Rakamlarla Sağlık Sisteminin Yükünü Kim Taşıyor?

Sağlık Bakanlığı’nın 2025 yılı sağlık istatistikleri, Türkiye’de sağlık hizmetlerine dair dikkat çekici bir tablo ortaya koyuyor.

Rakamların arasına biraz daha yakından baktığımızda ise aile hekimliğinin sağlık sistemindeki gerçek ağırlığı ve iş yükü daha net görülüyor.Sağlık Bakanlığı 2025 yılı Sağlık İstatistikleri Haber Bülteni’ni yayımladı. Her yıl olduğu gibi bu yıl da çok sayıda veri var. Bazen bir istatistik tablosundaki birkaç rakam, sayfalarca tartışmadan daha fazla şey anlatabiliyor.

2025 yılında Türkiye’de toplam 232 bin 315 hekim bulunuyor.

Aynı yıl sağlık kuruluşlarına toplam 1 milyar 138 milyon 60 bin 185 başvuru yapılmış.

Bu başvuruların 466 milyon 327 bin 428’i Aile Hekimliği’nde gerçekleşmiş.

Başka bir ifadeyle, sağlık sistemine yapılan her 100 başvurunun yaklaşık 41’i aile hekimlerine yapılmış.

Bu rakam tek başına bile aile hekimliğinin sağlık sistemi içerisindeki yükünü göstermeye yetiyor.

Ancak asıl dikkat çekici tablo, bu sayıyı hekim ve birim sayılarıyla birlikte değerlendirdiğimizde ortaya çıkıyor.

30 bin birim, 466 milyon başvuru

Bakanlığın 2025 verilerine göre Türkiye’de 30 bin 6 Aile Hekimliği Birimi bulunuyor.

466 milyonun üzerinde başvuru, 30 bin civarında birim…

Basit bir hesap yaptığımızda, bir Aile Hekimliği Birimi başına yılda yaklaşık 15 bin 500 başvuru düşüyor.

2025 yılında ikinci ve üçüncü basamak sağlık kuruluşlarına yapılan başvuru sayısı ise yaklaşık 668 milyon.

Toplam hekim sayısından Aile Hekimliği Birimlerinin sayısını çıkardığımızda yaklaşık 202 binlik bir hekim grubu kalıyor.

Bunun yüzde 30’unun preklinik branşlarda olduğunu varsaysak bile yaklaşık 141 bin 600 hekim kalıyor.

668 milyon başvuruyu bu sayı üzerinden düşündüğümüzde hekim başına yaklaşık 4 bin 700 başvuru düşüyor.

Aile Hekimliği Birimi başına ise yaklaşık 15 bin 500 başvuru var.

Bu, aile hekimliği tarafındaki başvuru yükünün yaklaşık 3,3 kat daha yüksek olduğunu gösteriyor.

Daha çarpıcı olan ise şu: Aile hekimliği birimleri, toplam sağlık başvurularının yaklaşık yüzde 40’ını karşılarken, toplam hekimlerin yalnızca yaklaşık yüzde 13’ünü temsil ediyor.

Yani hekimlerin yaklaşık yüzde 13’ü, sağlık sistemindeki başvuruların yaklaşık yüzde 40’ını karşılıyor.

Bu iki oran arasındaki fark, aile hekimliğinin taşıdığı iş yükünü açık biçimde ortaya koyuyor. Elbette bu karşılaştırma, farklı basamaklardaki hizmet modellerinin tüm ayrıntılarını tek bir hesaba indirgemiyor. Ancak yüzde 13’e karşı yüzde 40’lık tablo, birinci basamağın sağlık sisteminin ne kadar büyük bir hasta yükünü üstlendiğini tartışmasız biçimde gösteriyor.

Peki aile hekimi sadece hasta mı bakıyor?

Asıl mesele belki de burada başlıyor.

Çünkü aile hekimliğinin yaptığı işi yalnızca “muayene sayısı” üzerinden değerlendirmek, yapılan işin önemli bir bölümünü görünmez hale getiriyor.

Aile hekimi;

bir bebeğin büyüme ve gelişmesini izliyor,

gebeyi takip ediyor,

çocuğun aşılarını yapıyor,

kronik hastalığı olan hastanın tedavisini ve izlemini sürdürüyor,

hipertansiyon ve diyabet gibi hastalıkları takip ediyor,

kanser taramalarını yürütüyor,

koruyucu sağlık hizmeti veriyor,

akut hastalığı olan hastayı değerlendiriyor,

reçete ve rapor süreçlerini yönetiyor,

gerektiğinde hastayı ikinci veya üçüncü basamağa yönlendiriyor.

