Acıpayam’da Çevre Duyarsızlığının Fotoğrafı
Acıpayam’ın Cumhuriyet Parkı, son zamanlarda adeta bir ihmal ve duyarsızlık tablosuna dönüşmüş durumda. Gölgelik ağaçların altında yer alan ahşap banklar, etrafa saçılmış pet şişeler, bira kutuları, ambalaj kâğıtları ve diğer atıklarla dolu. Park, hem belediyenin hem de vatandaşların ortak sorumluluğunu gözler önüne seriyor.

Öncelikle belediyenin temizlik görevini yeterince yerine getirmediği açıkça görülüyor. Parkın zemininde ve bankların çevresinde biriken çöpler, düzenli bir temizlik hizmeti verilmediğini işaret ediyor. Özellikle CHP yönetimindeki birçok belediyede çevre hassasiyeti ve hizmet kalitesi konusunda eleştiriler artarken, bu tür görüntüler bu eleştirileri haklı çıkarıyor. Bir kamu alanı olan parkın bu halde bırakılması, sadece estetik bir sorun değil; aynı zamanda halk sağlığı ve yaşam kalitesi açısından da ciddi bir eksikliktir.
Daha vahim olan ise vatandaş kaynaklı tahribat. Çektiğim fotoğraflardan birinde bankın oturma kısmının yakıldığı net bir şekilde görülüyor. Ahşap bankın belirli bir bölümü kararmış ve tahrip edilmiş. Bu tür eylemler tesadüf değil; gözlemlerime göre bilinçli bir şekilde kamu malına zarar veriliyor. “Belediye çalışmıyor” algısı yaratmak için muhalif kişi veya gruplarca kamu mallarının hedef alındığı düşünüyorum. Bu, hem kamu malına saygısızlığın hem de siyasî polemik uğruna çevreyi feda etmenin acı bir örneği.
Parkta pek çok çöp kovası da mevcut. Ancak kova dolu ve uzun süredir boşaltılmamış. Buna rağmen vatandaşların önemli bir kısmı çöplerini kovanın yanına bırakmak yerine bankın hemen yanına, çimlere veya oturma alanına bırakmayı tercih etmiş. Bu davranış, “ben attım, gerisi belediyenin işi” mantığının tipik bir yansıması. Kovanın yanındayken çöpü birkaç adım atıp kovaya koymak yerine etrafa saçmak, bireysel sorumluluğun ne kadar zayıf olduğunu gösteriyor.

Peki bu çevre duyarsızlığının asıl kaynağı nedir? Sorun sadece bu parkla sınırlı değil. Ülke genelinde ormanların, yeşil alanların ve nehirlerin sanayi tesisleri, maden ocakları ve plansız yapılaşma karşısında tahrip edilmesi karşısında gösterilen genel kayıtsızlıkla aynı kökten besleniyor. Birey “devlet/şirket yapıyor, benim elimden ne gelir” derken; kurumlar da “vatandaş zaten aldırış etmiyor, temizlemiyor, niye uğraşayım” diye düşünüyor. Ortaya çıkan sonuç ise ortak mekânlarımızın yavaş yavaş çöplüğe dönüşmesi.

Parktaki sorunlar yalnızca fiziksel atıklar ve kamu malına zarar verilmesiyle de sınırlı kalmamaktadır. Özellikle yaz akşamlarında parkın belirli noktalarında, yol kenarında yoğun şekilde alkol tüketildiği görülüyor. Burada altı çizilmesi gereken husus, bireylerin içki içme özgürlüğü değil; kamuya açık, ortak bir yaşam alanında bir grubun sergilediği davranışların, ailelerin parkta huzurlu bir şekilde vakit geçirmesini engellemesidir. Kamusal alanlar genelin hizmetine yöneliktir ve bir kesimin burayı kullanım biçimi, diğer vatandaşların haklarını gasp etmemelidir. Bu noktada huzur ve güvenliğin tesisi adına hem yerel belediyenin hem de kolluk güçlerinin gerekli denetim ve tedbirleri alması elzemdir.
Benzer şekilde, akşam saatlerinde parkta yoğun alkol tüketimiyle birlikte kamusal alanın işgal edilmesi de sosyal normların aşınmasıyla ilgilidir. Bir grubun sergilediği baskın davranışlar, kamusal alanın “genel hizmet” amacından sapmasına ve aileler gibi diğer kullanıcı gruplarının alandan dışlanmasına yol açar. Çevre psikolojisinde “mekânsal egemenlik” olarak adlandırılan bu durum, kontrolsüz bırakıldığında mekânı güvensizleştirir. Bu nedenle kolluk güçlerinin ve belediyenin durumsal müdahaleleri, sadece asayişi sağlamakla kalmayacak, aynı zamanda parkın yeniden toplumun geneline ait “güvenli bir ortak alan” olduğu algısını pekiştirecektir.
