
IĞDIR’IN DEPREM GERÇEĞİ VE GELECEĞE DAİR ŞEHİRLEŞME MECBURİYETİ
Iğdır, Türkiye’nin deprem zemin ve risk değerlendirmelerine göre 2. derece deprem bölgesi, yani orta-yüksek riskli alan içerisinde yer almaktadır.
Ancak Iğdır’ın deprem gerçeği yalnızca bugünün meselesi değildir. Bu topraklar geçmişte büyük depremler yaşamış, ağır bedeller ödemiş ve bize geleceğe yönelik önemli uyarılar bırakmıştır.
1664: BÜYÜK AĞRI DAĞI DEPREMİ
Iğdır’da kayıtlara geçen ilk büyük deprem, 1664 yılında yaşanan Büyük Ağrı Dağı Depremi’dir. Yaklaşık 7,2-7,5 büyüklüğünde olduğu tahmin edilen ve yaklaşık bir hafta süren deprem sonucunda Iğdır Kalesi ve eski Iğdır şehri büyük ölçüde yıkılmıştır.
Depremden sağ kurtulanlar ovaya indirilerek, Baharlı (Baharlu) köyü yakınlarında yine Iğdır adı verilen bugünkü yerleşimin temellerini atmıştır.
Tebriz’den İrevan’a, Tiflis’ten Ağrı’ya kadar geniş bir bölgede hissedilen deprem büyük can ve mal kaybına yol açmıştır. Gökyüzünün günlerce sis ve toz bulutlarıyla kaplandığı, bölgede büyük yıkım yaşandığı aktarılmaktadır.
O dönemde Iğdır, Safevi Devleti’nin yönetimi altındadır.
1840: İKİNCİ BÜYÜK AĞRI DAĞI DEPREMİ
1664’ten 176 yıl sonra, Iğdır’ın Çarlık Rusyası işgali altında bulunduğu dönemde, 1840 yılında ikinci büyük Ağrı Dağı Depremi meydana gelmiştir.
Yaklaşık 7,2-7,5 büyüklüğünde olduğu tahmin edilen deprem; büyük sarsıntıların yanı sıra Ağrı Dağı’ndaki patlama, heyelan, lav ve ateş püskürmeleriyle bölgeyi adeta felakete sürüklemiştir.
Aras Nehri’nin akışının kesildiği, çok geniş bir coğrafyanın etkilendiği depremde 10 binden fazla insanın hayatını kaybettiği aktarılmaktadır. Ahura (bugünkü Yenidoğan) yerleşimi de büyük ölçüde yıkılmıştır. Bugün bu bölgede Yenidoğan köyü bulunmaktadır.
Yaşanan büyük yıkımın ardından bölgede yaşayan insanların önemli bir bölümü ovaya, Iğdır’a doğru inmiştir.
1962: BİR DEPREMDEN FAZLASI, BİR ŞEHİRLEŞME UYARISI
Iğdır’ın yaşadığı üçüncü büyük deprem ise 4 Eylül 1962 tarihinde meydana gelmiştir. Bilimsel kayıtlara göre 5,2-5,8 arasında olduğu belirtilen bu deprem, büyüklüğünden çok yarattığı yıkımla hafızalarda yer etmiştir.
Çünkü o dönemde Iğdır’daki yapıların büyük bölümü kerpiçten yapılmıştı. Dayanıksız yapılar sarsıntıya karşı koyamamış, çok sayıda bina ağır hasar görmüş veya yıkılmıştır.
Bir diğer önemli sorun ise zemindir.
Aras Nehri’nin taşıdığı gevşek alüvyon tabaka üzerinde kurulu Iğdır Ovası’nda, deprem sırasında yeraltı sularının yüzeye çıkması ve zeminin kayması sonucu birçok yapı zarar görmüştür.
Iğdır şehir merkezi başta olmak üzere Tuzluca ve Kağızman da depremden büyük ölçüde etkilenmiştir. Yaklaşık 5 bin evin yıkıldığı, 4 kişinin hayatını kaybettiği deprem sonrasında binlerce insan çadırlarda ve açık alanlarda yaşamak zorunda kalmıştır.
Depremin ardından TBMM harekete geçmiş, 10 Eylül 1962 tarihinde kurulan araştırma komisyonu Iğdır’a gelerek incelemelerde bulunmuştur. Devlet ve Türk Kızılayı tarafından bölgeye çadır ve yardım gönderilmiş, hasar yerinde incelenmiştir.
Yapılan incelemeler sonucunda ortaya çıkan en önemli gerçeklerden biri şudur:
Asıl sorun yalnızca deprem değildir. Plansız yapılaşma, dayanıksız binalar ve yanlış şehirleşme de yıkımın boyutunu artırmıştır.
Hazırlanan raporda Iğdır için modern bir şehir planının acilen yapılması gerektiği belirtilmiştir.
Bu nedenle 1962 depremi, yalnızca geçmişte yaşanmış bir afet değil, aynı zamanda geleceğe bırakılmış ciddi bir uyarıdır.
IĞDIR’IN ASIL SORUNU: OVAYA SIKIŞAN ŞEHİR
Iğdır şehrinin geçmişi çok daha eskilere dayanmaktadır. Şehrin, MÖ 4000’li yıllarda Ağrı Dağı’nın kuzey yamacındaki Korhan Yaylası çevresinde kurulduğu ifade edilmektedir.
1664 ve 1840 Ağrı Dağı depremlerinin ardından yaşanan büyük yıkımlar sonucunda yerleşim ovaya doğru taşınmıştır. Bugün ise aradan geçen yüzyıllar sonrasında Iğdır, yeniden çok önemli bir şehirleşme problemiyle karşı karşıyadır.
1927 nüfus sayımında Iğdır şehir merkezinin nüfusu 3.716 kişiydi.
Aradan geçen 99 yıl içerisinde şehir merkezinin nüfusu yaklaşık 30 kat artmıştır.
Bu hızlı nüfus artışı beraberinde önemli sorunları da getirmiştir.
Bir zamanlar “Yeşil Iğdır” olarak anılan şehirde, verimli tarım arazileri giderek betonlaşmaya ve ranta kurban edilmektedir.
Verimli tarım alanlarının amaç dışı yerleşime açılması; hava kirliliğinden altyapı yetersizliklerine, trafik sorunlarından plansız yapılaşmaya kadar birçok problemi beraberinde getirmektedir.
Bugün artık Iğdır’ın sadece bugünü değil, 50-100 yıl sonrası da düşünülmelidir.
IĞDIR’IN GELECEĞİ BUGÜNDEN PLANLANMALI
Iğdır, üç devlete sınırı bulunan önemli bir serhat şehrimizdir.
Nahçıvan sınır kapısının açılması, Alican Sınır Kapısı’nın yeniden açılması yönündeki çalışmalar, Zengezur Koridoru’nun bölgesel etkisi, İran tarafındaki Boralan sınır kapısı ve yapımı devam eden Iğdır-Nahçıvan Demiryolu, şehrin gelecekteki ekonomik ve stratejik önemini daha da artıracaktır.
Bütün bu gelişmeler Iğdır’ın ticaretini, ulaşımını, sanayisini ve nüfusunu büyütecektir.
Ancak burada çok önemli bir soru karşımıza çıkıyor:
Iğdır büyürken nereye doğru büyüyecek?
Eğer şehir aynı şekilde ovaya doğru yayılmaya devam ederse, bugün yaşadığımız sorunlar gelecekte çok daha büyük boyutlara ulaşacaktır.
Artan nüfusla birlikte tarım arazileri daha fazla yok olacak, altyapı üzerindeki yük artacak, trafik ve hava kirliliği büyüyecek, plansız yapılaşma ise Iğdır’ın geleceğini tehdit edecektir.
Daha da önemlisi, geçmişte yaşanan büyük depremler bize zeminin ve yapılaşmanın ne kadar önemli olduğunu açıkça göstermektedir.
Bu nedenle Iğdır’ın gelecekteki şehirleşmesi bugünden planlanmalıdır.
ÇÖZÜM: ŞEHRİ GÜNEYDEKİ YÜKSEK ALANLARA TAŞIMAK
İleride yaşanması muhtemel sorunların önüne geçebilmek için Iğdır’ın, güneyindeki daha yüksek ve uygun alanlara doğru planlı bir şekilde gelişmesi önemli bir seçenek olarak değerlendirilmelidir.
Elbette bu konu bilim insanları, şehir plancıları, jeologlar, mühendisler ve ilgili kurumlar tarafından ayrıntılı zemin etütleri yapılarak değerlendirilmelidir.
Ancak amaç bellidir:
Iğdır’ın verimli tarım toprakları korunmalı, şehir daha güvenli zeminlere yönelmeli ve gelecek nesillere planlı bir kent bırakılmalıdır.
Böyle bir şehirleşme anlayışı; tarım arazilerinin korunmasına, yeşil alanların artırılmasına, altyapı sorunlarının azaltılmasına, hava kalitesinin yükselmesine ve depreme dayanıklı modern bir Iğdır’ın ortaya çıkmasına katkı sağlayacaktır.
Çünkü şehirler yalnızca bugün için kurulmaz.
Şehirler, gelecek nesiller düşünülerek planlanır.
1664, 1840 ve 1962 Iğdır depremleri aradan yıllar geçse de bize aynı gerçeği hatırlatıyor: Depremi engelleyemeyiz; fakat depremin felakete dönüşmesini engelleyebiliriz.
Bunun yolu ise sağlam yapıdan, doğru zeminden, bilimsel şehir planlamasından ve bugünden alınacak cesur kararlardan geçmektedir.
Iğdır’ın önünde büyük bir gelecek vardır.
Nahçıvan, Zengezur, İran ve Türk dünyasına açılan kapılarıyla Iğdır’ın önemi her geçen gün artacaktır.
Ancak büyüyen Iğdır’ı bugünün ihtiyaçlarıyla değil, yarının şartlarıyla planlamak zorundayız.
Bugün atılacak doğru bir adım, yarın binlerce insanın hayatını kurtarabilir.
Iğdır’ın geleceği betona değil; bilime, güvenli zemine, planlı şehirleşmeye, tarıma ve yeşile emanet edilmelidir.
Rufat GÜREL
Araştırmacı - Yazar

HABERE YORUM KAT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.