Celalettin MARZ

Celalettin MARZ

Yazarın Tüm Yazıları >

Balkondan Gördüklerim

A+A-

Suni gündemlere teslim edilen ülke konumuna getirildik. Önceliklerimiz bir kenara bırakılarak esastan uzaklaştırılıp, özden de, gözden de sapmış konularla boğulmaktayız.

Adalet, ekonomi, eğitim, sağlık başta olmak üzere yığınla birikmiş sorunlarımız varken, siyasal çekişmeler, karşılıklı ithamlar, çamur, çirkef yaklaşımlar, adaletten uzak uygulamalar ile canım ülkem iyice gerilmektedir.

Bu konuların siyaset üstü tutularak, Milli Menfaatler çerçevesinde değerlendirilerek topyekun çözümler bulunmaması halinde üzücü sonuçlara gebe olduğumuzu görmek hiçte zor değildir.

Mevcut yönetimin en başından beri en kusurlu ve en olumsuz yanlarından birisi de “işe göre insan” yerine “insana göre iş” yaklaşımını, bir strateji olarak uygulamış olmasıdır.

Bu ülkenin en büyük sorunu ve birçok sorunun nedenselliğini oluşturan şeylerden birisi “liyakatli insan meselesinden” çok daha fazlası ve “liyakatin dikkate alınmamasıdır”

Liyakatin dikkate alınmadığı bir kadro ve iş yapılanması başta ve özellikle kamu sektöründe zaaflara, verimsizliğe ve kargaşaya yol açmaktadır.

Bu ülkede son yıllarda çığırından çıkmış düzeyde temel sorun haline gelen liyakatsizlik meselesi günümüz itibariyle en kötü noktasına ulaşmış durumdadır. Oysa tersi olmalıydı. Eğer son yıllarda hiç olmazsa sadece liyakat meselesine dahi uyulmuş olsaydı, birçok konuda daha güzel ve daha iyi bir durumda olabilirdik.

Gündelik siyasetin ve iktidar mekanizmasının bir gereği olarak ortaya çıkan ve çıkmakla kalmayıp savunulan “kadro” oluşturma meselesi liyakatsiz kişilerin mikro iktidarlarını yaratmış ve ülke büyük bir küskünlerin, enerjisi boşalmışların, durumu idare edenlerin insafına bırakılmıştır.

Devlet liyakatli insanların iş yapmak ve üretmek için örgütlendiği bir yapıdır. Böyle olduğu zaman devlet iş üreten ve değer yaratan bir araç haline gelir ancak aksi olursa da verimsizler toplumuna dönüşür.

Ülkemiz ve tüm dünya çok çetin sınavlar vermektedir.

Verilen bu çetin sınav sonrası en az hasarla çıkabilecek Milletler ve Devletler ayakta durabilecek ve varlıklarını devam ettirecektir.

Bu zor günlerde toplumun her kesimi aklını başına toplamalıdır.

Özellikle ekonomik kaygılar tavan yapmıştır. Bu zorlu süreç her kesimi, her iş kolunu olumsuz etkilemiş ve artık gittikçe daha da zor günlere doğru yol alınmaktadır.

Siyasilerse konunun özünü kavramaktan uzaktırlar. Hala daha siyasi ikbal peşinde olanlar, kişisel ya da partisel menfaat derdindedirler.

Bu pandemi dönemi ve bu dönemin yaşanmasına sebep olan COVİD-19 ve türevleri görülen tarafıyla da, gizli kalan yanlarıyla da küresel sermayeyi elinde tutan güçlerin bir senaryosudur.

Bu belanın sona ereceği vakte kadar Yüce Türk Devletinin devamı için her birey üzerine düşeni layıkıyla yapmalıdır.

Yönetim makamındakiler de güçlü devletin yaşamasının güçlü milletten geçtiğini unutmadan önlemlerini süratle almalıdır.

Göstermelik tedbirlerle toplumsal barışın, birlikteliğin, güvenin sağlanması olası değildir. Desteklerin geniş tabanlı ve adil paylaşımlı olması gerekmektedir. Bu millet, aza kanaat getirme erdemliliğine sahiptir.

Türkiye Devleti tüm mazlum milletlerin umududur.

Geri kalan İslam Alemi, Esir Soydaşların kurtuluşu için bu devletin dimdik ayakta olması gerekir. Yoksa Nizamı Alem Davası belirsiz bir yola girer.

 

Acil Atılacak Adımlar

Popilist yaklaşımlardan uzak, güçlü planlamalar için kaynakların yerinde kullanımı ile hayırlı sonuçlar almak mümkündür.

Toplumun yeniden dizaynı için, adalet, ekonomi, eğitim, sağlık konularına eğilerek geleceğimizi kurtarmamız şarttır. Aksi olursa kendimizi kandırmamız bu millete bir kazanç sağlamayacaktır.

Tarımda, tarıma dayalı sanayi de, sanayi de ve sanayimizi besleyecek sektörlerde ciddi adımlar atılmalıdır. Yerli tohum ve yerli gübre konusunda hızlı çözümler alınarak uygulamaya konulmalıdır. Türk çiftçisi ve sanayicisi böylelikle gerçek manada desteklenmiş olur. Düştüğümüz yerden ancak, kendi gayretimizle, inancımızla, azmimizle kalkabiliriz. Bu yeniden diriliş sağlandığında ise kendi kendine yeten Devletler sınıfına tekrar geçmiş oluruz.

Yerüstü ve yar altı varlıklarımız acilen ekonomiye kazandırılmalıdır.

Milli ve yerli markalarımız üretilmelidir.

Teknoloji ithalinden kurtulmak için, yerli teknolojik gücü bulmamız gerekmektedir.

Yoksa Gayri safi milli hasılamızın önemli kısmı yabancı devletleri daha da güçlendirmeye devam edecektir.

Cumhuriyeti kuranların, üste, başta, cepte yokken bile verdikleri ulu mücadeleyi ve bize kazandırdıkları bu devleti unutmayalım. Yapmıştık, yine de yaparız. Bunu unutmayalım.

 

Hayal Hısızı

Bu öykü, çiftlikten çiftliğe, yarıştan yarışta koşarak atları terbiye etmeye çalışan gezgin bir at terbiyecisinin genç oğluna kadar uzanır.

Babasının işi nedeniyle çocuğun orta öğretimi kesintilere uğramıştı. Orta ikideyken, büyüdüğü zaman ne olmak ve yapmak istediği konusunda bir kompozisyon yazmasını istedi hocası…

Çocuk bütün gece oturup günün birinde at çiftliğine sahip olmayı hedeflediğini anlatan 7 sayfalık bir kompozisyon yazdı. Hayalini en ince ayrıntılarıyla anlattı.

Hatta hayalindeki 200 dönümlük çiftliğin krokisini de çizdi. Binaların, ahırların ve koşu yollarının yerlerini gösterdi. Krokiye, 200 dönümlük arazinin üzerine oturacak 1000 metrekarelik evin ayrıntılı planını da ekledi.

Ertesi gün hocasına sunduğu 7 sayfalık ödev, tam kalbinin sesiydi. İki gün sonra ödevi geri aldı. Kağıdın üzerinde kırmızı kalemle yazılmış kocaman bir "0" ve "Dersten sonra beni gör" uyarısı vardı. "Neden "0" aldım?" diye merakla sordu hocasına, çocuk...

"Bu senin yaşında bir çocuk için gerçekçi olmayan bir hayal" dedi, hocası.. "Paran yok. Gezginci bir aileden geliyorsun. Kaynağınız yok. At çiftliği kurmak büyük para gerektirir. Önce araziyi satın alman lazım. Damızlık hayvanlar da alman gerekiyor.

Bunu başarman imkansız" ve ekledi: "Eğer ödevini gerçekçi hedefler belirledikten sonra yeniden yazarsan, o zaman notunu yeniden gözden geçiririm."

Çocuk evine döndü ve uzun uzun düşündü. Babasına danıştı.

"Oğlum" dedi babası "Bu konuda kararını kendin vermelisin. Bu senin hayatın için oldukça önemli bir seçim!."

Çocuk bir hafta kadar düşündükten sonra ödevini hiçbir değişiklik yapmadan geri götürdü hocasına...

"Siz verdiğiniz notu değiştirmeyin" dedi..

"Ben de hayallerimi..."

O ortaokul öğrencisi, bugün 200 dönümlük arazi üzerindeki 1000 metrekarelik evinde oturuyor. Yıllar önce yazdığı ödev şöminenin üzerinde çerçevelenmiş olarak asılı. Öykünün en can alıcı yanı şu: Aynı öğretmen, yaz ayları geldiğinde 30 öğrencisini bu çiftliğe kamp kurmaya getirdi.