Bütün bunların yanında hastayı yalnızca o günkü şikâyetiyle değil, geçmişi, riskleri, ailesi, yaşam koşulları ve sağlık ihtiyaçlarıyla birlikte değerlendirmesi bekleniyor.

Yani aile hekimliğinde mesele yalnızca “kaç kişi geldi?” sorusundan ibaret değil.

Gelen kişinin gerçekten iyi değerlendirilmesi için ne kadar zamanımız var?

Asıl soru bu.

Sayı büyürken zaman küçülüyor

Türkiye’de aile hekimliği yıllardır sağlık sisteminin yükünü azaltacak, hastaların ihtiyaç duyduğu sağlık hizmetine mümkün olduğunca ilk basamakta ulaşmasını sağlayacak yapı olarak tarif ediliyor.

Bu yaklaşım doğru.

Ancak birinci basamağa giderek daha fazla görev ve sorumluluk yüklerken, o hizmetin gerektirdiği zamanı ve çalışma koşullarını aynı ölçüde sağlamazsak başka bir sorun ortaya çıkıyor.

Bir aile hekiminin önündeki hastayı yalnızca reçete yazıp gönderecek kadar değil, gerçek anlamda değerlendirebilecek kadar zamanının olması gerekiyor.

Çünkü iyi bir birinci basamak sağlık sistemi, yalnızca çok sayıda hastaya ulaşan sistem değildir.

Hastayı ilk başvurusunda doğru değerlendiren, gereksiz tetkik ve sevkleri azaltabilen, kronik hastalıkları düzenli takip edebilen, koruyucu sağlık hizmetlerini gerçekten uygulayabilen sistemdir.

Bunun için de aile hekiminden daha fazla iş istemek tek başına çözüm değildir.

Zaman, yetki ve sorumluluğun birbirine denk olması gerekir.

Birinci basamak sistemin “giriş kapısı”ndan daha fazlasıdır

2025 yılı verilerine tekrar baktığımızda karşımıza oldukça net bir tablo çıkıyor:

Yaklaşık 30 bin Aile Hekimliği Birimi, yılda 466 milyondan fazla başvuruyu karşılıyor.

Üstelik bu yük, toplam hekimlerin yaklaşık yüzde 13’ü tarafından, toplam başvuruların yaklaşık yüzde 40’ı karşılanarak taşınıyor.

Bu nedenle aile hekimliğini yalnızca “muayene sayısı”, “performans” ya da “kaç hastaya bakıldı” üzerinden değerlendirmek artık yeterli değil.

Soruyu biraz değiştirmemiz gerekiyor:

Aile hekimlerinden daha fazla iş nasıl isteriz?

yerine,

Aile hekimlerinin, hekimlerin yaklaşık yüzde 13’üyle başvuruların yaklaşık yüzde 40’ını karşılayarak taşıdığı bu büyük yükü, sağlık hizmetinin kalitesini koruyarak sürdürebilmesi için neye ihtiyacı var?

diye sormalıyız.

Çünkü sağlık sisteminin gücü, yalnızca hastanelerinin büyüklüğüyle ölçülmez.

Bir ülkenin sağlık sisteminin gerçek gücü, insanların hastalanmadan önce, hastalandıklarında ve hastalıklarıyla yaşamayı öğrendikleri süreçte onlara ne kadar iyi eşlik edebildiğiyle de ölçülür.

Ve bunun merkezinde birinci basamak vardır.

2025 yılı rakamları bize önemli bir şey söylüyor:

Aile hekimliği sağlık sisteminin yalnızca giriş kapısı değil; toplam hekimlerin yaklaşık yüzde 13’üyle başvuruların yaklaşık yüzde 40’ını karşılayan, sistemin yükünü taşıyan ana kolonlarından biridir.

Bir kolona yük bindiriyorsanız, önce o kolonun ne kadar yük taşıdığını hesaplamanız gerekir.

Sonra da onu güçlendirmeden üzerine yeni katlar çıkmamanız gerekir.

Uzm Dr Çiğdem Akaydın

Sağlık / Faydalı Bilgiler Haberleri

Ömür boyu sigara yasağı yolda
Kasapta hazır kıyma dönemi bitti
Et ürünlerine kısıtlama geliyor
Bakım sigortası geliyor: Yeni sistem OVP’ye girdi
ŞAMPİYON ALTININI DMD KAS HASTASINA BAĞIŞLADI