Dervişoğlu ''“Matkapla soğan soyamazsınız” 

Dervişoğlu ''“Matkapla soğan soyamazsınız” 

Dervişoğlu: Türkiye’yi bir katile özgürlük istenen ülke konumuna getirdiler 

A+A-

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, CHP’deki mutlak butlan kararına tepki göstererek “Bu işin arkasında iktidar sahipleri var” dedi. Recep Tayyip Erdoğan’ın olası cumhurbaşkanlığı adaylığı tartışmalarına değinen Dervişoğlu, “Seçime 1 ay kala erken seçim bahanesinin arkasına saklanarak istisnai durumdan kaynaklı adaylık aklı veriliyorsa bu durum Erdoğan’ın siyasi namusunu tartışma konusu yapar” ifadesini kullandı. Terörsüz Türkiye adıyla yürütülen süreçteki yasal düzenleme beklentilerine “Arsızlığın daniskası” diyerek tepki gösteren Dervişoğlu, “Türkiye’yi bir katile özgürlük istenen ülke konumuna getirdiler” şeklinde konuştu.  

 

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Sözcü TV ekranlarında Serap Belovacıklı’nın gündeme dair sorularını yanıtladı.  

 

CHP için verilen mutlak butlan kararı sorulan Dervişoğlu, “Yapılan işin hukuka, siyasete uygun bir davranış olmadığının sürekli altını çizdim. Benim burada bir siyasi partinin iç meselesiyle alakalı değerlendirme yapmışlığım da yok. Hukuksuzluğa, adaletsizliğe karşı atılmış bir adımın protesto edilmesi anlamına geliyor ifadelerim. Dolayısıyla bir siyasi partinin iç meselesiymiş gibi ele alınmasına çok sıcak yaklaşmıyorum. Bu, CHP içindeki taraflarca tartışılıyor, medyada tartışmalara konu ediliyor ama bu işin asıl müsebbipleri bu tartışmanın içinde bulunmuyor. Bütün bunu yapanlar aslında iktidar sahipleridir. Bu işin arkasında iktidar sahipleri vardır. Bu adımı; önümüzdeki seçimin altyapısını oluşturabilmek, kendilerine kazanabilecek bir atmosfer sağlamak için adına atılmış bir adım olarak görüyorum” dedi.  

 

“Matkapla soğan soyamazsınız” 

 

Yaşanan gelişmeler karşısında iktidardan gelen “Bu işin hiçbir tarafında yokuz” şeklindeki açıklamaları “aldatmaca” olarak değerlendiren Dervişoğlu, “Çünkü bir siyasi partinin üç buçuk yıl önce yapılmış kongresine hukuki bir müdahalede bulunuyorsunuz. Ayrıca bu müdahale yetkili yerden de gelmiyor. Yüksek Seçim Kurulu’ndan yapılmış bir müdahale olsa bunun kabul edilebilir bir yanı olabilir. Ama bugün baktığınızda bir hukuk mahkemesinin almış olduğu kararı görüyorsunuz. İş hukuku mahkemelerinde, boşanma kararı veremezsiniz. Ya da bir idari mahkemede, ceza davasını sonuçlandıramazsınız. Yani matkapla soğan soyamazsınız, çatalla çorba içemezsiniz. Bana sorarsanız bu durum kendi yetki alanlarının dışında alınmış kararlarla yaşama geçirilmiş bir skandal. Yüksek Seçim Kurulu’ndan bir şeyler bekliyordum ama onun da karşılığını alamadım” ifadelerini kullandı. 

 

“Meşruiyetini milletten almayan hiç kimseyi siyasi muhatap kabul etmem” 

 

Siyaseten muhataplık ilişkisi üzerine yaptığı açıklamalara birtakım tepkiler geldiğini söyleyen Dervişoğlu, “Ben meşruiyetini milletten almayan hiç kimseyi siyasi muhatap kabul etmem. Bu şahsen muhatap kabul etmeyeceğim anlamına da gelmez. Elbette ki siyaset dışı ilişkilerin bana yüklediği birtakım nezaket sorumlulukları var. Bunların hiçbirini ihmal etmem ama asla ve kata bu yol ve yöntemler kullanılarak partinin başına atanmış bir kayyumu hiçbir şartta siyasi muhatabım olarak göremem” şeklinde konuştu.  

