DBB Başkanları Derneği

DBB Başkanları Derneği

Yazarın Tüm Yazıları >

Üretici Gözüyle - 3

A+A-

sss-001.JPG

Mesut ÖNER

1989-1994 Dönemi

Honaz Belediye Başkanı

ÜRETİCİ GÖZÜYLE… 

3. Bölüm

Sevgili Okuyucular,

Önceki yazımda çiftçiliğin, sebze ve meyve üreticiliğinin zor iş olduğunu yazmıştım. Gerçekten; meyve ağacı yetiştirmek, kültür bitkileri ve sebze yetiştirmek çok meşakkatli bir iştir. En zoru da üretilen sebze ve meyvelerin pazarlanmasıdır. Eskilerin deyimiyle "her malın bir alıcısı vardır", yani satılmayan mal olmaz. Ama para kazanmak için yapıyorsanız, piyasanın istediği özellikte ve kalitede ürünü yetiştirmek zorundasınız.

Üretici, yetiştirdiği ürünün istenilen kalitede olduğu zaman, ekonomik değerinin yüksek olup getirisinin iyi olacağının bilincindedir. Bütün uğraşısı bunun içindir. Çiftçi, meyve ve sebze üreticisi ürününü yetiştirirken, zararlılarla ve hastalıklarla mücadele ederken aynı zamanda, hava şartlarının istediği gibi olması için Allah'a dua etmeyi ihmal etmez. Bunun örneğini; rahmetli Özay Gönlüm’den dinlemiştim. Acıpayam yöresinden derlediği hikâyesinde; "Tarlasına bostan ekmiş Omar Çavuş mevsim kurak gidince Allah'a, her gün dua edermiş. Irabbım!! Bostanlarım kuruyor, bi yağmur yağdırıve gari, diye. Derken, bigün başlamış fırtınayla birlikte gökgürültüsü, sağanak yağmurla birlikte dolu yağmaya, gök gürültüsüyle birlikte kuvvetli yağmur, dolu derken akşam olmuş. Karanlıkta çakan şimşekler, ortalığı gündüz gibi aydınlatıyormuş. Omar Çavuş, çıkmış evinin kapısının önüne, açmış ellerini semaya: -Irabbım!!!Ben sene yağdırıve dediysem bugadamı yadırıve dedim? Bostan mı? Galdı gari Omar Çavuş'un talasında, bide çakmağını çakıp çakıp bakıyon demiş".

Üreticilerimizin arazisi, üstü açık fabrika gibidir. Yağan yağmur, kar ve dolu ağaçlarının, bitkilerinin, sebzelerinin üstüne yağar. Zamansız yağan yağmur, özellikle dolu yağışı bütün emeklerini, masraflarını heba edebilir. Yağışlardan başka, hava sıcaklığı mevsim normallerinin aşırı şekilde altında ya da üstünde olması da ürün yetiştirmedeki rekolteyi ve kaliteyi doğrudan etkileyen faktördür. Son yıllardaki mevsimlerin özelliklerindeki değişimler, ürün rekoltelerini değiştirmektedir.

Nasıl oluyor? diye sorulacak olursa:

Bölgemizde yetişen kirazdan örnek vermek isterim (aşağı yukarı tüm meyve ağaçları da, aynı ortamı ister). Kiraz, çiçeklenme döneminde açık ve hafif rüzgarlı hava, en çok 23-24°C hava sıcaklığı meyve çiçeklerinin tozlanması için uygundur (Bal arılarının tozlanmada fonksiyonu çoktur). Olumsuz hava şartları, meyve oluşumuna zarar verir. Üreticinin korkusu, meyve çiçekten çıktığı andan hasat edilene kadar dolu yağması, kuvvetli fırtına ve şiddetli yağmur yağması ihtimalidir. Bütün bu hava olayları, olgunlaşmasından hasadına kadar meyveye zarar veren etkenlerdir. Üstü kapatılabilen modern bahçe kurulumunun maliyeti çok yüksektir. Ancak gücü yetenler yapabilirler. Diyelim ki; bütün şartlar olumlu geçti. Üretici yapılması gereken bakımlarını yaptı. Meyvenin hasat zamanı geldi. Çoğu üretici, ürününü hasat edip doğru fiyata, doğru alıcıya satıp parasını cebine koyana kadar, onu ekonomik değer olarak görmez. Çünkü; ürünün başına doğal afet dahil her şey gelebilir. Hatta satıp parasını dahi alamayabilir.

Ürünü hasat etmiş üretici (yaş sebze ve meyve konusuna değineceğim) isterse, ürününü hasat eder, pazara çıkarır veya bahçesinde satışa çıkarır. Ülkemizde; çok eskiden beri süregelen yaygın bir sistem var.

Bu sistem nasıl çalışıyor?

Bu sistemde, malın fiyatını genelde alıcılar belirler. Üreticinin piyasa fiyatının oluşmasında çok etkinliği yoktur. Gerek ülke bazında gerekse mahallinde tüccar alıcılar vardır. Bu alıcılar, sezonda gelirler, üreticinin malını oluşmuş olan fiyat üzerinden alırlar (Bu fiyatları kim hangi kriterlere göre belirler ben bilimiyorum. Bildiğim şey, sadece tüccar gönderdiği malın, gittiği ildeki halde, satış fiyatını öne sürerek üreticiye fiyat verdiğidir).

