Türkiye Savaşa Hazır Mı?
Küresel ve bölgesel ölçekte artan çatışmalar, yeni bir dünya savaşının yaklaştığının habercisi niteliğinde. Özellikle Ortadoğu’da hız kesmeden devam eden mezhep, güç ve çıkar çatışmalarının yanı sıra neredeyse bütün kıtalara yayılan bölgesel krizler ortaya çıktı. Küresel düzeyde ABD, Çin ve Rusya arasında devam eden güç mücadelesi birçok bölgedeki çatışma ve krizinde kaynağı oldu. Bu süreçte Türkiye de birçok savaş ve krizin tarafı veyahut arabulucusu oldu. Ancak düşük yoğunluklu bir dünya savaşının yaşandığı bu dönemde Türkiye’nin doğrudan bir savaşa katılması ihtimalinin hiç de uzak bir seçenek olmadığını tahmin etmek zor değil. Nitekim sadece son on yıl içerisinde darbe girişimi atlatan Türkiye, sınır ötesinde de birçok alanda doğrudan savaş hattında yer aldı. Kafkasya’da Azerbaycan ve Ermenistan savaşında Azerbaycan’a doğrudan destek veren Türkiye, Suriye’de ise Esad’ın devrilmesine müdahil oldu. Irak’ta terör örgütlerine yönelik birçok operasyon yapan Türkiye, Ukrayna ve Rusya savaşında ise hem arabulucu hem de Ukrayna’ya silah ve askeri envanter satışı yapan pozisyonda yer aldı.
Bütün bu kaotik sürecin içerisinde Yunanistan silahsız statüdeki Ege Denizi’ndeki birçok adaya silah ve mühimmat yerleştirdi. Güney Kıbrıs ise İsrail ve hatta Suudi Arabistan’ın yer aldığı tatbikatlar yaparak adada askeri yığınak yapmaya başladı. Türkiye’nin hemen her taraftan kuşatma ve çatışma hattında yer aldığı bu süreçte özellikle Trump’un yeniden ABD Başkanı olmasının ardından İsrail, Ortadoğu’daki bütün dengeleri alt üst eden güç gösterisi sergilemeye başladı. Dolayısıyla bütün bu ittifak, çatışma ve krizleri dikkate aldığımızda Türkiye’nin topyekûn bir savaşa hazır olup olmadığının irdelenmesi gerekiyor. Zira geçtiğimiz günlerde Karadeniz üzerinden Türk hava sahasına giriş yapan bir İHA’nın Ankara’ya kadar ulaştığı haberinin dolaşıma girmesi Türkiye’nin bütün güvenlik sistemini sorgulatacak cinsten…
Yukarıdaki bilgilendirmenin ardından uzun soluklu yazı serimizin ilk adımına geçebiliriz. Türkiye, planlı veya plansız her durumda savaşa hazır olan güçlü bir orduyu muhafaza etmek zorunda zira çetin bir coğrafyada ve stratejik mevkide yer alıyor. Bu yüzden uzun süreli planlamalar yapmak ve ordusunu hazırda tutmak zorundadır. Uzun süreli savaşa hazırlık planlamasının ilk aşaması savaş doktrinidir. Türkiye’nin olası işgal, savunma ve taarruz planlarının kısacası savaşa dair hemen her şeyin içinde olduğu bütün savaş biçimlerine karşı konulması veya yürütülmesinin esaslarını içeren bir savaş planına ihtiyacı var. Türkiye’nin bilinen yaygın adı ile politik strateji belgesi “Kırmızı Kitap’tır.” Yani “Milli Güvenlik Siyaset Belgesi” bu belge tümüyle bir savaş rehberi değildir ancak hedef, tehdit ve risk bağlamında her beş yılda bir Bakanlar Kurulu Kararı ile MİT ve çeşitli güvenlik kaynaklarından gelen bilgiler ile güncelleniyor. En son 2025 yılının ocak ayında güncellenen Kırmızı Kitap’ta terör örgütlerinin faaliyetleri, bölgesel riskleri analiz edilerek paylaşılmış ancak bir de Kırmızı Kitap’ın yani Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’nin gizli kısmı var. Bu “devlet sırlarını” görevli çok az sayıdaki kişinin bilmesi gerekiyor. Ancak son yirmi yıllık süreçte bu “gizli planların” deşifre edilerek, ülke dışından gelen müdahaleler ile ortalığa saçıldığını ve ardından da 15 Temmuz Darbe Girişimi’nin yaşandığını hatırlatmak gerek.
