
Helâllik Bu Kadar Kolay mı?
Hayatın içinde en çok duyduğumuz ve belki de en çok istismar edilen kelimelerden biridir “helâllik”. Dili kolay, yüreği ağırdır. Hele ki bir insanın canına, malına, ekmeğine, istikbaline zarar verilmişse…
Gün gelir, bir vicdan rahatsızlığıyla ya da toplumsal bir mecburiyetle kapımıza dayanır bazı insanlar. “Beni helâl et” derler. Oysa biz biliriz ki bu, sadece bir cümleden ibaret değildir. Hele ki arkada kırılmış hayatlar, çalınmış emekler, boşa çıkmış hayaller, dökülen gözyaşları varsa…
Bir insanın emeğini çalıp sonra “helâl et” demek… Birinin umutlarını yıkıp “hakkını helâl et” demek… Yarınlarını karartıp, bir çift kelimeyle her şeyi sıfırlamak… Bu kadar mı kolay?
Öyle “Hakkını helâl et” demekle helâl olunmuyor. Sıradan bir cümle kuracaksın; dökeceksin, ağlatıp inleteceksin, sonra “Hakkını helâl et” deyip çekip gideceksin. Dur bakalım! Öyle helâlleşmek kolay mıdır?
Derler ki: “Kurt kışı geçirir ama yediği ayazı unutmazmış.” Senin yüzünden nice geceler uykusuz kaldı insanlar. Nice gözyaşları döküldü. Aile düzenleri bozuldu. İştah kaçtı, huzur gitti. Bunlar ne olacak? Kendi menfaati için önüne geleni ezen, başkalarının üzerinden yükselen herkes şunu iyi bilmelidir: Ettiklerini mutlaka bir gün bulacaktır. Kimsenin yaptığı yanına kâr kalmaz bu dünyada.
Çektirdiğin kadar çekersin…
Ağlattığın kadar ağlarsın…
Üzdüğün kadar üzülürsün…
Ne ektiysen onu biçersin,
İncittiğini yerden incinirsin.
Helâllik istemek, pişmanlığın kapısını çalmaktır, evet; ama kapıyı çalmak yetmez. O kapının eşiğine baş eğmek, içeriye alınmak için bedel ödemek gerekir. Zarar verdiğin kişinin kalbine dokunmadan, gözlerine bakmadan, yaptığınla yüzleşmeden edilen helâllik isteği, bir duadan çok bir kaçıştır aslında.
Ne demiş büyüklerimiz:
“Helâllik önce kuldan, sonra Allah’tandır.”
Kul hakkı öyle bir yüktür ki, Allah dahi affetmeyeceğini buyurur; ta ki hakkına girilen kul affedene kadar…
İnsanoğlunun en büyük zaafı, kendi hatasını küçümseyip, karşısındakinden büyük bir gönül beklemesidir. “Ben hata yaptım ama o da büyüklük gösterip affetsin” deriz. Oysa büyüklük, başkasına yüklediğimiz bir sorumluluk değil, bizim göstermemiz gereken bir erdemdir.
Helâllik istemek bir özürden fazlasıdır; telafiyle taçlanmadıkça anlam kazanmaz.
Gönül kırdıysan, o gönlü onaracaksın.
Malını aldıysan, yerine koyacaksın.
İstikbaline engel olduysan, destek olacaksın.
Yoksa kuru bir “Helâl et” ne dünyada tutar seni dimdik, ne de mahşerde kurtarır.
Son sözümüz şudur:
Helâllik istemek cesaret ister, helâl etmek ise yücelik… Ama en büyük erdem, helâllik istemeyi gerektirmeyecek bir hayat yaşamaktır.
Rufat GÜREL

HABERE YORUM KAT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.