Alpaslan Remzi Kallimci

Alpaslan Remzi Kallimci

Eğitimci - Tarihçi
Yazarın Tüm Yazıları >

Kıbrıs’taki Kayıp Otobüs ve EOKA Terörü

A+A-

 

Kamil Raif Dimililer, Hasan Hüseyin Fehmi, Kemal Mustafa, Yusuf Tosun, Ahmet Fadıl Balamagi, Kemal Enver Veloks, Mehmet Ahmet İndiano, Behiç Hasan Göksan, Hasan Mustafa Bari, Durmuş Hasan, Bayram Mustafa… 

-032.jpg

Bu isimler sırf Türk ve Müslüman oldukları için 13 Mayıs 1964 tarihinde Kıbrıs’ı ENOSİS hayalleri için kan gölüne çeviren EOKA militanları tarafından hunharca şehit edilerek bir kuyuya atılan ve 45 sene sonra naaşları bulunan Kıbrıs Türklerinin isimleridir.

Dikelya’da bulunan İngiliz Üs bölgesinde çalışarak ailelerinin ve kendilerinin geçimlerini idame ettiren emekçi 11 Türk insanının yolları kesilerek katledilmesiyle ardında bıraktıkları onların dönmelerini bekleyerek günlerini belirsizlikler içinde geçiren ailelerinin dinmeyen acısıdır Kayıp Otobüs’ün hikâyesi…

Nuray Kayacan Sünbül’ün yönetmenliğini yaptığı Kayıp Otobüs Belgeseli dijital tarih arşivine bırakılmış bu konuda çok önemli bir eserdir. 1964 senesi Kanlı Noel hadiselerinden sonra Türklerin 103 köyü terk etmek zorunda kalarak daha toplu yaşamak zorunda kaldıkları, yaşam mücadelesi verdikleri bir yıldır. 

Belgeselde konuşan Larnakalılar Derneği Başkanı Zarifşen Menteşoğlu, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ne yazık ki 3 sene sürdüğünü ve 1963 yılında Rumların yüzünden yıkıldığını, bu tarihten itibaren Kıbrıs Türklerinin Kıbrıs Adasında var oluş mücadelesine başladıklarını 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı’na kadar bu durumu yaşamak durumunda kaldıklarını belirtmiştir. Menteşoğlu, çok sıkıntılı günler yaşadıklarını söylemiş bu isimlerin sadece Türk oldukları için öldürüldüklerinin de altını çizmiştir. (Kıbrıs Mücahitleri S:1 B4)

Aslen Larnaka ilçesinin Tuzla Mevkii’nden olan TMT Mücahitler Derneği Denetleme Kurulu Başkanı Göksel Refik Saydam, şehitlerin hepsini o zaman komutan olması hasebiyle tanıdığını, hepsinin de mücahit olduğunu fakat mesai günlerinde otobüsle Dikelya’ya sivil olarak gidip geldiklerini söylemiştir. Saydam ayrıca İngiliz Üssünde çalıştıkları için Sterlin üzerinden maaş aldıklarını her ay Türkiyeli komutanın da talebiyle 5 Kıbrıs Lirası bir fon oluşturduklarını ve oraya gönüllü olarak koydukları bilgisini vermiş işşiz güçsüz mücahitlere para verilsin diye fedakârlıktan kaçınmayan 11 kişi olduklarını belirtmiştir. (Kıbrıs Mücahitleri S:1 B4)

Bu İnsanlar Neden Rum Tarafına Otobüsle Gittiler?

Şehitlerimizin neden Rum tarafına Otobüsle gittiklerini de TMT’ci Göksel Refik Saydam’dan öğreniyoruz: “Rum tarafına gitmediler. Rum tarafından geçerek İngiliz Egemen Üslerine çalışmak için gittiler, gidiyorlardı senelerden beri. Bunların kimisi güvenlik sorumlusuydu, kimisi sivil memurdu kimisi bahçe işlerine bakardı. 11 kişi bunlar ve ödenekleri de oradan geliyordu.”

Otobüsün Kaybolduğu Haberi Ulaşıyor

Emekli Polis Subayı olan Kıbrıs Mücahidi Mustafa İlker Züğürt de babasının işi dolayısıyla yaşadıkları Larnaka’da o günlerin bir tanığıdır. 7 yaşında bir çocuk olarak o günleri şu sözlerle anlatmaktadır:

“1964’ün 13 Mayıs Günü Larnaka Kazası halkı olarak bizler çok büyük bir travma yaşadık. İşte bu kayıp otobüs olayı… 11 savunmasız sivil insanımız İngiliz Üsler bölgesine çalışmaya giderken otobüsleri durdurulup topyekûn bu insanlar alındı ve kurşuna dizilerek bir köyün kuyusuna atıldı. Bir anda infial yaratıldı Larnaka Kazasında. Bu tabii bizi çok daha fazla savunmaya itti. Süreç içerisinde hiçbir zaman Rum’a güvenmedik. Rum’un bizler hakkındaki görüşlerinin hiçbir zaman olumlu tarafı olduğunu hissetmedik.” (Kıbrıs Mücahitleri S:1 B4)

TG 856 plakalı bu araç, her gün Tuzla’dan başlayıp Larnaka’nın Türk bölgesinde ikamet eden Dikelya’da ekmek parası için çalışan emekçi Türkleri de alarak iş yerlerine götürüp geliyordu.

Olay sırasında 9 yaşında olan Şehit Behiç Hasan Göksan’ın kızı Larnaka doğumlu Fatma Mete Taşkan da acı dolu belirsizlikle geçecek o günlerin ilk anlarını şu sözlerle anlatıyor: 

“Onlar sabah otobüse binip gitti. Öğleye doğru bir haber geldi Türk tarafına. Yolda tutuldular, alındılar. Ama nereye gidildiğini, ilk bilmiyoruz. Hâlbuki Voroklini köyünde yolu kestiler giderken. Oradan alıp içeriye koydular. Tabii ne olduğunu da biz bilmedik. Öldürdüler mi?  Öldürmediler mi?  Esir mi aldılar? Ne aldılar? Tam olarak bilgimiz yoktu. (…) öyle duyulunca artık tabii tedirgin olduk. Bir ağlama, bir bağırışma, herkes çırpınır. Yani ne yapacak? Ne edecek? Nerede arayacak? Diye. Hiçbir bilgi yok…”

Bu belirsizlik 45 sene sürmüştür. Ailelerin bu süre zarfında bir gün gelecek umuduyla yaşadıklarını Mevlit dahi okutmadıklarını söylüyor Saydam.

İngilizler Konunun Üstünü Örtüyor

Kendi çalışanları olmasına rağmen İngilizlerin insanlık dışı olan bu hadiseye karşı duyarsız kaldığını hatta konuyu kapatmaya çalıştığını görüyoruz. Zarifşen Menteşoğlu “bir daha ne bir haber alındı ne de bir araştırma yapıldı İngiliz Üsleri tarafından… Bu insanlar nereye gitti diye!” diyerek tepkisini göstermiştir.

Fatma Mete Taşkan’dan da 1964 yılının Rumlarla çatışmalarla geçen bir yıl olmasından dolayı işçilerin can güvenliği için eskort eşliğinde gidip gelmeleri gerektiğini ama bunun hiç önemsenmediği bilgisini öğreniyoruz.

TMT’ci Göksel Refik Saydam’ın verdiği bilgiler yürek yakan cinstendir. Saydam İngilizlerin 11 işçinin kendi çalışanları olmasına rağmen sahip çıkmadığı gibi sanki hayattalarmış gibi işlerine de son verildiğini şu sözlerle anlatmaktadır:

“Bunlar katledildikten sonra İngiliz bu konuyla hiç ilgilenmedi! Bizzat temaslar kurduk. Çünkü sizin işçilerinizdi. Gelmez ise siz araştıracaksınız. Çünkü o tarihte İngiliz aynı zamanda BM askeri görevini de yapardı. İki cemaat arasındaki çarpışmaların durması için. İngiliz Hükümeti hiç ilgi duymadı ve 1 hafta sonra bunların işlerini de durdurttu. Sanki hayattaymışlar gibi bir de bunların işlerine son verdiler.” (Kıbrıs Mücahitleri S:1 B4)

Otobüs Bilerek ve İsteyerek Yok Ediliyor

Katliamın en somut tanığı olan TG 856 plakalı otobüsün ise Faşist EOKA çeteleri tarafından imha edildiği anlaşılıyor. O tarihten bu tarihe kadar otobüsün izine rastlanılmamış olması bu kanaati kesinleştiriyor. Saydam da kireç ocağına otobüsü attıklarını söylüyor. Çünkü katliamın yapıldığı köyde büyük bir taş ocağı varmış.

