
GURBETTE IĞDIRLI OLMAK
Sevdikleriyle uzak düşmüş kimseye her yer dardır. Gurbet, gurbettir; insanı içten içe ağlatan, yüreği derinden sızlatan…
Gurbetlik ne uçsuz bucaksız mavi denizde olmak ne de bir çöl ortasında tek başına kalmaktır. Gurbetlik, sevdiklerinden uzak ve yalnız kalmaktır.
Bir Iğdırlı için gurbet daha acı ve farklıdır. Çünkü Iğdır, dar bir havzada 92 yıl kökünden, soydaşlarından ayrı; işgal, baskı ve tecrit görmüştür. Güneyde geçit vermez Ağrı Dağı, kuzeyde coşkun akan Aras Nehri; batıda Osmanlı Devleti, doğuda İran ile sınır, Rus işgali altında baskı altına kalmıştır.
Sonra Ermeni zulmü ve “Kaç Ha Kaç”ın acıları Iğdır insanına çok zor günler yaşatmıştır. “Kaç Ha Kaç” sonucu gidenler çok zor şartlarda hayatlarını sürdürmüştür. Gidenlerden dönenlerle Araz’ın öte yakasından gelenler, yüreğinden bir parçayı geride bırakmıştır. Bu ayrılık, hasret ve acı hiç dinmemiştir.
Nüfusun artmasıyla Iğdır insanı için yine gurbet yolu görünmüştür. 1960 yılından sonra Iğdır insanı, batıdaki büyük şehirlere ve Avrupa ülkelerine gitmiştir. Bugün Iğdır il nüfusuna yakın sayıda Iğdırlı, Iğdır’dan uzak gurbet ellere gitmiştir. Büyük şehirlere gidenler, gittikleri yerlerde ayrılmamış; yüreklerindeki hasreti yaşadıkları yerlere taşımıştır. Aynı durum yurt dışındaki Iğdırlılar için de geçerli olmuştur. Bir arada kalmaya çalışmışlardır. Nüfus oranı bakımından 81 il içinde yurt dışında en çok bulunan Iğdır insanıdır. Onlar yurt dışında “Almancı”, geldikleri vatan toprağında ise “yabancı” olmuşlardır.
Iğdır insanının geçmişinde deprem, sel, işgal, soykırım, acı ve gözyaşı çok olmuştur. “Kaç Ha Kaç”ın travması unutulmamaktadır. Iğdır insanı için doğup büyüdüğü, küllerinden defalarca doğduğu vatan toprağı çok önemli ve anlamlıdır.
Çünkü Iğdır, sadece doğduğun yer değildir.
O, senin hafızandır, kimliğindir, yüreğinin en derin yerinde taşıdığın hasrettir.
Gurbette Iğdır insanını hemen tanırsınız. Konuşmasından, vatan sevgisinden; duruşundan, oturuşundan; esprili güler yüzünden, Iğdır’a hasret çekişinden anlarsınız. Bozbaş yemeğinden, Nevruz’dan, Ölü Bayramı’ndan; kartal bakışından, Şeyh Şamil oynayışından; vatan ve bayrak sevgisinden anlarsınız.
Iğdır insanı gidenlerini özler; gidenler ise geride bıraktıklarının hasretiyle yanıp tutuşur.
Bir gurbetteki Iğdırlı olarak dağların ardını gurbet sanırdım. Meğer gurbet, gidenlerin kalana bıraktığı yermiş. Şimdi anladım… Adı yok bazı acıların; etten, kemikten, ciğerden, yürekten sökülür gibi işte.
Gurbette Iğdır’ı özledim. Ağrı, Alagöz, Tekelti, Haydar dağlarını özledim. Aras Nehri’ni, leylekleri, Karasuyu, karaağaçları, Iğdır Lisesi’ni; Iğdır’ı, Tuzluca’yı, Karakoyunlu’yu, Aralık’ı, Baharlı’yı, Iğdırmava’yı, Gazileri, Ekere’yi, Melekli’yi, Hoşhaber’i, Kaçar’ı, Bayat’ı, Taşburun’u, Koçkıran’ı, Bulakbaşı’nı, Hasanhan’ı, Alıgızılı özledim.
Şalağ’ı, ağ eriğini, teberzesini, karpuzunu; şeftalisini, Melekli şalağını, kelemini, motal peynirini, camış katığını, şorunu, keresini özledim. Kümeste öten horozunu, kırda öten kekliğini özledim.
Ve gurbet…
Adı ne olursa olsun, nereye gidersen git,
Iğdırlıysan içinde hep bir memleket sızısı taşımaktır. Toprağını, suyunu, insanını; bereket kaynağı verimli ovasını, dağda meleşen koyununu, kuzusunu özledim.
Iğdırlı olmak, gurbette olmak farktır. Bu farkı ancak yaşayan anlar. Farkı fark eden bir Iğdırlı olarak, gurbette ve Iğdır’da yaşayan insanına, doğasına, havasına, kuşuna selam olsun. Her nerede yaşıyor ve yaşatılıyorsanız…
Rufat GÜREL
Araştırmacı - Yazar

HABERE YORUM KAT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.