Dursun BERKOK

Dursun BERKOK

Yazarın Tüm Yazıları >

Kültür Ve Sanatta da İflas!

A+A-

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde düzenlenen 2018 Yılı Kültür ve Turizm Bakanlığı Özel Ödülleri töreninde konuşmuş.

“Bir toplumda sanat ve edebiyat felç olmuşsa ortak değerlerin yaratılması zordur.”, “Bir milletin eğer estetik zevki yoksa o ülkedeki diğer çalışmaların arzu edilen neticelere ulaşması da mümkün değildir. Milletler için bazen diplomasi, askeri güç, ekonomik güçle kazanılamayacak başarılar, bir müzik, edebiyat, sinema eseriyle kazanılmaktadır.”, “Geçtiğimiz 16 yıla baktığımda kültür ve sanat alanında yeteri kadar mesafe kat edememiş olmaktan hayıflanıyorum. Kültür ve sanatı önemli bir beka meselesi olarak görüyorum.”, demiş. Bir çeşit özeleştiri… Çünkü kısır geçmesinden yakındığı o 16 yıl, kendisinin hükümet ettiği yıllardı.

AKP’li yıllar, bırakınız gerçek anlamda kültür ve sanatın gelişmesini bir kenara, dışlanmış, hor görülmüş, zaman zaman da, gerekli destek verilmeyerek cezalandırılmıştır. Cumhurbaşkanı Erdoğan içinden geldiği, Milli Görüş geleneğinden, AKP fikriyatında kültür ve sanatta bir varlık gösterememesinden dolayı sıkıntılı, üzgün. 

O cenahın kültür ve sanattaki durumuna bir göz atılacak olunursa;

Daha sonra AKP’nin yollarını ayırdığı FETÖ, sinemaya da el atmıştı. Yapılan filmler büyük ölçüde devlet teşviki almıştı. FETÖ’nün sinema filmi çekme işi 2009’da start almıştı. FETÖ’nün sinemografisi sırasıyla; Kelebek (2009), Eşrefpaşalılar (2010), Allah'ın Sadık Kulu: Barla (2011), Selam (2013), Birleşen Gönüller (2014), Selam: Bahara Yolculuk’tur (2015) . İlginçtir ki bu filmler Türk sinemasında 100 000 olan seyirci ortalamasını 1 milyona çıkartmıştır! Peki, bu nasıl olmuştur; medyada sınırsız promosyona ek olarak, FETÖ’nün dershanelerindeki, okullarındaki tüm öğrenciler sinemaya taşınmıştır. Devlet okullarında da filmlerin izlenmesi için teşvik son derece yoğunlaştırılmıştı.
Ayrıca normalde salon bulmanın zor olduğu zamanlarda yüzlerce sinema salonunun kapıları bu filmler için ardına kadar açılmıştı. Peki, film kaliteleri nasıldı bu yapımların? Ortalama propaganda filmleri seviyesini bu filmlerin hiçbirisi aşamamıştı. Çünkü yapımcısının amacı propagandaydı. Sinemada sanat ve kalite hiçbir zaman kaygıları olmamıştı. Niyetlenseler bile ne oyuncular, ne de yönetmenler sanat yapacak kalite ve düzeyde değillerdi. FETÖ dershanelerden göze çarpan gençler, genç kızlar toparlanıp, önce Samanyolu grubu televizyonlarında diziler yaptırılmıştı. Sonra Samanyolu grubunun öncülüğünde, program yönetmenleri ve kameramanları kullanılarak sinemaya soyunulmuştu! Tamamen sanata yabancılardı ve ‘onlar yapıyorsa biz neden yapamayalım!’, zihniyetinin eserleriydiler… Görünüşte sinema yapılmıştı, aslında hepsi de koskoca bir hiçtiler! Hüsrandılar…


AKP’yi desteklediğini ilan etmiş sinemacı Şafak Sezer var, amma ve lâkin, yaptığı sinema popcorn! Yani sabun köpüğü gibi filmler! Hülya Koçyiğit, Kadir İnanır zaten miadları dolmuş, günümüzün okullu sanatçıları arasında hiçbir varlık gösteremeyecek isimler…

O boşa harcanmış 16 yılın dikkat çeken sinema macerası böyleydi!

