CHP, Atatürk ve Kürt Meselesi

CHP, Atatürk ve Kürt Meselesi

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Türkiye siyasi tarihinde uzun yıllar iktidarda bulunmasa da en çok tartışılan partilerin başında gelmektedir.

A+A-

 

Bu durumun temelinde, partinin Millî Mücadele’yi yürüten kadro tarafından kurulmuş olması, yeni bir devletin inşasına öncülük etmesi ve Cumhuriyet reformlarının hayata geçirilmesindeki rolü yer almaktadır. Ayrıca CHP, sonraki dönemlerde de doğrudan veya dolaylı yollarla siyasal etkisini sürdürmüştür.

CHP, kurucu iradesini temsil eden Atatürk’ün liderliğinde, modern bir Türk devleti ve ulus inşa etmeyi hedeflemiştir. Bu yönüyle, özellikle İslamcı-muhafazakâr çevreler ile etnik temelli Kürtçü gruplar tarafından sıklıkla eleştirilmiş ve zamanla bu kesimlerce dışlayıcı bir sembol haline getirilmiştir. Laiklik ilkesi, özellikle bu çevrelerce CHP’nin “İslam karşıtı” olarak yaftalanmasına neden olmuştur. Benzer şekilde, ulus-devlet modelinin savunuculuğu da bölücü eğilimli Kürtçü hareketlerce eleştirilmiş, bu durum CHP’nin sol politikaların da Türk toplumunun geniş kesimlerince benimsenmesini zorlaştırmıştır.

Gerçekte CHP’nin sol yelpazeye kayışı, tarihsel olarak oldukça geç bir döneme tekabül eder. Kurucu CHP ile günümüzdeki parti arasında süreklilik büyük oranda sadece isim düzeyindedir. Nitekim merkez sağda konumlanan Demokrat Parti gibi yapılar dahi tarihsel olarak CHP’den doğmuştur.

CHP’nin günümüzdeki ideolojik konumu sosyal demokrat ve sosyalist çizgiye daha yakındır. Parti, Sosyalist Enternasyonal’e üyedir ve mevcut Genel Başkan da bu yapının başkan yardımcılığı görevini yürütmektedir. Oysa partinin kuruluş ideolojisi, inkılapçı bir Türk milliyetçiliğine dayanmaktaydı. İsmet İnönü’nün 1965 yılında "ortanın solu" kavramını ortaya atması, CHP’nin dönüşümünün başlangıcı olarak kabul edilebilir. Bu süreçte Ecevit ile birlikte parti daha açık bir sol çizgiye kayarken, Erdal İnönü döneminde PKK çizgisine yakın isimlere parti içinde alan açıldığı görülmüştür. Baykal döneminde Atatürkçü-ulusalcı bir yönelime geri dönüş yaşansa da, Kılıçdaroğlu ve Özgür Özel dönemlerinde parti çizgisi yeniden farklı bir yönelim göstermiştir.

Günümüzde CHP’nin Atatürk’ün partisi olup olmadığı yönündeki tartışmalar, parti içinden yapılan açıklamalarda dahi sıkça gündeme gelmektedir. Ancak bu tür vurguların, ideolojik ve siyasal meşruiyet krizinin Atatürk ismiyle telafi edilme çabası olduğu ileri sürülebilir. Özellikle sabit seçmen kitlesine rağmen partinin toplumsal meşruiyetinde yaşanan azalma, bu vurguların araçsallaştırılmasına neden olmuştur. CHP’nin, kuruluş döneminin Türk milliyetçiliği temelindeki ideolojik yapısından uzaklaşması, "Atatürkçülük" kavramının parti içinde bir meşruiyet zemini olarak işlev görmesine yol açmıştır.

Bu bağlamda, CHP’nin 1940’lı yıllardan itibaren Atatürk’ün politikalarından uzaklaştığı savunulabilir. Örneğin, Atatürk’ün Türk dili ve tarihi üzerine kurduğu kültürel vizyon zamanla terk edilmiş; bunun yerine evrenselci, hümanist yaklaşımlar benimsenmiştir. 1944'te Türk milliyetçiliği bir tehdit olarak resmî söylemde yer almış, bu da Atatürk döneminin ulus-devlet anlayışından kopuşun bir göstergesi olarak okunabilir.

CHP’nin zamanla sol-sosyal demokrat bir hatta ilerlemesi, Baykal hariç tüm liderlik süreçlerinde ideolojik bir süreksizlik yaratmıştır. Özellikle Kılıçdaroğlu ve Özgür Özel dönemlerinde, Türk kimliğine mesafeli ve Kürt meselesine farklı bir perspektiften bakan aydınlara ve siyasetçilere parti bünyesinde yer açılması bu dönüşümün belirgin örneklerindendir.

CHP’nin "eşit yurttaşlık" kavramını öne çıkarması da bu ideolojik kırılmanın bir göstergesidir. Bu kavram, PKK çevresi tarafından savunulan, kolektif kimliklere dayalı anayasal vatandaşlık anlayışı ile ilişkilendirilmiştir. Oysa Atatürk’ün yurttaşlık anlayışı, birey temelli, etnik veya mezhebi farklılıkları gözetmeyen eşitlikçi bir çerçevede şekillenmiştir. Eşit yurttaşlık söyleminin bu bağlamda etnik temelli grup haklarını önceleyen bir anlayışa dönüşmesi, millî yurttaşlık modeline karşı alternatif bir yurttaşlık tasavvurunu beraberinde getirmiştir.

CHP’nin 100. kuruluş yılına dair kamuoyunda yeterince kutlama yapılmamış olması da, partinin kurucu kimliğiyle olan bağlarının zayıfladığının bir işareti olarak değerlendirilebilir. Partinin Atatürk'ün CHP’si olmadığı yönündeki eleştiriler, sadece ideolojik değil, aynı zamanda sembolik bir kopuşun da yaşandığını göstermektedir. Bu kopuşun temelinde ise, gerek söylem gerekse ittifak düzeyinde Atatürk’ün kurucu ilkeleriyle uyuşmayan pratikler yatmaktadır.

Sonuç olarak, Atatürk’ün kurduğu Türk millî devleti birey temelli, eşitlikçi bir yurttaşlık anlayışı üzerine inşa edilmiştir. Bugünkü CHP ise, söylemleri ve politikaları itibariyle bu anlayıştan uzaklaşmış görünmektedir. "Atatürk’ün partisi" söylemi, günümüz CHP’si için daha çok nostaljik bir referans olarak işlev görmekte, gerçek bir ideolojik ve siyasal sürekliliği temsil etmemektedir.

İkbal Vurucu / Akis Haber

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.