İT DAVASI...

İT DAVASI...

 Durmuş Ağa’nın kızının köpeği kaybolmuştu. Köyün kır bekçisi Yetim Sefer’den Durmuş Ağa’nın kızının köpeğini arayıp bulması istenmişti.

A+A-

Her yıl Durmuş Ağa Tamahkâr Köyü’nde dağın yamacına yaptırdığı yazlığına gelip birkaç hafta kalıyordu. Ev adeta küçük bir sarayı andırıyordu. Sabahın ilk ışıkları eve vurunca, zümrüt gibi parlıyor, insanın gözünü kamaştırıyordu.

Köylüler, eve hayran hayran bakıp gururlanıyorlardı. Ellerini açıp nazar duası okuyup, “Ağamıza daha iyisi yakışır,” diyorlardı. “Maşallah, berekallah!” demeden edemiyorlardı.

Durmuş Ağa çok zengindi, sebil gibi parası vardı. Parası yere göğe sığmıyordu. Paranın kokusunu alanlar ona yaranmak için akıl almaz şeyler yapıyorlardı.

Siyasetçiler, doktorlar, mühendisler, üst düzey bürokratlar evinden eksik olmuyordu. Biri gidiyor, biri geliyordu.

Ev sur gibi duvarlarla çevriliydi; ama nasıl olmuşsa köpek kapının açık olduğu bir anda çıkıp gitmiş, kaybolmuştu. Ağa’nın kızı Zehra kaç gündür iki gözü iki çeşme ağlıyordu.

 Yetim Sefer, köpeği bulduğunda Durmuş Ağa’nın yüklü miktarda bahşiş vereceğini hayal edip keyiflendi.

Yetim Sefer’in babası küçük yaşta ölmüştü. Kimi kimsesi yoktu. Köyde birçok ailenin evinde nökerlik* yapmış, köyün nahırçısı** olmuş; son yıllarda da köyün kır bekçiliğini yapıyordu. Heyecanlıydı. Evin etrafında aramadık yer bırakmamıştı. Araya araya köy kahvesinin önüne gelmişti. Çok yorulmuş, ayaklarına karasular inmişti. Hem biraz soluklanayım hem de kahvedekilere sorayım diye içinden geçirdi:

 “Durmuş Ağa’nın kızının iti kaybolmuş, gören bilen var mı?”

Şeytan Kasım, bu fırsatı iyi değerlendirmeliyim, böyle bir fırsat bir daha olmaz, diye düşündü. Durmuş Ağa’nın kulağına çalınırsa, bir isteğimi iki etmez. Belli mi olur belki, oğlumu da devlet dairesinde işe koyar. Yetim Sefer’i yanına çağırdı. Okkalı bir tokat attı. Yetim Sefer sendeledi.

“Ağam beni niye vurdun?”

“Sen iyi bir dayağı hak ettin, köpoğlu.”

“Niye ben ne yaptım ki?”

“Daha ne yapacaksın köpoğlu. Ağa’nın köpeğine it diyemezsin. İt oğlu it!” dedi, bir tokat daha attı, “Bir kere o it değil köpektir. Onun bir de senin benim gibi bir adı vardır. Adı da Mazmetel’dir. Anladın mı?”

Başını emme basma tulumba gibi sallayarak “Anladım ağam” dedi. Ama aslında pek bir şey anlamamıştı.

Kahvedekiler de ayaklarına gelen fırsatı kaçırmadılar, "Ağa’mızın köpeğine hakaret Ağa'mıza hakarettir," dediler.

Yetişen bir tekme, bir tokat attı. Yetim Sefer can havliyle kendisini kahveden dışarıya attı. Kaçamadan yakalayıp derdest ettiler. Karakolu arayıp jandarmaya, “Burada bir anarşik var,” dediler.

Karakoldan iki jandarma gelip tutanak tuttu, şahitleri dinledi, “Bu iblis, ağamıza hakaret etti,” dediler. Jandarmaya, “Ben bir şey yapmadım,” deyince bir de dipçik yedi. Jandarma önüne katıp adliyeye götürdü. Savcı tutanağı okudu. Şahitlerin ifadelerine baktı. Tutuklama talebiyle mahkemeye sevk etti.

Hâkim de tutanağı okudu. “Sefer Selimoğlu, sen Matmazel’e it demişsin,” dedi.

“Mazmetel de kim? Tanımam etmem efendim, iftiradır.”

“Mazmetel değil, evladım. Söyle bakayım, Mat-ma- zel.”

“Maz-me-tel”

“Hayır, hayır olmadı. Yeniden söyle, Mat- ma- zel”

“Maz-me-tel”

Hâkim “Pekâlâ” dedi, “Evladım sen Durmuş Ağa’nın kızının köpeği Mazmetel’e it demişsin, doğru mu? Beni de şaşırttın Sefer Selimoğu,”dedi gülümsedi.

“Haaa o mu? Doğrudur efendim. Ben o itin adı olduğunu bilmiyordum. Bizim orada herkes ite it der. Anam babam da it derdi. Atam da it derdi. Ben de it diyorum.”

“Anlaşıldı,” dedi.

Son sözünü sordu:

 “Kastım yoktu. Suç olduğunu bilmiyordum. Ölürüm de bir daha Durmuş Ağa’nın kızının köpeğine it demem.”  

Hâkim, şapkasını eline alıp önünde iki büklüm el pençe divan duran Sefer Selimoğlu’na baktı. Durmuş Ağa’nın hoşuna gidecek bir karar vermeliyim,” diye içinden geçirdi:

 “Yaz kızım,” dedi. "İyi hali de göz önünde bulundurularak, Durmuş Ağa’nın köpeği Matmazel’e it diyerek hakaret eden Sefer Selimoğlu’na bir ay ev hapsi cezası verilmiş olup kaçma ihtimali de göz önünde bulundurularak, yurt dışına çıkma yasağı konmuştur.”

“Efendim yurtdışı ne tarafta oluyor?”

“Yüce Türk mahkemesiyle dalga mı geçiyorsun?”

“ Yok efendim, şeriat karşısında boynum kıldan incedir. Yanlışlıkla yurtdışına çıkarım diye sordum.”

 “Neyse, uzatma,” dedi.Tekrar başını kaldırıp Sefer Selimoğlu’na baktı:

 “Evladım artık köyüne gidebilirsin.”

“Gidemem efendim.”

“Niye ki?”

“Bu saatten sonra bizim köye vesayit olmaz. Bu gece burada bir köşeye kıvrılıp yatabilir miyim?”

“Sefer Selimoğu, beni kızdırma, hadi çık git! Yoksa kodese atarım seni!”

“Allah sizden razı olsun. Çok iyi olur efendim, otelde kalacak param yok. Bu akşam kodeste yatıp yarın gitsem olur mu?”

Hâkim sinirlendi. Mübaşire seslenerek, “Fikrimi değiştirmeden bunu hemen dışarıya atın,” dedi.

Doktor Mehmet KUM

 

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.