Parkta gözlemlenen ve ilk bakışta masum görünen ancak ciddi bir çevre kirliliğine yol açan bir diğer sorun çekirdek çitlenmesidir. Genellikle genç grupların bir araya gelerek kolektif bir biçimde gerçekleştirdiği bu eylem, geride aşırı derecede bir atık yükü bırakmaktadır. Çekirdek kabuklarının organik yapısı gereği doğrudan toprağa karışması, bu atıkların klasik süpürme yöntemleriyle temizlenmesini imkânsız hâle getirmektedir. Toprağın yapısını bozan ve parkın estetiğini tamamen yok eden bu duruma karşı belediyenin ya mekanik temizlik çözümleri üretmesi ya da bu tür kirletici alışkanlıklara yönelik caydırıcı önlemler geliştirmesi gerekmektedir.
Bu dinamikler, parktaki kolektif davranış kalıplarında da kendisini göstermektedir. Örneğin, genç grupların bir araya gelerek gerçekleştirdiği ayçiçeği çitleme eylemi, bireysel bir duyarsızlıktan ziyade “grup psikolojisi” ve “akran normu” üzerinden yaygınlaşmaktadır. Kişi tek başınayken çevreye çekirdek kabuğu atmaktan çekinebilecekken, grup içinde bu eylem kolektif bir ritüele dönüşmekte ve yaratılan kirliliğin sorumluluğu paylaşıldığı için suçluluk duygusu minimize olmaktadır. Üstelik kabukların toprağa karışarak temizlenemez bir boyuta ulaşması, bireylerdeki “benden sonra tufan” mantığını beslemektedir.
Acıpayam Cumhuriyet Parkı’ndaki bu manzara, aslında Türkiye’nin pek çok yerinde görülen daha büyük bir sorunun küçük bir aynası. Çözüm, yalnızca belediyelerin daha etkin temizlik ve bakım yapmasından ibaret değil. Aynı zamanda vatandaşların kamu malına sahip çıkması, çöpünü kovaya atma alışkanlığı kazanması ve çevreyi koruma bilincini içselleştirmesi gerekiyor. Aksi takdirde ne güzel parklar ne de yeşil alanlar uzun süre ayakta kalabilir.
Çevre psikolojisi alanındaki çalışmalar, en başarılı uygulamaların altyapı yatırımları ile davranış değişikliğini birlikte hedefleyen uygulamalar olduğunu göstermektedir. Temiz tutulan alanların düzenli korunması, görünür çöp kutuları, bilinçlendirme çalışmaları, okul temelli çevre eğitimleri ve toplumun ortak katılımını sağlayan etkinlikler, kalıcı sonuçlar vermektedir. İnsanlar sahip çıktıkları ve aidiyet hissettikleri mekânlara daha az zarar vermektedir.
Acıpayam Cumhuriyet Parkı bugün hepimize önemli bir uyarıda bulunuyor. Temiz bir çevre yalnızca belediyenin hizmet anlayışıyla değil, aynı zamanda vatandaşların ortak sorumluluk bilinciyle mümkündür. Kamu malını korumak, çöpü yere değil kovaya atmak ve yeşil alanlara sahip çıkmak küçük gibi görünen davranışlar olsa da, kent kültürünün ve toplumsal yaşam kalitesinin temelini oluşturmaktadır.
Cumhuriyet Parkı'nı yeniden temiz ve yaşanabilir bir mekân hâline getirmek mümkündür. Bunun yolu ise birbirini suçlamaktan değil, yerel yönetimlerin görevlerini eksiksiz yerine getirmesi ve vatandaşların da ortak yaşam alanlarına sahip çıkmasıyla mümkün olacaktır. Çünkü temiz bir çevre, ancak ortak sorumluluk duygusuyla inşa edilebilir.
Zaman, hem yerel yönetimlerin hem de her bir vatandaşın bu konuda samimi bir adım atma vaktidir.
Neden Çöp Atıyoruz?
Çevre psikolojisi, insanların fiziksel çevreleriyle nasıl etkileşim kurduğunu, bu etkileşimin davranışlarını nasıl şekillendirdiğini ve çevre sorunlarının altında yatan psikolojik mekanizmaları inceleyen bir disiplin. Atık davranışları ise bu alanın en sık araştırılan konularından biri. Acıpayam Cumhuriyet Parkı gibi yerlerde gördüğümüz manzaralar —dolu çöp kovasının yanına atılan pet şişeler, yakılmış banklar— rastgele değil, belirli psikolojik ve sosyal dinamiklerin ürünü.
En güçlü belirleyicilerden biri “mesafe ve çaba”. Araştırmalara göre, çöp kovasına olan uzaklık arttıkça yere atma olasılığı dramatik şekilde yükseliyor. İnsanlar genel olarak “doğru olanı” yapmak istiyor ancak bu, günlük hayatlarını fazla zorlaştırmamalı. Kovaya birkaç adım gitmek bile bazıları için “fazla uğraş” olarak görülebiliyor.
Çevre psikolojisinin en önemli bulgularından biri: “Mevcut çöp, daha fazla çöpü davet ediyor.” Temiz bir alanda insanlar çöp atmaya daha az meyilli. Ancak bir alan zaten kirliyse, “Burası zaten çöplük, bir tane daha ne fark eder?” düşüncesi devreye giriyor. Bu, sosyolog James Wilson ve George Kelling’in, genellikle suç davranışlarını açıklamak için kullanılan, “Kırık Camlar Teorisi” ile paralellik gösteriyor: Küçük düzensizlikler görmezden gelindikçe, daha büyük ihlaller normalleşiyor.
“Betimleyici normlar” (insanların gerçekten ne yaptığı) ile “kuralcı normlar” (ne yapması gerektiği) arasındaki uyumsuzluk da kritik. Çoğu insan “çöp atmak yanlıştır” diyor ama çevrede herkes atıyorsa, davranış buna uyum sağlıyor.
Kendi çöpümüzü atmayı “dışsal nedenlere” (belediye temizlemiyor, kova dolu vs.) bağlarken, başkalarının aynı davranışını tembellik, duyarsızlık, eğitim eksikliği gibi “kişisel kusurlara” bağlıyoruz. Bu “öz-hizmet yanlılığı”, suçluluk duygusunu azaltarak davranışı kolaylaştırıyor.
Ayrıca “seyirci etkisi” devreye girebiliyor: Kalabalık ortamlarda kimse sorumluluk almayınca, kimse harekete geçmiyor.
Parklardaki duyarsızlık ile ormanların, nehirlerin tahribatı karşısında gösterilen kayıtsızlık aynı kaynaktan beslenebiliyor: “Kısa vadeli kişisel fayda” ile “uzun vadeli kolektif zarar” arasındaki kopukluk. Birey “Benim tek bir şişem ne fark yaratır?” diye düşünüyor; şirketler ve yönetimler de benzer rasyonalizasyonlarla hareket edebiliyor. Kişisel normlar (içselleştirilmiş değerler) ancak sorun fark edildiğinde, sorumluluk kabul edildiğinde ve eylemde bulunmanın etkili olacağına inanıldığında devreye giriyor.
Ne Yapılabilir?
Çevre psikolojisinin sunduğu veriler ışığında, parktaki bu olumsuz gidişatı tersine çevirmek adına atılabilecek ilk adım çevresel düzenlemelerin hayata geçirilmesidir. Bu kapsamda alandaki çöp kovalarının sayısı artırılmalı ve bu kovalar vatandaşların kolayca fark edebileceği şekilde daha görünür hale getirilmelidir. Altyapısal bu desteğin yanı sıra, norm odaklı müdahaleler de büyük önem taşımaktadır. Temiz kalmış alanların korunması ve bu durumun vurgulanması amacıyla parkın uygun noktalarına “Bu parkı temiz tutuyoruz” gibi olumlu sosyal mesajlar yerleştirilmelidir. Eğitim ve farkındalık süreçlerinde ise salt “çöp atma” şeklindeki yasaklayıcı ve kuru ifadelerden kaçınılmalı, bunun yerine sergilenen davranışların çevreye ve topluma verdiği somut zararlar bireylere gösterilmelidir. Son olarak, insan psikolojisinin en güçlü motive edicilerinden olan utanç ve gurur mekanizmaları devreye sokularak; toplumsal onay ya da sosyal dışlama gibi dinamiklerin çevre bilinci üzerindeki dönüştürücü gücünden yararlanılmalıdır.

Sonuç olarak, parkımızdaki manzara ne sadece belediyenin tek taraflı bir ihmali ne de sadece vatandaşın bireysel tembelliğidir. Çevre psikolojisi bizlere net bir biçimde göstermektedir ki, insan davranışları büyük ölçüde içinde bulunulan durumsal ipuçları ve hâkim sosyal normlar tarafından şekillendirilmektedir. Dolayısıyla kalıcı bir değişim, hem altyapının iyileştirilmesini hem de toplumsal zihin yapısının eş zamanlı olarak dönüştürülmesini gerektirmektedir. Unutulmamalıdır ki yaşanabilir ve temiz bir çevre, ancak hep birlikte inşa edilecek temiz bir kolektif bilinçle mümkün olabilir.