Gerek yurt içinde, illerdeki toptancı hallerine gerekse yurt dışına pazarlamak için alırlar. Yaş sebze ve meyvelerin özellikle bir an önce tüketiciye ulaşması gereken (örnek vermek gerekirse kiraz, vişne gibi meyveler ağacından toplandığının ertesi günü akşamına kadar, tüketicinin sofrasına ulaştırılması gerekir) ürünlerdir. Yoksa kalitesi bozulup çürümeye başlar. Onun için, üretici topladığı gün ürününü satmak zorundadır. Ertesi güne kalan meyvenin kalitesi bozulur, ekonomik değerini kaybetmeye başlar. Bu süreçte bile üretici ekonomik kayba uğrar.

Bu sistemde üreticinin satışları hep vadelidir. Tüccar, zaman içerisinde malın parasını ödeyeceğini söyleyerek malı alır. İşte bu vadeli satış bile, üreticinin aleyhinedir. Güvene dayalı olduğu için, alıcılar tarafından istenirse istismara açıktır.

Zaman zaman yaş sebze ve meyve konusunda sattığı malının parasını alamayan üreticiler olmaktadır (Hatta tüccar, malın parasını öderken zarar ettim diye, parasından bile kesebilir. Çünkü üretici malını sattığına razıdır).

Üreticinin malını satın alan tüccar, malı yurt içindeki toptancı hallerine gönderiyor. Market ya da pazarcı esnafı gidip toptancı halinden malı alıp pazarda satıyor. Üreticiden tüketiciye kadar normal şartlarda üç aracıdan geçiyor. Bazen bu 4-5 aracıya kadar çıkabiliyor. Aracı arttıkça fiyatta yükseliyor. Üreticinin elinden 2 TL’ye çıkan ürün pazarda 7-8TL’ye satılıyor. Üretici ağacını dikiyor, en az 6-7 yıl bakım yaptıktan sonra ürün almaya başlıyor. Bahçesinin yaz ve kış bakımlarını yapıyor. Kullandığı gübreler, zirai ilaçlar, akaryakıt dövize endeksli. Döviz yükseldikçe maliyetleri de yükseliyor. Bu sistem yıllardır böyle devam edip geliyor.

Bu arada bizzat yaşadığım bir anımı sizlerle paylaşmak isterim.

1976 yılında, Eğitim Enstitüsüne giriş sınavında jüride, bana sorulan soruydu:

-Nerelisiniz? -Honazlıyım dedim.

- Neyiniz meşhur? Kirazımız ve domatesimiz                                 

- Honaz'da domates kaç kuruş (O günlerde domates sezonuydu) ? 35 krş. Hocalardan birisi;

- Biz burada 85 kuruşa alıyoruz, dedi.

- Niye böyle oluyor? diye sordu.

Ben de                              

-Efendim, size ulaşana kadar "aracılar" var, onlardan geçiyor. O yüzden fiyat yükseliyor. Diğer hoca:

-Daha ucuz alabilmemiz için, ne yapmak lazım? dedi. Ben de

-Üreticiden tüketiciye ulaştıracak sistem kurulması lazım, yani aradaki aracıların kaldırılması lazım, dedim. Jüri o zaman benden öğrenmek istediğini bu soruyla öğrenmişti.

Aradan 44 yıl geçmiş olmasına rağmen, ülkemizde aynı sistem devam ediyor. Hala çözülemedi. Üreten emeğinin karşılığını alamıyor, tüketici de pahalı yiyor. Doğru pazarlama sistemi oluşturulmadığı için spekülatörler "sizlerin de tanık olduğunuz gibi" bazı malların piyasadaki satış fiyatlarıyla oynayabiliyorlar.

Bir örnekle açıklayayım. Zannedersem 1975 yılıydı. Sezonun sonunda üreticinin elinden çıktıktan sonra, kuru soğan fiyatı afaki şekilde artmıştı.

(Sonra, basından okumuştum) Bazı büyük spekülatörler o yıl, soğandan para kazanmayı hedeflemişler. Üreticiye gidip soğanları güncel fiyattan satın alıp kaporalarını vermişler. "Soğan senin depoda dursun. Ben paranın tamamını hesabına gönderip, kamyona yükle, falanca ilin toptancı haline gönder, dediğim zaman gönderirsin" diye anlaşmışlar (Yakın tarihte rekabet kurulu, ihracat için kiraz alan tüccarların, alım fiyatı konusunda anlaştıklarını belirlemiş, anlaşan firmaları para cezasıyla cezalandırmıştı).

Tabii üretici paraya ihtiyacı varsa, güncel fiyattan malını satar. "Piyasada olacaklardan haberi olmaz". Spekülatörler kendilerine göre malın fiyatı istediği rakamlara gelince; üreticinin hesabına, anlaştığı fiyattan parasını gönderip illerin toptancı haline göndermelerini istemişler. O yıl, soğan fiyatları üçe dörde katlamıştı. Bugün hala bu sistemin çalıştığını görüyoruz.

İşte; üretici çoğu zaman emeğinin karşılığını alamıyor. Tüketici de gereğinden yüksek fiyatla almak zorunda kalıyor. Ertesi yıl herkes para kazanırım diye soğan ekiyor. Bu defada ihtiyaçtan fazla soğan ekilmiş oluyor, tutarı hasat işçiliğini karşılamayacak diye hasat edilmeyip tarlada çürümeye terk ediliyor. Genellikle bu oyunları, tüm halkın tükettiği gıda maddeleri üzerinde oynuyorlar.

Son söz olarak;

Devletimizin gerekli yasal düzenlemeleri yaparak üreticinin emeğini alacağı, tüketicinin ucuz fiyata alıp tüketeceği bir sistem geliştirmesi gerekir, diye düşünüyorum.

Sağlıcakla kalın…

Bu yazı toplam 286 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum