İktidarlar sistem içinde hareket eder, kurallara uyar ve uyulmasını gözetirler. Yönetenler ayırmaz, birleştirir. Ayrılık varsa birleştirmeye çalışır ve doğacak ayrılık sıkıntılarına karşı tedbir alırlar.
Bizde maalesef son yıllarda tam tersi yaşanıyor. Her fırsatta, mercekle etnik grup arayan ve söyleyerek egemen millet adıyla yarıştırmaya kalkan yöneticilerimiz var. Federal sistemlerde bile böyle bir ortak koşma yoktur.
Bizim şu veya bu kampın mensuplarının ağzında dünya üzerinden anlatımlar doğrulara dayanmıyor. PKK terörü etrafında ideolojik algılar yaratanların söyledikleri böyledir. PKK’nın en hararetli teşvikçisi Fransa’da etnik kimlikleri, vatandaş kimliği “Fransız”lıkla yarıştırmaya kalkacak adamı tımarhaneye koyarlar. Meşhur Deveciyan’ın kendisine Ermeni diyen Türk gazeteciye “Ben Fransızım!” diyerek itiraz ettiği görüntüler her yerde duruyor.
Bizde “Bugünün dünyasında böyle şeyler olmaz” algısını doğuracak onlarca cümle yıllar yılı kulaklara, zihinlere boca edildi. Esastan yanlıştır. Sıkışınca söylenen “Self determinasyon” bile öyledir. “Kendi kaderini tayin hakkı”nın birçok şartları vardır. Öyle her isteyenin istediği özerkliği, federasyonu, bağımsızlığı veya şimdi bizde görüldüğü gibi ortaklığı gündeme getireceği bir kavram değildir.
KENDİ KADERİNİ TAYİN HAKKI
Self determinasyon yirminci yüzyılın başında sosyalistlerin çokça kullandığı bir tabirdi. Lenin’in 1914 tarihli, bizde de kitaplaşan Ulusların Kaderlerini Tayin Hakkı makalesi önemli kabul edilir. Sultan Galiyev başta, Çarlık Rusyası’nın Türk aydınları da bu kavramın yorumuna göre Kızılların yanında yer almışlardı. Ancak kazın ayağı öyle değildir. 1917 İhtilâli’nden sonra senin kaderini de ben tayin ederim fikri baskın şekilde uygulanmıştır. Güya eşit devletlerin federasyonudur. Esaret değişmemiştir. Egemenlik tek elde, Moskova’dadır.
Halkların kardeşliği dedikleri illüzyon işte budur. Yeri geldi söyleyelim, bizim gibi ülkelerde “halklar” tabirini kullanmanın mantığı bulunamaz. Çünkü farklılık da düşmanlık da yoktur. Etnik veya başka alt kimliklere bakılmaksızın herkes birinci sınıf vatandaştır. Dikkatinizi isterim, Çarlık ve Sovyet Rusyası’nda Türkler ve diğerleri esirdi.
DEM’İN SOSYALİST DİLİ ÇAĞ DIŞI
Madem dünya ile kıyaslayalım diyoruz, bugüne ve yakın geçmişe bakarak anlamaya çalışalım. Sovyet uygulamasının egemenlik bakımından Çarlık döneminden farkı yok gibidir. “Halklar” hikâyedir. Yine “Her şey Rus’a göre, Rus için”dir.
Lenin’in Milletler Nazariyesi gereği sayıları yüzü aşan millet vardır. Kâğıt üstünde emekçilerin birleşmesi ve birleştirme savaşı verme telkin edilirken Rus olmayanları ayrıştırma, çatıştırma ve kontrollü kaos temel politikadır. Şimdi de öyledir. Yani dediklerinin tam tersi geçerlidir. Halklar arası çatışma Rus’un egemenliğini pekiştirmek için şarttır. Sovyetlerde etnik(mikro) milliyetçilik bu sebeple de teşvik edilmiştir. Tezada, tezatlara bakar mısınız?
GÜÇ HER ŞEYDİR
Dünya diyorsak bileceğiz. Dünyanın gidişini kâğıt üzerindeki kararlar, ideolojik vaazlar değil güç dengeleri belirler. Putin’den, Trump’tan önce de böyleydi. Birinci Dünya Savaşı’nda Churchill Çanakkale’de yenilmişti. Kimyevi silahlar kullanmak istediğinde, “Bu bir insanlık suçudur” diyenlere “Türkler insan değil ki..” demişti. Batı’nın yükseklikleri yanında bunlar da vardır.
Bizimkiler Batı’nın ruhunu da cismini de bilmiyorlar. “Türkiye’de sadece Türkler yok, bu devlet yalnız onlara göre kuruldu” diyenlerin dünyadan ve ulus devletler çağından da haberleri yok. Gidin, İngiltere’de, Almanya’da, Fransa’da böyle bir söz söyleyin de göreyim. Almanya’da yakınları olanlar hiç olmazsa şunu bilir: İnsan hakları, genel hukuk herkes içindir fakat orası Almanya’dır ve vatandaş olan herkes Alman’dır. “Alman değilim” dediğinizde vatandaşlığınız bittiği gibi başınıza türlü belâlar da gelir.
İLLÜZYONLAR ÜLKESİNE DÖNDÜK
İçeriye bakalım, tablo Batı’dan tamamen farklı. “Türkiye’nin adı bile problemli, çünkü Türk adı var.” denebiliyor. İslamcı görünenler söylüyor, etnik milliyetçi ve ırkçılar söylüyor, sözüm ona liberaller söylüyor. Kamuoyu içten içe kaynasa da pek ses duyulmuyor.
Türkiye’nin derdi, insanlarının bu algı savaşına yenilme görüntüsüdür. Yoksa tarihi yapan milletler içinde adı başlarda anılan, vatandaşlarına eşit davranma ilkesini her şeye rağmen yaşatan Türk’ün Türkiye’deki egemenliğine ortak koşmaya kalkılabilir miydi?
Doğruların peşinde olacağız. Yol budur. Yalnız, PKK, SDG, DEM, Ortadoğu ve dünya konuşurken doğruları çoktan geçtik diyeceğinizi duyar gibiyim. Baksanıza SDG nerdeyse Halep’i de işgal edecekti. Suriye’nin kuzeyindeki PKK varlığını alkışlayanlara bakın, orada Araplar vardı, Kırmanç aşiretleri yoktu, Amerikan-İsrail desteğiyle işgal edildi diyorlar mı? O halde sözü kısadan söyleyelim: Hiç kimse yalanlar ve yanlışlar üzerinden kendine deliller edinmeye kalkmasın!
İlber Hoca doğru söylüyor: “Ben senden ayrıyım” diyen kendini ne görüyorsa onu desin! Beni suçlayarak, tarihi tahrif ederek, tarih uydurmaya kalkarak yapmasın!