Ya öteki sanat dallarında durum neydi? Tiyatroda, 3. sınıf bir Ahmet Yenilmez ve Hasan Kaçan var. Onlar da tiyatro yapmak yerine, ya kamu spotlarında oynatılarak nemalandırıldılar, ya da, reklam filmlerinde boy gösterip milyon dolarların peşinden koşup durdular! TRT dizilerinde, devlet destekli birkaç filmde, hormonlu rollerle kendilerini göstermeye çalıştılar.

Müzikte, Nihat Doğan, İbrahim Tatlıses, Orhan Gencebay, Metin Şentürk, Muazzez Ersoy, Sinan Özen! Nedir bunların müzikalitesi? Ortanın da altı! Bir Amerika’ya yerleşmiş Ömer Faruk Tekbilek var “I Love You” enstrümantaliyle ünlendi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kızı Esra’nın düğünü için Amerika’dan davet edildi. Geldi çaldı… Sonradan anlaşıldı ki Ömer Faruk Tekbilek bu enstrümantalin yalnızca neyzeniymiş! “I Love You”nun bestekârı Hasan Isakkut adlı bir müzisyenmiş!

Mimaride Sinan’ın, Selimiyesini taklit edebileceğine inanılanlarla çalışılırsa, elbette özgün eser veren mimarlar sizlere denk gelmez.

Edebiyatta bir Nazım, bir Necip Fazıl, bir Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu, bir Arif Nihat Asya, bir Dilaver Cebeci, bir Attila İlhan var mı? Yok! Peki, onların topuk seviyesine ulaşacak bir şair? O da yok! Romanda bir Kemal Tahir, bir Peyami Safa, bir Tarık Buğra, var mı? O da yok! Ya hikaye, bir Ömer Seyfettin, bir Ahmet Hikmet Müftüoğlu, bir Sait Faik Abasıyanık, bir Ahmet Hamdi Tanpınar, bir Orhan Kemal, bir Emir Kalkan var mı?  Yok!

Biat kültüründe sanat yapılamaz, sanatçı yetişmez, yetişemez. Biatçı sanatçının üst seviyesi, biat ettiği kişidir! “FETÖ sineması” yapanların sanatta üst seviyeleri ağlak Fethullah Gülen sümüklüsüydü, o sebepledir ki yaptıkları filmler çok düzeysizlerdi. Modacı Cemil İpekçi gibi, Sinema Yönetmeni Sinan Çetin gibi, AKP’liyim deyip kendi kafalarına göre köşe dönme yollarını arşınlayan yanaşmalar, iktidar süresince vardırlar, düştüğünüz gün yok olurlar, kaybolurlar! Sanatçı olmanın, aydın olmanın özünde muhalif tavır vardır. İktidarın nimetleriyle nemalananlardan sanat üretmeleri beklenemez! Onlar, yanında yer aldıkları iktidarın her icraatını yanlışta olsa desteklerler.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın; “Geçtiğimiz 16 yıla baktığımda kültür ve sanat alanında yeteri kadar mesafe kat edememiş olmaktan hayıflanıyorum.”, sözlerindeki hayıflanma, tekraren, AKP (Milli Görüş) içerisinde sanat üretilemiyor, sanatçı yetişmiyor hayıflanışıdır! Haklıdır, “kültür ve sanat alanında yeteri kadar mesafe kat edememiş”lerdir. Hatta hiçbir gelişme kaydedememişlerdir. Çünkü o mahallenin ikliminde sanatçı yetişmiyor, sanat yapılamıyor! Ortalıkta “mış!” gibiler boy gösterip dururlar! Hele hele, bir Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Politikaları Kurulu üyeleri var ki, evlere şenlik! Ne kendi içlerinde bir uyum var, ne de kariyerleri itirazsız kabul görecek durumdalar! Tek ortak yanları var, mevcut AKP iktidarını destelemek! Kültür ve sanat onların çizecekleri yol haritasıyla iyiye gitmez, çıkmaz sokağa gider! Zaten çıkmazdalar ki, kültür ve sanatta hiçbir olumlu gelişme yok,  Cumhurbaşkanı durumdan “hayıflanıyor”! Hayıflanmakta da haklı! Mazurdur, sebebin kendisi olduğunun farkında değil!
 
 
Bu yazı toplam 1498 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.