 

“Kongre iptal edilirse, seçimin de referandumun da garantisi olmaz” 

 

Yargıtay’ın Kemal Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlığını onaylaması durumunda da tavrının değişmeyeceğini ekleyen Dervişoğlu, “Bu durumun kendi içinde demokrasi açısından çok büyük bir tehlikeyi barındırdığı kanaatini taşıyorum. Bu durum yarın başka şeylerin iptaline vesile olabilecek bir şey. Bu ülkede üç buçuk yıl sonra bir kongre iptal ediliyorsa, 8 sene önceki referandumun garantisi yoktur. Bundan 4 sene önce yapılmış seçimin garantisi yoktur. 8 sene önce yapılmış seçimin garantisi yoktur. Anayasayı işletmek gerekir. Eğer siyaset yapıyorsak, demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletine, o amaca hizmet ediyorsak, bağlı olduğunuz şey Anayasa’dır. Anayasa’nın geçerli olduğu kimse tarafından tartışılmıyor ama bu anayasaya uyma noktasında başta iktidar olmak üzere birçok kurum üzülerek ifade ediyorum ki duyarlı davranmıyor” dedi.  

 

“Bu doğrudan doğruya demokrasiye müdahaledir” 

 

“Bu yaşananlar Türkiye'de demokrasi sorunudur, CHP’nin sorunu değil” diyen Dervişoğlu, “Biz bunu CHP’nin iç meselesine indirgersek -ki iktidar bunu istiyor, o zaman doğru sonuçlar çıkaramayız. Bu doğrudan doğruya demokrasiye müdahaledir. Peki bunu geçmişte kim yapmıştır? Bütün bunlar olağanüstü hâl şartlarında yaşanmıştır. Darbelerden sonra yaşanmıştır. Muhtıralardan sonra yaşanmıştır. Bugün Türkiye’de darbe yok. Bugün Türkiye’de muhtıra yok ama bütün bunlar yokken bu olup bitenlerin kaynağının doğru anlaşılması gerekir. Darbelerin ortaya çıkardığı yönetimleri mi biz sandıktan çıkarıp da başımıza taç etmişiz diye bakmak lazım” değerlendirmesini yaptı. 

 

“Erdoğan, Anayasa’ya göre bir kez daha aday olamaz” 

 

Anayasa değişikliği tartışmaları sorulan Dervişoğlu, “Sayın Cumhurbaşkanı’nın emri hak vaki oluncaya kadar Cumhurbaşkanı kalabilmenin önünü açmaya çalıştığını biliyorum. Dolayısıyla parlamentodaki mevcut meclis aritmetiğinden, anayasayı değiştirebilecek bir çoğunluk arayışı içinde olduğunu da görüyorum. Ortada bir durum var. Bu duruma göre bana sorarsanız, anayasa hukukçularına sorarsanız; Recep Tayyip Erdoğan'ın bir kere daha cumhurbaşkanı adayı olabilme imkânı yoktur. Anayasa’nın ilgili hükümlerine, amir hükümlerine bakarsanız Sayın Cumhurbaşkanı bir daha cumhurbaşkanı adayı olamaz. Cumhurbaşkanı’nın cumhurbaşkanı adayı olmasının bir tek yolu var. O da Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin erken seçim kararı alması. Ancak bu kararı aldırmak bile bana sorarsanız yetmez. Çünkü bu anayasa açık ve net olarak, bir kişinin iki kez cumhurbaşkanı adayı olabileceğini söylüyor” dedi. 

 

“İstisnai adaylık için istisnai şartların ve gerekçelerin oluşması gerekir” 

 

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum’un, “istisnai adaylık” çıkışı hatırlatılan Dervişoğlu, “Mehmet Uçum aslında kendisini ele veriyor. İstisnai adaylıksa istisnai şartların ve gerekçelerin oluşması gerekir. Türkiye'de daha önceden tecrübe etmediğimiz bir sistemle yönetiliyoruz. Dolayısıyla bu sistemin birtakım nakısaları var. Cumhurbaşkanı yüzde 50 artı 1 ile seçiliyor. Türkiye Büyük Millet Meclisi de aynı günde gerçekleşen seçimle oluşuyor. Eğer cumhurbaşkanının yetkilerini kullanmasına elverişli bir parlamento zemini oluşmamışsa o zaman yasama ile yürütme arasında bir krizden bahsedilebilir. Ve bu krizin aşılabilmesi için de erken seçim talep edilir. O seçim Sayın Cumhurbaşkanı'na bir kere daha aday olma yetkisi veriyor olabilir. İstisnai şart dediğim bu. Ama hiçbir şey yok ve siz görev müddetinin sonuna geldiniz. Görev müddetinin tamamlanmasına iki ay kaldı. Cumhurbaşkanı’nın erken seçimle yeniden bu seçime aday olarak katılma talebi bu anayasanın arkasından dolanmaya kalkıştığına delalet eder. Dolayısıyla o istisnai adaylığa, istisnai ihtiyaçlar neyse bunu söyleyenin bunu açıklaması gerekir.” dedi. 

 

“Türkiye bu rejimden derhal kurtulmalıdır” 

 

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne dair eleştirilerde bulunan Dervişoğlu, “Türkiye'nin bir sistem sorunuyla karşı karşıya olduğunu hepimiz biliyoruz. Bu sistemin Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ı her geçen gün tek adamlığa doğru sürüklediğini de gözlemliyoruz. Partimi ve şahsımı birtakım tartışmalar içinde gösteren beyanlar söz konusuydu. Ben o zamanlarda ‘Ancak ve ancak parlamenter demokratik sisteme geçiş hedefini içinde barındıran bir anayasa değişikliği için oturur ve konuşurum’ dedim. Bugün de aynı fikirdeyim. Türkiye her geçen gün farklı krizleri kamuoyunun gündemine taşıması muhtemel olan bu rejimden derhal kurtulmalıdır” ifadelerini kullandı.  

 

“Kılıçdaroğlu, CHP aleyhinde tanzim edilmiş savcıların ağzıyla konuşuyor” 

 

Mutlak butlan kararıyla birlikte CHP Genel Başkanlığı’na atanan Kemal Kılıçdaroğlu’nun Sözcü TV’ye çıkması sorulan Dervişoğlu, “Üzülerek ifade ediyorum ki; Sayın Kılıçdaroğlu, Cumhuriyet Halk Partisi aleyhinde tanzim edilmiş savcıların ağzıyla konuşuyor. (Kılıçdaroğlu’nun iddianameleri okumadım açıklaması) O savcının ağzıyla konuşup kim suçlu kim değil konusunda ihtisası reyde bulunabiliyor. Dolayısıyla Sayın Kılıçdaroğlu, gizli tanık ifadelerini onaylıyor, itirafçı ifadelerini onaylıyor. O ifadelere göre tanzim edilmiş iddianamenin talepleriyle ortaklaşabiliyor. 13 yıl görev yapmış birinin daha ölçülü beyanlarda bulunmasını beklerdim. İlk televizyon programına Sözcü’yle başladı. Bundan sonra iktidara yakın medya kuruluşlarının programlarına katılmanın zeminini de o vesileyle oluşturmuş oldu” şeklinde konuştu.  

 

“Tavuğa, civcive ve horoza kayyum atandığı bir ülke olur mu?” 

 

Dervişoğlu, “Bunu planlayan iktidar. Peki ne için yapıyor? Sayın Cumhurbaşkanı rakiplerini tasfiye ediyor. Bunu reddedebilmek mümkün mü? Bir adamın bir ülkede 30 seneyi aşmış diploması iptal edilir mi? Belediye başkanları, tutuksuz yargılanabilmesi imkânı söz konusu iken tutuklu olarak zindanlara doldurulabilir mi? Bir kişinin mal varlığına bir itirafçı ya da gizli tanık beyanda bulundu diye el koyulabilir mi? Mülkiyet hakkı gasp edilebilir mi? Tapular iptal edilebilir mi? Bu mantıkla baktığınızda Cumhurbaşkanı’nın elindeki yetkilerin de sorgulanması gerekiyor. Sayın Cumhurbaşkanı’nın elinde, arzu ettiği kişiyi vatandaşlıktan çıkarmak ve siyaset yapmasını engelleyebilmek imkânı var. Demokratik bir ülkede böyle şeyler olabilir mi? Tavuğa, civcive ve horoza kayyum atandığı ülke olur mu?” diye ekledi.  

 

“Bu adımı atmak diktatörlüğün daniskası olur” 

 

Dokunulmazlık tartışmaları sorulan Dervişoğlu, “Verilmiş bir yargı kararı yoksa bu kabil uygulamaları demokrasi dışı adımlar olarak görüyorum. Çünkü dokunulmazlığın kaldırılması için şartlar yasada belli. Meclis içtüzüğü de bu konuda uygulanırsa, kendi içerisinde haklılıklar barındıran adımları atabilme imkanına sahip. Bir suçüstü durum söz konusuysa bir siyasinin dokunulmazlığının kaldırılıp onun yargılanmasının önü açılabilir. O konularda yapılan dokunulmazlığı kaldırma eylemi hiç kimse tarafından yadırganmaz ama rakibinizi siyasetten tasfiye etmek için meclis çoğunluğunuza güvenerek böyle bir adımı atmaya kalkışmak, diktatörlüğün daniskasıdır. Bunu Kenan Evren bile yapmadı. Kenan Evren partilerin o dönemki üst kademe yöneticilerini siyasetten alıkoydu. Onun dışında partilerin üyelerine, il başkanlarına, siyasi yasak gelmedi. Olağanüstü çok dönemler yaşadık ama kişilerin siyaset yapma hürriyetlerine hiç kimse darbe vurmaya yeltenmedi. Siyaset yapma hakkını bana bu anayasa verdi. Siyaset yapma hakkımın, elimden alınmasına kalkışılması da anayasaya karşı işlenen bir suç. Ve o suçun da zaman aşımı yok” dedi. 

 

Süreçte yasal düzenleme tepkisi: “Arsızlığın daniskası” 

 

Terörsüz Türkiye adıyla yürütülen süreç kapsamındaki yasal düzenleme tartışmaları sorulan Dervişoğlu, “Türk, Kürt ayırmadan 50 binden fazla vatandaşımızın katline sebep olmuş bir örgütün hem elebaşına hem militanlarına böyle bir hak verilebilir mi? Böyle bir şeyi arzulamak, böyle bir şeyi talep etmek arsızlığın daniskası değil mi? ‘Bir yasa çıksın, bu yasa herkesi kapsasın. Belli bir dönem sonra da Abdullah Öcalan dahil bu yasadan istifade edenler siyaset yapabilme hürriyetine kavuşsun. Ayrıca bu yasa taslağı hazırlandıktan sonra İmralı’daki cani başının onayına sunulsun. O onayladığı takdirde de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin gündemine taşınsın’ arzulanıyor. Bu dünyanın neresinde yapılabilecek bir iş? Burası Türkiye Cumhuriyeti mi yoksa muz cumhuriyeti mi?” ifadesini kullandı. 

 

“Cumhuriyet’e karşı bir kalkışma” 

 

Başlatılan süreci “Cumhuriyet’e karşı bir kalkışma” olarak değerlendiren Dervişoğlu, “Sürecin en başında, Abdullah Öcalan'ın meclis kürsüsüne davetiyle işe başlanmasının, onun özgürlüğüne kavuşturulmasına yönelik adımları da beraberinde getireceğini ifade etmiştim. Ayrıca bu terör örgütünün yöneticilerini ve katillerini de kapsayacak bir af arayışının söz konusu olduğunu, bunun yaşama geçirilmesi için suça Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin alet edilmesinin ön şart olduğunu, bunun için İmralı’daki cani başının bir komisyon kurulmasını istediğini ifade etmiştim. Şimdi de terör örgütünün liderinin katkılarıyla çerçevesi çizilmiş bir senaryo yaşama geçirildi. Ona statü arandı, koordinatörlük görevi verildi, kurucu önder diye tarif edildi. Uluslararası temaslarda bulunmasının ve gazetecilerle mülakat yapabilmesinin önünün açılmasına yönelik adımlar atıldı. Bu dünyanın hangi ülkesinde olabilir” diye sordu.  

 

“Türkiye’yi bir katile özgürlük istenen ülke konumuna getirdiler” 

 

Terör örgütü elebaşı Öcalan için düzenlenecek mitinglere işaret eden Dervişoğlu, “Siz adamın mesajlarını Nevruz Bayramlarında, meydanlarda okursanız olacağı budur. Türkiye’yi bir katile özgürlük istenen ülke konumuna getirdiler. Ayrıca bu salt bir katil değil aynı zamanda kardeşliğimizin düşmanı, Cumhuriyetimizin düşmanı, yaşadığımız coğrafyada bizi bir ve birlikte ayakta tutan devletin, üniter devlet yapısının düşmanı” şeklinde konuştu. 

 

“Devletin derini olmaz, devletin hukuku olur” 

 

Devlet aklı tartışmalarına değinen Dervişoğlu, “Devlet aklının ne olduğunu tarif ettim. Devletin aklı, milletin aklıdır. Milletin vicdanının tasdik etmediği şeye devlet aklı denilemez. Devlet aklı tanımlaması yapmak için de derin devletten bahsediyorlar. Ben de, ‘Devletin derini olmaz. Devletin hukuku olur’ diyorum. Bu devlete hukukunu kaybedenler, bu devletin işleyiş biçimine, yeni statüler ve sıfatlar kazandırmaya uğraşıyorlar. Bu büyük milleti bu coğrafyada diğerlerinden ayıran üniter devlet yapımızın ve Cumhuriyetimizin temeline dinamit koyacak adımları atıyorlar” dedi.  

 

“Türkiye'nin Lübnanlaşmasına vesile olabilecek adımlar atıyorlar” 

 

Dervişoğlu, “Kendi topraklarımızda Türk varlığını, Türk milleti tanımını bir etnik unsura dönüştüren adımların atıldığına şahit oluyoruz. Türklük tanımı bir etlik işaretleme değil, bir siyasi tanımlamadır. Yaşadığımız coğrafyadaki etnik farklılıklar, mezhepsel farklılıklar, demografik birtakım ayrımların başka ülkelerde nelere sebep olabileceğini gördüğümüz için bir milli kimlik inşası tercihinde bulunmuşuz. Dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir demişiz. Herkesin de o kapsama dahil olduğunu ifade etmişiz. Ama bu memlekette o zeminin oluşmasına katkı sağlayanlar; bir Alevi, bir Kürt cumhurbaşkanlığı yardımcılığı sistemini önererek, Türkiye'nin Lübnanlaşmasına vesile olabilecek adımları cesaretle attıklarına şahit oluyoruz. Benim suçum da bunları ifşa etmek” diye ekledi  

 

“Terör örgütünün silah bıraktığını söyleyebilmek mümkün değil” 

 

Milli Güvenlik Kurulu'nun son kararında PKK’nın ve türevlerinin terör örgütü olarak tanımlandığına, ABD Başkanı Trump’ın ise “Kürtlere rejimi devirmeli için silah verdik. Onlar da bunları kendilerine sakladılar” dediğine işaret eden Dervişoğlu, “Dolayısıyla silah yığınağı yapmaya devam eden bir örgütün, silah bıraktığını söyleyebilmek mümkün değil. Devletin resmi kayıtlarına göre bu oran yüzde 3 civarındaymış. Trump’ın bölge temsilcisi ise müşfik monarşiden bahsediyor. Daha ilerisine giderek buralara demokrasinin layık olmadığını söylüyor. Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’ne ziyarete gittiğimde yaptığım basın toplantısında. ifade ettim. ‘Bizim iktidar olduğumuz bir ülkede bir saat bile görevde kalamaz’ dedim. Ama bu ülkenin Büyük Ortadoğu Projesi eş başkanlığıyla iftar eden yöneticileri var” ifadelerini kullandı.  

 

“Herkesi bayrak kaldırmaya davet ediyorum” 

 

Tüm vatandaşları 27 Haziran’da Tandoğan Meydanı’nda düzenleyecekleri mitinge davet eden Dervişoğlu, “Hangi partiye mensup olurlarsa olsunlar, hangi ideolojik görüşten olurlarsa olsunlar, hangi dünya görüşüne sahip bulunuyorlarsa bulunsunlar; sevdası Türkiye'ye, kaygısı Türkiye'nin geleceği olan herkesi Tandoğan Meydanı’na davet ediyorum. Cumhuriyet’ten yana olanları meydana davet ediyorum. Saltanat sevdalılarına karşı milli egemenlikten yana olanları o meydana davet ediyorum. Hakları, hukukları çiğnenmişleri o meydana davet ediyorum. Tenceresini kaynatamayan emeklileri, asgari ücret açlık sınırının altındayken yaşamını idame ettirmeye çalışan emekçileri, istikballerini başka ülkelerin konsolosluklarının kapısında arayan gençleri, sokakta güvence altında olmayan kadınları, geleceği çalınmış çocukları; ez cümle herkesi o meydanda bayrak kaldırmaya davet ediyorum” şeklinde konuştu.  

 

“Şu anda ittifak arayışını anlamlı bulmuyorum” 

 

İttifak konusuna değinen Dervişoğlu, “Hiç kimseye kapımız kapalı değil. Bizim kapımızın kapalı olduğu adres belli. Sevdası Türkiye, kaygısı Türkiye'nin geleceği olan herkesle bir araya gelinebilir ama şu anda böyle bir ittifak arayışını anlamlı bulmuyorum. Çünkü yakın takvim içerisinde bir seçim olabileceği kanaatinde değilim. Geçen seçimden çıktığımız andan itibaren kimlerle ittifak yapmamız gerektiği dayatılıyor. Ben bunu yadırgamıyorum ama ittifak ne için gereklidir sorusunun cevabının doğru verilmesinden yanayım. Siyasi partiler demokrasinin vazgeçilmez unsurları olarak seçimlere girme yeterliliğine sahipse seçimlere girerler ama sistemden kaynaklı birtakım handikaplarımız var. Aranan 50 + 1 olduğu için cumhurbaşkanlığı adaylığı noktasında bir ittifak arayışının söz konusu olması icap ediyor. Cumhurbaşkanlığı seçimini bırakıyoruz, siyasi partilerin barajı geçmek için kurgulanmış birtakım planlara bağlı olarak ittifak zeminlerini konuşuyoruz. Bunları çok doğru ve yerinde bulmuyorum” dedi.  

 

“Mansur Yavaş, ‘Adayım’ derse değerlendiririz” 

 

Cumhurbaşkanlığı seçimlerine ilişkin anketlerde Mansur Yavaş isminin öne çıktığına işarete edilerek “Adaylığına nasıl bakarsınız?” sorusuna “Değerlendiririz” yanıtını veren Dervişoğlu,  

“Ama Tayyip Beyi sürekli olarak aday olamayacağı bir seçimde rakipleriyle yarıştırıyorlar. Ekrem Bey’i yatıştırıyorlar. Ayrıca cumhurbaşkanı adayı olma yeterliliğine halel getirebilmek için diploması da iptal edilmiş durumda. Daha sonra bu sürece Sayın Özgür Özel'i dahil ettiler. Özgür Bey'le Tayyip Bey'i yarışıyorlar. Ancak en başından bu yana söylüyorum. Tayyip Bey bu seçimle aday olamaz” ifadelerini kullandı.  

 

“Erdoğan’ın siyasi namusu tartışma konusu olur” 

 

Recep Tayyip Erdoğan’ın olası cumhurbaşkanlığı adaylığı konusuna dair yeni açıklamalarda bulunan Dervişoğlu “Seçime 1 ay kala erken seçim bahanesinin arkasına saklanarak Tayyip Erdoğan'a bu istisnai durumdan kaynaklı adaylık aklı veriliyorsa bu Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın siyasi namusunun tartışma konusu olmasına vesile olur. 24 sene bu ülkeyi yöneteceksiniz. Bir kere cumhurbaşkanı olacaksınız. Sonra anayasayı değiştireceksiniz ve iki kere daha olacaksınız. Bir kere daha aday olmak için aday görev müddetinin bitimine üç ay kala seçim kararı aldırıp yeniden aday olmanızın önünü açmaya çalışacaksınız. Hukuki midir, hukukidir. Meşru mudur, bana göre gayrimeşrudur. 24 sene bir ülkeyi yönetmenin ödülünü almış bir insan olarak, siyaseten namusumun tartışılmasına vesile olacak adımları atmaktan azami ölçüde uzak dururum. Tayyip Erdoğan da benimle aynı düşüncede olabilir” şeklinde konuştu.  

 

“Erdoğan’ın ömrüne vade biçiyorlar” 

 

Dervişoğlu, “’Erdoğan görevinin başındadır. Biz de onun arkasındayız’ diyen çok adam var. Çünkü çok kişi Erdoğan’a muhtaç durumda. Herkes istikbalini Erdoğan'a bağlıyor. Adamın sağlığında Türkiye'de ne konuşuluyor? Oğlu mu damadı mı bakanı mı? Yerine hangisi gelecek? Bu durum Erdoğan’ın ömrüne vade biçmekle eşdeğer bir şeydir. Erdoğan’ın ömrüne vade biçen o çevresi, ondan yararlanmak için Erdoğan’a yeni cumhurbaşkanlığı dönemleri açmak adına her haltı yapabilir. Ama Erdoğan buna uymamalıdır” diye ekledi.  

 

“Rüzgâra göre yelken açan denizcilerin gideceği yer bellidir” 

 

Nevşehir Belediye Başkanı Rasim Arı’nın AK Parti’ye geçeceğine dair iddialar sorulan Dervişoğlu, “Bana gelmiş bir bilgi yok. Özel olarak takip de etmiyorum. Partimizdeki milletvekillerinin gidişiyle ilgili de olumsuz bir kelam sarf etmiş biri değilim ama bütün bu tehlikeleri işaret ettim ve ‘Bu tehlike herkesi kapısını çalar’ dedim. Şimdi de o zaman söylediklerimin arkasında duruyorum. Böyle bir şey olursa da olumsuz bir beyanda bulunmam. Çünkü dönemin şartlarına göre rüzgâra göre yelken açan denizcilerin gideceği yer bellidir. Ama rüzgârın ne zaman tersine döneceğinin de hesap edilmesi gerekiyor. Ben bazı şeyleri zamana bırakmayı tercih eden biriyim. O sebeple hiç merak etmiyorum” yanıtını verdi.  

 

Dervişoğlu şöyle devam etti: 

 

“İnsan iki şeyden dolayı partisinden istifa eder. Ya kendisine vaatler ya da yöneltilmiş birtakım tehditler vardı. Ben siyaset sahnesinde bulunan insanların vaatlerden ve tehditlerden etkilenebilecek şahsiyetler olarak tanımlanmasının, demokrasi kültürüne zarar vereceğine inanıyorum. Dolayısıyla siyasetçinin faziletinin, demokrasinin faziletine endeksli olduğu kanaatini taşıyorum. Eğer faziletini kaybetmiştir diye siyasetçiyi töhmet altında bırakırsanız bilin ki demokrasi de faziletini kaybetmeye başlar. O sebeple meclisin manevi şahsiyetini korumayı her şeyin üzerinde tutmaya çaba sarf ederim” 

 

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.