SARI KURDELE
Termometrenin ekranında 38.1 yazıyordu. İnci, gözlerini birkaç saniye boyunca rakamlara dikti. Sayılar hareketsizdi ama onun içi kıpır kıpırdı. Sanki bu sayı, görünmez bir eşikti. Öncesiyle sonrası farklıydı.
“Belki batarya zayıftır,” dedi içinden. Ama bu üçüncü ölçümdü. Üçünde de aynı sonuç. Kendini kandırmak bile yorucu gelmeye başlamıştı.
Evde yalnızdı. Beş gündür kimseyle yüz yüze konuşmamıştı. Tat ve koku duyusu çoktan kayıptı. Şimdi de ateş… Vücudu, sanki ona bir şeyler anlatmaya çalışıyordu.
Camı araladı. Şubat rüzgârı soğuk bir bıçak gibi yüzüne çarptı. Başının içinde bir uğultu vardı. Hafifçe sendeledi, yatağın kenarına oturdu. Dizlerini karnına çekti; küçük bir çocuk gibi, korunmak istercesine.
Telefonu eline aldı. Parmağı rehberde isimler arasında dolaştı. Her ismin altında görünmez bir boşluk vardı sanki. Arayabileceği biri yoktu. Ya da vardı da, kimseye “iyi değilim” demeye gücü yoktu.
Yatağın yanındaki komodine uzandı. Elinin altında ahşap bir kutu. Annesinin ona yıllar önce doğum günlerinde verdiği kartpostalları sakladığı kutu. İnci, kapağını açtı. Yedi kart… Her biri, hayatının farklı bir dönemine dokunan küçük zaman kapsülleri. İçlerinden birini seçti.
On yedi yaşındayken yazılmıştı:
“İnci’m, bazen hayat durur, her şey donmuş gibi olur. Ama senin içinde bir yer hep hareket etmeli. Küçük bir umut bile olsa…”
Sadece bir cümle yetmişti boğazındaki düğümü sıkmaya. Gözlerini kapadı. O yıl annesi kanserdi. Kartı hastanedeki son doğum gününde vermişti. İnci o günden beri kendisinin güçlü biri olduğunu düşünmüştü. Güçlü olmak zorunda kaldığını. Ama şu an, dört duvarın içinde, saatin kaç olduğunu bilmeden, zamanı unutarak, ilk kez içindeki o çocuğu hissediyordu. Kırılgan ve yalnız.
Titreme yeniden geldiğinde üzerindeki hırkayı sıkıca sardı kendine. Pencereye yürüdü. Sokak ıssızdı. Pandemi herkesi evine hapsetmişti.
Tam o anda gözleri, iki bina ötede bir balkona takıldı. Demir parmaklığa bağlanmış bir kurdele. Sarı.
Yanında da üzerine büyükçe harflerle yazılmış bir kâğıt:
“İçeride biri hastaysa, sarı kurdele bağlasın. Biz aşağıya bir şeyler bırakırız.”
İnci uzun süre bakakaldı. Gözleri doldu. Bu bir ilan değil; sessiz bir çağrıydı.
Dolabın içini karıştırdı. Eski bir sarı saç bandı buldu. Onu aldı, titreyen elleriyle balkona çıktı. Kurdeleyi parmaklığa bağlarken rüzgâr saçlarını savurdu. O an, tüm yalnızlığı, tüm korkusu biraz azaldı. Çünkü biri oradaydı. Görünmese de.
İçeriye döndüğünde gözlerinde bir hafiflik, dudaklarında belli belirsiz bir gülümseme vardı.
Ertesi sabah…
İnci gözlerini açtığında bir an nerede olduğunu unuttu. Oda loştu, kalın perdelerin arasından süzülen sabah ışığı odada süzülen toz zerrelerini görünür kılıyordu. Boğazı yanıyordu. Ateşi hâlâ düşmemişti, ama artık başka bir şey vardı içinde. Bir beklenti.
Zil sesiyle irkildi. Sadece bir kez çaldı. Sonra ayak sesleri, fısıltılar…
Yavaşça kapıya doğru yürüdü. Her adımı ağırdı ama içinde bir acelecilik vardı. Kapıyı araladığında kimse yoktu. Ama yerde, kapının önünde bir termos ve küçük bir not duruyordu. El yazısıyla yazılmıştı:
“Senin için umut kaynattık. İyileşene kadar buradayız.”
İnci’nin elleri titredi. Termosu avuçladığında sıcaklık sadece ellerine değil, göğsündeki boşluğu da ısıttı. Kapıyı kapattı, sırtını dayadı. Sonra yavaşça yere kaydı. Ağlamıyordu. Ama gözlerinden yaşlar sessizce süzülüyordu.
Mutfağa geçti. Küçük bir kaseye çorbayı döktü. Buharı tütüyordu. İçinde sebze ve baharat parçaları görüyordu. Bir hayat emaresi gibiydi. Bir yudum aldı. Sonra bir yudum daha. Boğazından geçerken sanki içini onarıyordu.
Yatağına döndü. Komodindeki kutuya uzandı. Aynı kartı aldı. Bir kez daha okudu:
“Küçük bir umut bile olsa…”
İnci gözlerini kapadı.
Artık vardı o umut.
Bazen bir kurdele kadar ince, bazen bir çorba kadar sıcak…
Ama hep vardı.
O gün termometre yine 38.1 gösterdi. Ama bu sefer o sayı yalnızlığı değil, hayatta kaldığını, hâlâ birilerinin onun için orada olduğunu hissettiren bir işaret gibiydi.
İnci pencereden dışarı baktı. Aynı balkonda, aynı kurdele rüzgârla dans ediyordu. Ve belki, başka pencerelerde başka insanlar da kendi umutlarını bağlıyordu görünmez iplerle birbirine.


YAZIYA YORUM KAT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.