Soğuk Savaş döneminden itibaren ABD destekli FETÖ’nün ordu içinde ve çeşitli merkezlerde örgütlenerek elde ettiği kuvvet ile Türkiye’nin savaş senaryolarını içeren birçok belgeyi “darbe planı” adı altında yayınladığını unutmamak lazım. Zira Türkiye’nin “savaş doktrini” denilen verileri sakladığı “Kozmik Oda’ya” girilmesi, ülkenin savaşa hazırlık, savunma ve saldırı planlarının deşifre edilmesi “hazin” olduğu kadar ülkenin bekasını tehlikeye atan bir durumdur. Her ne kadar FETÖ ile mücadele edilerek bu kararları alan kişi ve gruplar yakalanmış yahut firari olsalar da kamuoyuna yansıdığı kadarıyla “Kozmik Odaya” girilmesi sürecinin başlamasına yol açan ihbarın ABD’den yapıldığı bilinmektedir.
Bu süreçte Türkiye “geri çekilmiş” daha pasif bir siyaset izlemiştir. Nitekim Türkiye uzun yıllardan beri slogan olarak kullanıldığı “güçlü ordu, güçlü Türkiye” misyonunu değiştirmiştir. 2010’da çeşitli basın kaynakları TSK’nın misyonunu içeren sloganını değiştirerek “güçlü Türkiye, güçlü ordu” şeklinde güncellediğini servis ederken, 15 Temmuz Darbe girişiminden sonra tekrar “güçlü ordu, güçlü Türkiye” sloganının kullanıldığı görülmektedir. Bu ince detaylar göstermektedir ki ordu psikolojik harbe ve “asimetrik” savaşa maruz kalmıştır. Özellikle de yürütülen operasyonlara “Ergenekon” adı verilmiş olması tesadüf değildir. Türklerin yeniden doğuşunu simgeleyen Ergenekon Destanı’nın isminin kullanılarak psikolojik harp unsurları ile operasyon düzenlenmiş olması karşıda yer alan güçlerin çok boyutlu yapısını gözler önüne sermektedir.
Mustafa Kemal Atatürk’ün ifadesiyle “Türk çocuğu, tanıdıkça atalarını coşacaktır; büyük işler başaracaktır. Bunun sonucu olarak kendinde kuvvet bulacaktır” sözünün karşılıklarından biri olan Türk’ün doğuşu Ergenekon Destanı’nın, Türk ordusuna karşı yapılan operasyona isim olarak verilmesi kesinlikle planlı bir çökertme harekatıydı! Ancak Türk Ordusu, Suriye ve Irak’a yaptığı operasyonlar ile üzerindeki “ölü toprağını atmış”, Ege ve Akdeniz’de gereken gücünü göstermiştir. Neticede 15 Temmuz 2016’dan 2024’e kadar ordu dinamizm yakalamıştır.
Yeniden doğuş süreci olarak nitelendirebileceğimiz, İHA ve SİHA gibi çeşitli yerli üretim silahlar ile sahada denge değiştiren bir güce dönüşen Türk Ordusu yeni bir kırılmanın eşiğindedir. Bu günlerde basında çıkan haberler, 15 Temmuz 2016 öncesinde olduğu gibi psikolojik harp unsurlarıyla dış odaklı birçok kaynağın tekrar Türk Ordusu ve Türkiye’nin Mavi Vatan gibi bölgesel planlarına saldırmaya başladığı görülebilmektedir. Bu kırılmadan Türk Ordusu’nun güçlü bir şekilde çıkması gerekiyor.
Özetle; Türk Ordusu ve milleti savaşa hazır tutmak için ülkenin kurumları ve halkın sorumluluk içinde hareket etmesi mecburiyettir. Bazen yapılan bir yorumun, bazen çalakalem yazılan bir yazının, bazen de yapılan bir sosyal medya paylaşımının savaş kapıya dayandığında ihtiyacımız olan birlik ve beraberliği “çoktan parçaladığı” hissini yaşamamak dileğiyle…


YAZIYA YORUM KAT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.