Naaşların Bulunması

45 sene sonra Otonom Kayıp Şahıslar Komitesinin yaptığı çalışmalar sonucunda bu şehitlerimizin kemikleri Larnaka kazasına bağlı bir Rum köyü olan ve Dikelya İngiliz Üs bölgesi yakınlarında bulunan Voroklini köyünde bir kuyuda topluca bulunmuştur. Rumlar katliam yeri belli olmasın diye kuyuyu kapatıp üstüne zeytin ağacı da diktikleri insanın kanını donduran bilgiler arasındadır. 

Şehit Behiç Hasan Göksan’ın kızı Fatma Mete Taşkan DNA testlerinin yapılmasını ve babasının naaşını teslim aldıklarını da şu sözlerle anlatır:

“Erkek kardeşlerimden DNA testleri alındı. Testler yapıldı. İskeletleri kuruldu. Lefkoşa’da ara bölgeye çağırıldık. Orada gittik gördük. Tabii ki iskeletler kurulunca herkes tanır. Orada psikologlar da vardı. Hatta bir kız benim arkadaşımdı. ‘Sen girmesen iyi olur’ dedi. Ama ben kendim hazırlıklı geldim diye ‘gireceğim’ dedim. Ne olursa olsun, kendimi kontrol ederim. Zaten kapıdan girdiğim anda babamın iskeletini gördüm. Ağzında altın dişi duruyordu. Girdik baktık ki önce ayaklarından vuruldu, sonra arkadan başlarından ve kuyuya atıldılar. (…) Ara bölgeden işte verdiler. Orada küçük sandıklara koydular kemikleri, bizi Kuzey’e geçirttiler.”

Anıtın Yapılması

Böyle bir olayı tarihe kaydetmek, genç kuşaklara aktarmak, Dünya kamuoyuna göstermek için bir anıt yapma projesi hayata geçirilir. Gazimağusa-Karpaz Anayolu’nun hemen yanına yapılır bu anıt. Bunun nedenini de TMT’ci Göksel Refik Saydam, Karpaz Burnunda Rumların Apostolos Andreas Manastırları olduğunu, Rumların oraya çok sık gittiklerini, yabancı turistlerin de orayı ziyaret etmelerinden dolayı yolda gelip geçerken görünmesinin ve bu yolla bilinmesini istediklerinden kaynaklı olduğunu belirtmiştir. (Kıbrıs Mücahitleri S:1 B4)

İskele’de yapılan Kayıp Otobüs Anıtı dönemin Cumhurbaşkanı Sn. Ersin Tatar’ın da katılımıyla katliamın 60. Yılında 13 Mayıs 2024 tarihinde açılmıştır. (Kıbrıs Gazetesi, 14 Mayıs 2024)

Sonuç

Son haftalarda en çok konuşulan konu BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Kişisel Temsilcisi Maria Angela Holguin Cuellar’ın çözüm olarak önümüze koyduğu plandır. Bu plan Annan Planı’nı aratmayacak kadar eski bir o kadar da yeni bir fanteziden ibarettir. Türk tarafı olarak bize adeta “Maraş, Güzelyurt ve Mesarya’yı ver, anlaşalım”, “Türk Ordusu değil, NATO Garantör olsun” teklif edilmektedir. Sadece Kayıp Otobüs hikâyesi düşünüldüğünde bile Rum Yunan ikilisine güven olmayacağı, Kıbrıs’ta barışın teminatı Türk Ordusu’ndan başka bir kuvvetin olamayacağı görülmektedir. Şehitlerimizi rahmetle anıyorum.

Bu yazı toplam 237 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.