IĞDIR’I ÖZLEMEK, KENDİNİ ÖZLEMEKTİR

IĞDIR’I ÖZLEMEK, KENDİNİ ÖZLEMEKTİR

Geçmişe dönmek, birileri tarafından yalan da olsa özlendiğini ve önemsendiğini duymak, telefon ahizesini kaldırıp tuşlara dokunmak kadar kolay, fakat bir o kadar da zor olur.

A+A-

Aradan ne kadar zaman geçerse ve kişi ne denli uzağa giderse gitsin, geçmiş onu bir gölge gibi takip eder; sıyrılıp uzaklaşmaz, bir parçası olduğu insanlardan. İnsan, kendisi ile baş başa kaldığı zaman kimsesizliğin, yalnızlığın acısı bir karabasan gibi çöker yüreğine. Geçmişe dönmek, birileri tarafından yalan da olsa özlendiğini ve önemsendiğini duymak, telefon ahizesini kaldırıp tuşlara dokunmak kadar kolay, fakat bir o kadar da zor olur.

 

Dilimi tuttum da yüreğim durmadı; özlüyorum işte. Çocukluğumu, geçmişimi ve annemi özledim.Anne; büyüdüm, kocaman adam oldum. Acılarım büyüdü, dertlerim büyüdü; hedeflerim, çıkmazlarım büyüdü... Hiç de güzel değilmiş büyümek..! Kimler kırdı kalbimi, kimler üzdü... Başa dönebilsem keşke... Sana emeklesem sadece... Şimdi yaşanmışlıklarımı, kalp kırıklıklarımı al ve yeniden büyüt beni, anne... Ne olursun!..

 

Birisini özlemek, geriye dönmemiz gerektiği anlamına gelmez. Özlemek, devam etmenin bir parçasıdır... Özlemek, geçmişe ait değil, geleceğe ait bir eylemdir. Artık “yok” diye üzülmez, “bir daha olmayacak” diye üzülür insan.

 

Köyümü, annemi, arkadaşlarımı özledim. Tandırda pişen ekmeğin kokusunu, avluda yatan köpeğimi özledim. İneklerimizi, atımı, eşeğimi, camışımı özledim. Bakkalda oturan ağ sakallı, nur yüzlü dedeleri; kesesinden kanfet veren ağ piçey neneleri özledim. Kuru ekmeğini tuzunu katık edip paylaşan komşularımızı, tezek kokusunu özledim.

 

Bana 29 harfi öğreten öğretmenimi, aynı bardaktan içtiğim süt tozundan yapılmış o sütün tadını özledim. Harman yerini, tırpan çekmeyi, pazı kesmeyi, pazı çıkarmayı; kağçıların yanık sesli segahlarını özledim. Toprak yolu köyümüzü özledim. Çamurda yürümeyi, geçen at arabasının üzerime sıçrattığı çamuru özledim.

 

Öküz arabasının gıcırtısını, değirmende un öğütmeyi, bardana pamuk basmayı özledim. TRT’yi 5 dakika arayı, koza çekerken salı günü TRT’de oynayan Türk filmlerini özledim. Kendiyi, Şeker Kızı, Maryo’yu, Arı Maya’yı, Temel Reis’i, Sarfinaz’ı, hatta Kabasakal’ı bile çok özledim.

 

Döğmeci, katığ aşını, hörreyi, şorvayı, eveliy aşını, keteyi, petiyi, kalını, un helvasını, kuymağı özledim. Enver amcanın köydeki sinemasını, hopörlerden dışarı verilen türküleri özledim. Kom yerinde çalınan toyları; alıgançı, düdeyçi ve toyçunun yüreğini ortaya koyarak çaldığı o eşsiz havaları özledim.

 

Ğonçanı, beybaşını, kahvelerdeki o eşsiz sohbetleri özledim. Nevruz Bayramı’nı, gebir üstünü, yedi levinini, yumurta tokuşturmayı, kulağ asmayı, ateşten hoppanmayı özledim. Gizdenparçı, topaç oynamayı, geyişe girmeyi, aşığ oynamayı, Gizir ve Aşığ oyununu, gerciyi ve ip oyununu özledim. Kosa oyunları bir başka güzeldi.

 

Tendire sallanmayı, ip oynamayı, peyede banyo yapmayı özledim. Yoksul, çaresiz ama onurlu, güler yüzlü, paylaşımcı yiğit insanları özledim. Koza çekerken nağıl anlatan nineleri özledim. Şapkası yamalı, yan koyan o güzel insanları özledim.

 

Kıymeti olan kırmızı 5 ve 10 kuruşları özledim. Şoşorlarda, barajda, Cennetevat çayında çimmeleri özledim. Ilığının gölgesinde uyumayı, mal otarmadan dönerken camışa binmeyi özledim. Gölgeyle adım sayarak saati belirlemeyi, güneşin batış durumuna göre hava tahmini yapmayı özledim.

 

Ağrı Dağı’nı, Alagöz dağlarını, Aras Nehri’ni, Karasu Çayı’nı; Nevruz Bayramı’nı ve ölü bayramını da özledim.

 

Kibirin, riyanın, bencilliğin olmadığı; komşuluğun, dostluğun, akrabalığın, paylaşmanın bir değer olduğu o güzel günleri özledim. Galoşu yırtık, pantolonu, gömleği yamalı ama dağ gibi bir yüreği olan o güzel insanları özledim. Leyleklerin, kırlangıçların gelişini, ötüşünü özledim. Kireyi, dağı, kara çadırda yatmayı özledim. Motal peynirini, bulağlardaki buz gibi suyu içmeyi özledim.

 

Biz aslında o eski günleri değil, o eski günlerin güzel insanlarını özledik. Yoksul ama mert, yiğit, sıcak kanlı, misafirperver...

 

Geçmişe giden bir otobüs kaldırsalar, ilk yolcusu ben olurdum. Keşke bir yolu olsaydı da geçmişe iltica edip anılarda mülteci kalsaydım. Çocuk olsam yeniden; bir tek düştüğüm için acısa içim... Ve kalbim, çok koştuğum zaman çarpsa sadece...

 

Bir gün çok zengin olursam, çocukluk satın alacağım. Büyüklük sizde kalsın. Bırakın bugününüz geçmiş anılarla, geleceği ise özlemle kucaklaşsın. Özlemin azı çoğu olmaz; ağırdır işte... “Şurama batan” diyor şair. Şurama batan özlem demeselerdi, bıçak derdim.

 

Biz, güzel günlerin geleceğine inandırılmış bir nesilken; şimdi eski günlerini özleyen bir nesil olduk. Boş ver be Rıfat... Ne gerek var kafiyeli cümleler kurmaya…

 

Özledim işte, o kadar!

 

Rufat GÜREL 

Araştırmacı - Yazar

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.