Çiftlikten ayrılırken eski öğrencisine "Bak" dedi, "Sana şimdi söyleyebilirim. Ben senin öğretmeninken, hayal hırsızıydım. O yıllarda öğrencilerimden pek çok hayal çaldım. Allah'tan ki, sen, hayalinden vazgeçmeyecek kadar inatçıydın."

Yarın bundan sonraki hayatınızın ilk günü.

Hayallerinizi kimsenin çalmasına izin vermeyin, hayallerinize sıkı sarılın. Önceden düşlenmemiş hiçbir şey gerçek olmamıştır. Önce hayalini kuracaksınız ki sonra uğruna çabalayacağınız bir hedefiniz olsun.

Çevrenizde çok duyarsınız, birbirini saçma sapan hayaller kurmaması için uyaran insanları. Çok görürsünüz başkalarının hayallerine gülenleri. Bırakın onlar gülsün siz hayallerinizi bırakmayın.

Hayalleriniz için inatla direnin. Çünkü onlar sizin var olma nedeniniz...

Çünkü hayal hırsızları aynı zamanda hayat hırsızlarıdır. Hayallerinizle beraber hayatınızı da çalarlar sizden.

Hayallerinizi kimseye vermeyin ve kimse için hayallerinizden asla vaz geçmeyin!

 

Gerçek Arkadaşın Önemi

Zalimliğiyle ünlü bir Kral, idam cezası verdiği iki mahkumdan birinin canını kendisini çok eğlendirecek bir yolla bağışlamak ister. Sonra iki darağacı kurdurur ve mahkumlardan ikisine de, omuzlarına basacakları ve güvenebilecekleri birer kişi çağırmalarını ister. Bir taraftan da ülkenin bilge kişisini de kendince sınamak istemiştir. Bu yüzden her şey hazır olduğunda yanı başına oturtmuştur yaşlı bilgeyi.

Sonrasında mahkumlar kendi seçimleri ve istekleriyle çağırdıkları kişilerin omuzlarına basar ve boyunlarına ipler geçirilir...

Mahkumlardan biri çok güçlü kuvvetli birini çağırmıştır. Diğeri ise kendisinden daha cılız olan arkadaşını çağırmıştır ve onun omuzlarına basmaktadır. Kral tam o anda sorar yaşlı bilgeye. "Hadi şimdi göster hünerini. Sence önce kim yıkılacak? Güçlü olan mı? Yoksa şu cılız olan mı?" Yaşlı bilge kendinden emin cevap verir. "Güçlü olan çok sürmez yıkılır efendim. Diğer cılız olan ise ölse yıkılmaz. Cılız olanın omuzlarına basan mahkum canını kurtaracaktır."

İlk saatlik çok çekişmeli geçen ölüm kalım savaşında, güçlü adam yıkılıverir en sonunda. Ve onun omuzlarına basan mahkum darağacında can verir. Kral şaşkın bir halde sorar yaşlı bilgeye. "Nasıl oldu da şu cılız adamın galip geleceğini bildin? Sen gerçek bir bilgesin. "Yaşlı bilge yerinden kalkmış, sevinç içinde arkadaşına sarılan ve canını kurtaran mahkuma bakar ve Krala şöyle der. "Bunu bilmemin bilge olmakla alakası yoktur. İki mahkum darağacına çıkarılmadan önce onları dikkatle izledim. Kendi istekleriyle çağırdıkları adamlar yanlarına geldiler. Biri çağırdığı güçlü adama bir kese altın verdi. Belli ki parasıyla tutmuştu onu, canını kurtarabilmek için. Bunun için o adamın güçlü vücudunun yeterli geleceğini düşünüyordu.

Diğeri ise uzun uzun sarıldı arkadaşına. Birlikte gözyaşı döktüler. Sonra o cılız adam yeminler etti arkadaşına. Ölsem yıkılmam diye. Gerçek birer arkadaş olduklarını anladım o anda... Ben sadece menfaat üzerine kurulan şeylerin çok uzun sürmeyeceğini bildim efendim.

NİHAYET;

Eskiden hep geleceği düşünürdüm. Sonra bir baktım geleceğe gelmişim zaten. O gelecek bugünümüz oluvermiş… Bugünlerimizin, Sağlıklı, huzurlu olması dileğiyle, Ülkü ile kalın.

Bu yazı toplam 2458 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.