mı ifade etmektedir?

Çünkü dünyada "eşitlik" kavramı farklı modellerle uygulanmaktadır.

Bir model bireyi esas alır.

Diğer model ise etnik, dini veya kültürel grupları anayasal özne haline getirir.

İki yaklaşımın sonuçları ise birbirinden tamamen farklıdır.

Aynı şekilde "kalıcı hukuki güvence" ifadesi de üzerinde durulması gereken başka bir başlıktır.

Hangi güvence?

Kim için güvence?

Hangi kurumlar oluşturulacaktır?

Bu güvence yalnızca temel hakların korunmasını mı ifade etmektedir?

Yoksa gelecekte değiştirilemeyecek anayasal statüler mi talep edilmektedir?

Türkiye gibi üniter devlet yapısına sahip ülkelerde bu tür ifadeler doğal olarak anayasal tartışmaları beraberinde getirir.

Çünkü anayasal güvence yalnızca bireysel hakları değil, devletin temel örgütlenme biçimini de ilgilendirir.

Tam da bu noktada kamuoyunun sağlıklı bir tartışma yürütmesi gerekir.

Demokratik toplumlarda hiçbir siyasi talep tartışılmaz değildir.

Her öneri konuşulabilir.

Her fikir eleştirilebilir.

Ancak böylesine önemli kavramlar kamuoyuna yalnızca slogan niteliğindeki ifadelerle sunulamaz.

Toplumun neyin talep edildiğini açık biçimde bilmeye hakkı vardır.

Bu tartışmanın bir başka boyutu ise Türkiye'nin mevcut şartlarıdır.

Son yıllarda ekonomik sorunlar, yüksek enflasyon, hayat pahalılığı ve sosyal sıkıntılar toplumun gündemini büyük ölçüde belirlemektedir. Vatandaşın önemli bir bölümü geçim derdiyle mücadele ederken, anayasal değişiklikleri çağrıştırabilecek metinler çoğu zaman hak ettiği dikkat düzeyine ulaşamamaktadır.

Oysa tarihte birçok önemli anayasal dönüşüm, toplumun farklı gündemlerle meşgul olduğu dönemlerde gerçekleşmiştir. Bu tespit, söz konusu metnin böyle bir amaç taşıdığı anlamına gelmez; ancak kamuoyunun dikkatinin dağınık olduğu dönemlerde temel devlet yapısını ilgilendiren tartışmaların daha az görünür hale gelebildiğini gösterir. Bu nedenle, böylesi metinlerin içerdiği kavramların soğukkanlılıkla ve ayrıntılı biçimde değerlendirilmesi önem taşımaktadır.

Diğer taraftan Türkiye'nin gerçek ihtiyacının ne olduğu da ayrıca tartışılmalıdır.

Türkiye'nin en temel ihtiyacı, egemenliği farklı hukuki kategoriler arasında yeniden paylaşmak değildir.

Türkiye'nin ihtiyacı, mevcut hukuk devletini herkes için eşit ve eksiksiz işler hale getirmektir.

Mahkemelerin bağımsızlığıdır.

Yargıya güvenin artırılmasıdır.

Temel hak ve özgürlüklerin ayrım gözetmeden korunmasıdır.

Kamu yönetiminde liyakattir.

Şeffaflıktır.

Hesap verebilirliktir.

Çünkü güçlü hukuk devleti, vatandaşların etnik kökenine göre farklı hukuki statüler oluşturularak değil; herkes için aynı hukuk kurallarının etkin biçimde uygulanmasıyla güçlenir.

Elbette Türkiye'nin Kürt meselesi dahil olmak üzere çözmesi gereken birçok toplumsal sorunu bulunmaktadır. Kültürel haklar, demokratik temsil, yerel yönetimler ve temel özgürlükler demokratik siyasetin meşru tartışma alanlarıdır. Ancak bu tartışmalar yürütülürken kullanılan kavramların, devletin anayasal yapısını değiştirebilecek sonuçlar doğurup doğurmayacağı da açık biçimde ortaya konulmalıdır.

Sonuç olarak, DEM Parti'nin paylaştığı ve İmralı'dan geldiği belirtilen metindeki ifadeler, yalnızca bir siyasi deklarasyon olarak geçiştirilemeyecek kadar önemlidir. Eğer bu kavramlar anayasal düzende yeni bir kurucu ortaklık, grup temelli hukuki statüler veya devletin temel yapısını değiştirecek düzenlemeleri ifade ediyorsa, bunun toplumun bütün kesimlerince ayrıntılı biçimde tartışılması gerekir. Türk milletinin, devletin kuruluş ilkelerini ve anayasal yapısını ilgilendiren böylesine köklü değişiklik önerilerine, kapsamı ve sonuçları açıkça ortaya konulmadan destek vermesinin normal şartlarda kolay olmayacağı söylenebilir. Tam da bu nedenle, gündemin ağırlığı ne olursa olsun, bu tür metinlerin satır aralarında yer alan kavramların dikkatle okunması ve kamuoyu önünde şeffaf biçimde tartışılması demokratik bir zorunluluktur.

İnanç UYSAL

İnanç UYSAL

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.