Dr.Yasin ERCİLSİN

Dr.Yasin ERCİLSİN

Dr.Yasin ERCİLSİN
Yazarın Tüm Yazıları >

ATEŞ ÇEMBERİNDEKİ TÜRKİYE VE ABD'NİN İRAN OPERASYONU

A+A-

 

Son bir haftadır dünyada ve Türkiye’de gündemi meşgul eden en ciddi mesele ABD’nin İran’a müdahale edip etmeyeceğiydi. Bütün bu tartışmaları alevlendiren temel argüman ise ABD’nin Ortadoğu’daki askeri hareketliliğiydi. ABD’nin bölgeye gönderdiği zırhlı savaş gemileri ve 40 bin civarında olduğu tahmin edilen bölgedeki asker sayısı sürecin ciddiyetini daha da artırdı. İsrail ve ABD’de bulunan Yahudi lobisinin baskısına daha fazla dayanamayan ABD Başkanı Trump’un da müdahaleyi doğrulayacak açıklamaları bölgedeki geri sayımı başlattı. Türkiye inisiyatif alarak hem İsrail’in dizginlenemeyen istekleri hem de İran’ın alacağı yaraların bölgede geri dönülmez tahribatlara yol açmasından oldukça kaygılı. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan süreci İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçı ile görüşerek diplomasi ile çözmeye çalışsa da gidişat savaşın kapıda olduğunu gösteriyor. Türkiye, Rusya ve Ukrayna meselesinde olduğu gibi arabulucu olarak İran ve ABD’yi aynı masaya oturtabilir ise büyük bir güç gösterisi yapmış olacak. Ancak bazı basın kaynaklarına yansıdığına göre Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu teklifi ABD Başkanı Trump ve İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan’ın inisiyatifini çoktan aşmış durumda. İran’da başlayan iç çatışmalarda kaybedilen insan sayısı binler ile ifade edilirken, İsrail’in Trump üzerindeki etkisi de tüm dünyada bilinen bir gerçek. Dolayısıyla savaşın ayak sesleri kulaklarımızı çınlatırken Türkiye’nin hem zamana hem de çok ivedi kararlara ihtiyacı var. Türkiye’nin çözmesi yahut adım atması gereken problemleri temel başlıklar halinde değerlendirirsek konuyu daha iyi bir şekilde aksettirmiş olacağız. 

Birincisi, Türkiye’nin tarih boyunca sınır komşuluğunu yapan İran, bölgede büyük bir denge unsuru. Zira Türkiye’nin Ortadoğu’daki sınırlarının gittikçe istikrarsızlaştığı bu dönemde İran’da muhatap alınacak bir merkezi otoritenin olması büyük avantaj sağlıyor. Örneğin Suriye ve Irak’ta Türkiye’nin yeni bir güç yahut otorite inşa etmesi milyar dolarlar hatta binlerce insan kaynağına mal oldu. Dağılan Suriye’den Şara idaresi ortaya çıkıncaya kadar Türkiye’nin harcadığı siyasi, ekonomik ve askeri harcamalar tahminlerin ötesinde. Nitekim benzer şekilde İran’da ortaya çıkacak olağanüstü durumların Türkiye’ye her açıdan yaratacağı maliyet de benzer şekilde olacaktır.

İkincisi ve belki de en önemlisi kontrolsüz göç ve mülteci meselesi olacaktır. Zira Türkiye Mart 2003’te katıldığı Ottawa Anlaşması’ndan dolayı sınırlarındaki mayınları temizledi. Suriye’deki iç savaşın ardından Türkiye mülteciler meselesinde oldukça ağır bedeller ödedi ve ödemeye de devam ediyor. Bu nedenle İran sınırına her ne kadar dikenli teller ve duvarlar çekilmiş olsa da Iğdır’dan Hakkari’ye kadar uzanan ve 500 kilometreyi aşan sınırın kontrolü oldukça zor. Neticede İran’daki olası bir bölünme, kaos veyahut çatışmanın doğuracağı riskler oldukça fazla. Türkiye sınır güvenliği, mülteci kampları gibi konularda milyar dolarlar harcamak zorunda kalabilir ve bu durum ekonomik, siyasi ve askerî açıdan Türkiye’nin başka alanlara harcayacağı enerjisini sömürebilir. 

Üçüncüsü, İran’ın Ortadoğu’da etkisiz bırakılması İsrail’in ve ABD’nin bölgesel etkinliğini zirveye çıkarabilir. ABD Başkanı Biden döneminde görüldü ki Yunanistan, Kıbrıs, Suriye ve Irak’a kadar uzanan Türkiye’yi kıskaca alabilecek askeri üslerden oluşan çembere İran’ın da dahil edilmesi Türkiye’yi kuşatabilecek emperyal planın amacına hizmet edecektir. Hatta Trump Koridoru olarak adlandırılmaya çalışılan Zengezur Koridorunun da ABD etkisinde olacağını düşünürsek, İran’ın bölgedeki önemi tekrar kendini göstermiş olacak. Nihayetinde Türkiye’nin İran ile çatışan çıkarları olsa da tamamen pasivize edilmiş veya bölünmüş bir İran Türkiye’nin çıkarına değil. Örneğin İran’da emperyalist yapıların kullanacağı PJAK gibi bir örgütün varlığı ilerleyen dönemlerde Türkiye’nin geleceğini tehdit eden risklere zemin hazırlayacaktır. 

Yukarıda izah etmeye çalıştığımız ve özetlemeye gayret ettiğimiz bu kısa süreç analizinin ardından Türkiye bu süreci önlemek için ne yapabilir? sorusunu da kısaca cevaplamaya çalışacağız. 

Öncelikle Türkiye’nin diplomasi masasında emek harcadığını hatırlatmak lazım. Ancak sürecin buraya gelene kadar ki kısmında Türkiye’nin hesap hatası yapıp yapmadığını sorgulayıp daha tedbirli davranması gerekiyor. Özellikle savaşın boyutu ve süreci dikkatli takip ederek İran’a karşı ABD’nin Türkiye toprakları üzerinden girişeceği herhangi bir operasyona izin verilmemeli. Hava sahasını kapatmalı. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri gibi diğer körfez ve Arap ülkelerini ABD ve İsrail’e karşı baskı yapmaya zorlamalı. Yine aynı şekilde Avrupa ülkelerini İran’dan Türkiye’ye gelecek mülteciler konusunda uyararak, Türkiye’nin daha fazla bu yükü kaldıramayacağı belirtilmeli. ABD’nin Türkiye’den beklentilerine karşılık olarak, Türkiye’nin sınırlarını tehdit edecek İran operasyona karşı olduğunu açıkça göstermek mecburiyetinde.  

Türkiye’nin aynı zamanda İran’daki molla rejimini de reformlar yaparak normalleşmeye ikna etmesi gerekiyor. Söylem olarak değil eylem olarak da Türkiye’nin İran’ı bilhassa Güney Azerbaycan konusunda uyarması şart. 

Özetlemeye çalıştığımız bütün bu sürecin zor bir dönemi içerdiğinin farkındayız. Ancak Türkiye gibi bölgesel ve küresel güç olma yolunda ilerleyen bir ülkenin bütün bu aksiyonları aynı anda başarabilmesi gerekiyor. 

Mustafa Kemal Atatürk’ün ifade ettiği gibi “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, aldatılır bir varlık değildir. Onu aldatabilirim düşüncesinde bulunanların, işte asıl onların kendileri için giderilmesi çok güç olacak derecede aldanmış olduklarına ve olacaklarına şüphe edilmemelidir.”

Güzel yarınlarda buluşmak dileğiyle…

 

Bu yazı toplam 129 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.