Sen benim kim olduğumu biliyor musun?

Sen benim kim olduğumu biliyor musun?

“Biz” düzenlerinde değil de “Onlar” düzenlerinde en sık sarfedilen söz budur: Sen benim kim olduğumu biliyor musun?

A+A-

İnsan, diğer insanlarla birlikte iş yapabildiği için hayatta kalmış, üreyip dünyaya hâkim olabilmiş. Birlikte yapılan işlerin başında da topluma ait işler ve hizmetler gelir. Ahlak, insanın toplumda yaşayabilmesi için kendine koyduğu kurallar bütünüdür. İnsanın diğer insanların hakkına tecavüz etmesini önleyen kurallar. Haksızlığa, soyguna, birlikte üretmediği hâlde tüketmede ortak olmaya kalkanlara karşı kurallar… Bu ihlalleri genellikle kanunlar sınırlar ama ahlak da büyük çapta diğer insanların haklarına tecavüz etmeme, onları kandırmama üzerine kuruludur. Kanunun yasakladıklarını ahlak da yasaklar ama ahlakın her yasakladığını kanun yasaklamayabilir. Yalnız yasaklar değil, yükümlülükler ve davranış kuralları için de aynı şeyleri söyleyebiliriz.

Toplumda insanın eylemlerini sınırlayan iki çember düşünebilirsiniz. Daha dar olan, ahlakın yasak ve yükümlülük çemberidir. Ondan biraz daha serbest olup daha dışardan geçen de kanunun yasak ve yükümlülük çemberidir. Toplumları birbirinden ayıran temel fark, o toplumdaki bireyin bu çemberlerin sahipliğine dair fikirleri ve hisleridir.

BENİM Mİ ONUN MU?

Medeni toplumda kişi şöyle düşünür: Bu kurallar bizim koyduğumuz kurallardır. Toplum benim toplumum, yasak ve yükümlülükler de benim toplumumun selameti için herkesin uyması gereken mecburiyetlerdir. Bizim, biz…

Bazı toplumlardaysa bunlara hiç benzemeyen hisler ve düşünceler hâkimdir. Kuralları birileri koymuştur ama bunlar dışardan konulmuştur. Uymayana ceza varsa yasaklara ve yükümlülüklere ceza zoruyla uyarım. Ama ceza yoksa mecbur da değilim. Ceza var fakat onun çevresinden dolaşabiliyorsam oh ne âlâ. Aslolan bir numaradır. Yani benim.

“Aslolan bir numaradır” akımı, geçen asrın ikinci yarısında, hani şu 68’liler hareketleriyle eş zamanlı doğmuştu. Temel slogan şöyleydi: “Bir numaraya göz kulak olmak” (~ Looking out for number one).

Tabii “bir numara” tek kişi değildir. Ben ve benim akraba taallukatımdır. