Türkçülük Kimsenin Kiralık Öfkesi Değildir!

Türkiye’de Türkçülüğün yükselişinden söz ediliyor. Kimi bunu sevinçle, kimi korkuyla, kimi de daha şimdiden kendi hesabına çevirmek için iştahla seyrediyor.

Benim asıl merak ettiğim ise bu fikrin ne kadar büyüyeceği değildir. Asıl mesele, büyüyen bu enerjinin direksiyonuna kimlerin geçmeye çalışacağı, onu hangi istikamete sürükleyeceği ve sonunda neye dönüştürmek isteyeceğidir.

Çünkü tarih bize yalnızca fikirlerin nasıl doğduğunu anlatmaz; nasıl ele geçirildiğini de anlatır. Büyük bir fikri her zaman doğrudan yok edemezsiniz. Bazen üzerine yürür, yasaklar, aşağılar ve suçlarsınız; fakat o fikir bütün baskılara rağmen büyümeye devam eder. İşte o zaman yöntem değişir: Karşısına geçmek yerine içine girersiniz. Kavramlarını bozarsınız. Sözcülerini çoğaltır, seviyesini düşürür, öfkesini kışkırtır, aklını felç eder ve onu kendi özünden koparırsınız. Sonra da geriye bıraktığınız karikatürü gösterip, “İşte Türkçülük budur!” dersiniz.

Bir fikri yenemeyenlerin en eski marifeti, o fikrin kılığına girmektir.

Bu nedenle Türkçülüğün karşısındaki tehlike yalnızca Türk adından rahatsız olanlar değildir. Türkçülük adına konuşup Türkçülüğün içini boşaltanlar da en az onlar kadar tehlikelidir. Her bozkurt işareti yapan bozkurt değildir. Bazısının eli işareti bilir ama aklı başkasının dizginindedir. Her bayrak paylaşanın derdi Türk milletinin geleceği değildir. Bazıları bayrağı, kendi çıkarını örten bir perde olarak kullanır. Her ortak düşmana karşı yanımızda görünen de bizimle aynı ülkünün insanı değildir. Aynı düşmana sahip olmak, aynı davaya sahip olmak demek değildir.

O hâlde önce kavramları yerli yerine koymak zorundayız.

TÜRKÇÜLÜK NEDİR?

Türkçülük; Türk milletinin kendi adı, dili, tarihi, kültürü, vatanı, devleti ve geleceği üzerinde hiçbir yabancı vesayeti kabul etmeme şuurudur.

Milliyetçilik ise bu şuurun hayattaki ahlakıdır.

Türkçülük bize kim olduğumuzu hatırlatır; milliyetçilik, bunun gereğini nasıl yerine getireceğimizi söyler. Türkçülük hafızadır; milliyetçilik sorumluluktur. Biri milletin kökünü korur, diğeri o kökten geleceğe uzanacak iradeyi kurar.

Türkçülük, Türk milletini bir laboratuvar raporuna, kafatası ölçüsüne veya soy cetveli yarışına hapsetmek değildir. Türk milleti; ortak tarih, ortak dil, ortak vatan, ortak hukuk, ortak kader ve devlet iradesi çevresinde asırlar içinde teşekkül etmiş büyük bir milletin adıdır. Bu anlayış, farklı kökenleri inkâr etmez; fakat hiç kimsenin farklılığını Türk milletinin ortak adını parçalamak için siyasi mayın hâline getirmesine de izin vermez.

Biz kimsenin kimliğine el uzatmıyoruz. Fakat hiç kimsenin de Türk adını bu devletin üzerinden kazımasına rıza göstermiyoruz. Başkasının diline düşman değiliz; Türkçenin kendi vatanında tali hâle getirilmesine karşıyız. Başkasının tarihini inkâr etmiyoruz; Türk tarihinin suç dosyası gibi okutulmasına itiraz ediyoruz. Başkasının hukukunu çiğnemiyoruz; Türk milletinin hukukunun pazarlık masasına konulmasını reddediyoruz.

Türkçülük, başkasını küçültme ihtiyacı duymadan kendi milletini yükseltme iradesidir.

Bu yüzden gerçek Türkçülüğün işi yalnızca geçmişi anlatmak değildir. Türkçülük; Türkçeyi bilim, sanat, teknoloji ve yüksek düşünce dili yapmak; eğitimi ayağa kaldırmak; üniversiteyi ilmin, devleti liyakatin, mahkemeyi adaletin, ekonomiyi üretimin, diplomasiyi millî aklın merkezi hâline getirmektir. Türkçülük, kurulan devletlerin sayısıyla böbürlenmekten önce yıkılan devletlerin sebeplerini öğrenmektir. Zaferlerden gurur duyarken mağlubiyetlerden ders çıkarmaktır. Tarihi bir uyku yastığı değil, yarını kuracak bir uyanış vesilesi yapmaktır.

Millet sevgisi yalnız sınırda nöbet tutmakla gösterilmez. Sınıfta iyi öğretmen, ameliyathanede iyi hekim, mahkemede adil hâkim, laboratuvarda üretken bilim insanı, tarlada hakkı korunan çiftçi, fabrikada emeği sömürülmeyen işçi, kurumda işini ehliyetle yapan memur da millî mücadelenin içindedir. Bu çağın cepheleri yalnız dağ başlarında kurulmaz; okulda, teknolojide, ekonomide, kültürde, enerjide, nüfusta, siber dünyada ve diplomasi masasında da kurulur.

Türkçülük, Türk milletini çağın gerisinde bırakmamaktır.

TÜRKÇÜLÜK NE DEĞİLDİR?

Türkçülük, göçmen düşmanlığı değildir.

Elbette Türkiye sınırlarını, nüfus dengesini, kamu düzenini, emeğini, güvenliğini ve kaynaklarını korumak zorundadır. Kontrolsüz göçe itiraz etmek, sınır güvenliği istemek, vatandaşın hukukunu ve ülkenin taşıma kapasitesini savunmak meşrudur; hatta devlet ciddiyetinin gereğidir. Fakat devlet politikası talep etmekle sokakta savunmasız insana kin kusmak aynı şey değildir. Türk milliyetçisi sınırı da hukuku da korur. Suçu şahsileştirir; bir kişinin suçunu bütün bir topluluğa fatura etmez. Öfkesini en güçsüze yönelten kalabalık, millî irade değil sürü psikolojisidir.

Türkçülüğü yalnızca göçmen karşıtlığına indirgeyenler, binlerce yıllık bir millet fikrini günlük öfkenin daracık hücresine kapatmaktadır. Göç meselesi Türkçülüğün gündemlerinden biridir; Türkçülüğün tamamı değildir. Türk milletinin eğitiminden ekonomisine, Türk dünyasından teknolojik bağımsızlığına, kültüründen devlet ahlakına kadar uzanan büyük ülküsünü tek bir tepkiye sıkıştırmak, Türkçülüğü büyütmek değil sakatlamaktır.

Türkçülük ırkçılık değildir.

İnsanı kan tahliliyle değerli veya değersiz saymak, milliyetçilik değil insanlık ve tarih bilgisinden mahrum bir saplantıdır. Türklük soy hafızasını dışlamaz; fakat milleti biyolojik bir karantinaya da hapsetmez. Başkasının kökenine, diline veya inancına hakaret ederek Türk olunmaz. Bu, millî büyüklüğün değil karakter küçüklüğünün ilanıdır. Türkçülük kimseyi insanlığından çıkarmak değil, Türk milletini tarihinden çıkarmak isteyenlere karşı durmaktır.

Türkçülük, sosyal medya kabadayılığı değildir.

Üç slogan ezberleyip iki kişiye hakaret eden, bir dakikalık videolarla tarih dağıtan, kitap kapağı açmadan herkese Türklük dersi veren kişi dava adamı değil, algoritmanın gürültüsüdür. Türkçe iki düzgün cümle kurmadan Türkçülük nutku atmak; tarih okumadan ihanet listesi hazırlamak; hukuk bilmeden ceza dağıtmak milliyetçilik değil, cehaletin bayrakla süslenmesidir.

Kütüphane görmemiş öfke, Türk milletine istikamet çizemez.

Türkçülük, bir partiye, lidere, cemaate, derneğe veya çıkar grubuna kayıtsız şartsız teslimiyet değildir.

Türk milletinden büyük parti yoktur. Türk devletinden üstün teşkilat yoktur. Hukukun üzerinde lider, hesap vermekten muaf makam, eleştirilemez yönetici yoktur. Partisi yanlış yaptığında susup rakibi aynı yanlışı yaptığında ayağa kalkan kişi milliyetçi değil, parti militanıdır. Bir şahsın her sözünü hikmet, her kararını devlet aklı, her hatasını da dava gereği saymak Türkçülük değil şahısperestliktir.

Devleti sevmek, hükümetlerin bütün tasarruflarını alkışlamak değildir. Hükümetler geçicidir, devlet bakidir; makamlar fanidir, millet kalıcıdır. Gerçek milliyetçi devleti, devlet adına yanlış yapanlardan da korur. Çünkü yanlışı örtmek devlete sadakat değil, devletin itibarına ihanettir.

Bayrak rozeti takıp devlet malına el uzatan milliyetçi değildir. Bozkurt işareti yapıp milletin evladını torpille eleyen milliyetçi değildir. Kürsüde “Türk milleti” diye haykırıp kapalı kapılar ardında ihale, makam ve akraba hesabı yapan milliyetçi değildir. Bunlar milletin mukaddes adını kendi menfaatlerinin üzerine örten çıkar esnafıdır.

Türkçülük; hırsızın kimliğine, yolsuzun partisine, liyakatsizin tanıdığına bakmadan millet hakkını savunmaktır. Kendi mahallesinin hırsızına susanın karşı mahalleye ahlak dersi vermeye hakkı yoktur.

Türkçülük, yabancı başkentlerin jeopolitik hesabına yazılmak değildir.

Türkçünün pusulası Washington’dan, Moskova’dan, Pekin’den, Brüksel’den, Tahran’dan, Tel Aviv’den veya başka herhangi bir merkezden ayarlanmaz. Türkçülük bir gün Batı düşmanlığı adına Moskova’nın, ertesi gün Rus korkusu adına Washington’un sözcülüğüne soyunamaz. Hiçbir küresel gücün rakibine karşı ileri karakolu, propaganda malzemesi, ucuz taşeronu veya pazarlık kozu olamaz.

Türk milletinin dostluğu değerlidir; fakat kiralık değildir. İş birliği yapılır, ittifak kurulur, diplomasi yürütülür; ancak akıl teslim edilmez. Bizi alkışlayan her yabancı merkezin bizim güçlenmemizi istediği sanılmamalıdır. Bazıları yükselen dalgayı durduramayınca üzerine binmek, yönünü değiştirmek ve kendi limanına sürmek ister. Türkçü, alkışın nereden geldiğine değil, yolun nereye çıktığına bakar.

Ölçü açıktır: Söylenen söz Türk milletinin uzun vadeli hürriyetine, güvenliğine, birliğine, üretim gücüne ve devlet kapasitesine hizmet ediyor mu; yoksa Türk’ün enerjisini başkasının hesabına mı harcıyor?

Türkçülük, din düşmanlığı da din istismarı da değildir.

Bu milletin inanç dünyasını tarihinden söküp atmaya kalkmak ne kadar yanlışsa dini cemaat, tarikat, mezhep veya siyasi çıkarın emrine verip ortak hukuku parçalamak da o kadar yanlıştır. İnananı aşağılayan da inancı kullanarak devlet kadrosu dağıtan da millî birliği zedeler. Türkçülük, milletin manevi dünyasına saygı gösterirken Cumhuriyet’in hukukunu hiçbir dinî yapının vesayetine bırakmamaktır.

Türkçülük, kadını geri bırakan yarım bir millet tasavvuru değildir.

Milletin yarısını susturan, geleceğinin yarısını karanlığa gömer. Kız çocuklarının eğitimini tali gören, kadının aklını ve emeğini küçümseyen bir anlayış Türk tarihini de Türk modernleşmesini de okumamıştır. Türkçülük, milletin her evladının yeteneğini eğitimle, özgür iradeyle ve fırsat eşitliğiyle büyütmektir.

Türkçülük yalnız tören, sembol ve nostalji değildir.

Bayrağı sevmek, bayrağın gölgesindeki çocuğu niteliksiz eğitime mahkûm etmemektir. Şehidi anmak, yaşayan gaziyi unutmayıp hakkını teslim etmektir. Devleti övmek, kurumlarını liyakatsizliğe terk etmemektir. Vatan demek, toprağını talana, şehrini çirkinliğe, suyunu ve ormanını yağmaya bırakmamaktır. Millet demek, yoksulun sofrasını, emeklinin onurunu, gencin umudunu ve çalışanın hakkını da mesele etmektir.

Milliyetçilik, millete pahalı hamaset satıp onun evladına ucuz hayat reva görmek değildir.

YÜKSELEN DALGANIN TURNUSOLÜ

Bugün önümüze Türkçülük etiketiyle getirilen her sözü birkaç soruyla sınamak zorundayız:

Bu söylem Türk milletini birleştiriyor mu, yoksa birbirine saldıran öfkeli kümelere mi ayırıyor? Devletin kurumlarını mı güçlendiriyor, bir şahsın etrafında mı eritiyor? Liyakati, hukuku, üretimi, eğitimi ve bilimi mi büyütüyor; yalnızca slogan ve düşman listesi mi üretiyor? Türk dünyasına bağımsız bir ufuk mu açıyor, yabancı bir merkezin hesabına mı eklemleniyor? Masumu koruyup suçludan hesap mı soruyor, en güçsüze saldırıp güçlü karşısında susuyor mu? Öfke dindiğinde geriye bir kurum, bir okul, bir eser, bir fikir ve bir program mı bırakıyor; yoksa yalnızca kırılmış insanlar ve kirletilmiş bir Türkçülük adı mı kalıyor?

Bu soruların cevabı yoksa ortada Türkçülük değil, Türkçülük ambalajına sarılmış başka bir hesap vardır.

Sahte Türkçülüğün alameti bellidir: Aşağıya tekme, yukarıya temenna eder. Savunmasızın karşısında kabarır, güçlünün karşısında küçülür. Bilgi istemez, itaat ister. Kurum kurmaz, kalabalık toplar. Fikir yetiştirmez, slogan ezberletir. Türk milletine hizmet etmez; Türk milletinin öfkesinden kendisine iktidar, şöhret, para veya mevki devşirir.

İşte buna izin verilemez.

Türkçülük, kimsenin oy deposu, öfke rezervi, trol ordusu, sokak sopası veya dış politika aparatı değildir. Türk milletinin adı, herhangi bir grubun kariyer merdivenine basamak yapılamaz.

İKİ TUZAK: UTANDIRMAK VE AZDIRMAK

Türkçülüğün önüne bugün iki büyük tuzak kurulmaktadır.

Birinci tuzak, Türk’ü kendi adından utandırmaktır. Bu akıl, “Türk deme; çağ dışı görünürsün. Millet deme; gerici sayılırsın. Vatan deme; dünyaya kapanırsın. Türkçeyi, millî devleti ve ortak tarihi savunma; birileri rahatsız olur” diyor.

İkinci tuzak ise Türk’ü kontrolsüz bir öfkeye azdırmaktır. Bu defa başka bir ses, “Türk olduğunu göstermek için herkesten nefret et; düşünme, bağır; okuma, saldır; hukuk arama, kalabalığa uy; önüne konulan her düşmanı parçala” diyor.

Görünüşte birbirine zıt olan bu iki çağrı, aynı sonuca hizmet eder. Birincisi Türk adını silmek ister; ikincisi Türk adını kirletir. Birincisi milletin hafızasını yok eder; ikincisi millet fikrinin itibarını. Biri bizi köksüz bırakmak ister, diğeri seviyesiz.

Biz ikisine de teslim olmayacağız.

Ne Türk olduğumuz için özür dileyeceğiz ne de Türk adını başkasına zulmetmenin ruhsatı yapacağız. Ne kendi kimliğimizden bir harf sildireceğiz ne de başkasının kimliğine el uzatacağız. Ne hukuktan vazgeçeceğiz ne millî egemenliğimizi pazarlık konusu yapacağız. Ne bir yabancı merkezin uşağı olacağız ne de içeride bir şahsın kör takipçisi.

Bizim Türkçülüğümüzün terazisinde millet sevgisi kadar ahlak, devlet kadar hukuk, cesaret kadar akıl, tarih kadar gelecek, bağımsızlık kadar üretim vardır.

TÜRKÇÜLÜĞÜN EN BÜYÜK İMTİHANI

Ben Türkçülüğün kaç kişiye ulaşacağından önce, nasıl bir insan yetiştireceğine bakarım. Çünkü bir fikrin büyüklüğü topladığı alkışla değil, yetiştirdiği insanla ve kurduğu kurumla ölçülür.

Binlerce kişinin slogan atması kolaydır; bir bilim insanı yetiştirmek zordur. Sosyal medyada gündem olmak kolaydır; Türkçeyi yüksek bir düşünce dili yapmak zordur. Kalabalığı öfkelendirmek kolaydır; devleti adaletle, liyakatle ve akılla yönetebilecek kadro kurmak zordur. Geçmişle övünmek kolaydır; geçmişe layık bir gelecek inşa etmek zordur.

Türkçülüğün asıl imtihanı yükselmek değildir.

Yükselirken kiralanmamaktır.

Kalabalıklaşırken seviyesizleşmemektir.

Güçlenirken adaletten ayrılmamaktır.

Devleti savunurken hukuku ezmemektir.

Milleti severken insanlığını kaybetmemektir.

Dost ararken efendi bulmamak, düşman ararken masumu seçmemektir.

Ve en önemlisi, başkalarının gündemiyle sürüklenmeden kendi tarihinden, kendi kültüründen, kendi devlet tecrübesinden ve Türk milletinin gerçek çıkarlarından hareket edebilmektir.

Çünkü kendisi olmaktan çıkan Türkçülük, adı Türkçülük olarak kalsa bile artık başkasının projesidir.

Türkçülük bir öfke nöbeti değil, tarih şuurudur. Bir nefret dili değil, yükselme ahlakıdır. Geçmişe kapanmak değil, kökünden güç alarak geleceği kurmaktır. Başkasının sofrasına göz dikmek değil, kendi sofrasını yağmalatmamaktır. Dünyadan kopmak değil, dünyaya kendi adıyla, kendi aklıyla ve başı dik çıkmaktır.

Türkçülük, Türk milletinin kendi geleceğini kendi aklıyla kurma iradesidir.

Bu irade ne satılıktır ne kiralıktır ne de herhangi bir merkezin emrine verilecektir.

Türkçülüğün en büyük zaferi yalnızca yükselmek değil, yükselirken kendisi olarak kalabilmektir.

Muhittin ÇAÇAN

TURKKON Diyarbakır İl Başkanı

Türk Dünyası Haberleri

Kerkük Petrol Kurbanıdır 
Büyük Zafer’e ve Kurtuluşa Doğru
Kerkük, Her Köşesi Tarih Kokan Bir Türk İlidir 
TİKA, Kerkük’te Türk Mührü “Gök Kümbet”i Restore Ediyor
Serdar Ünsal İlham Aliyev’e Teşekkür Ediyoruz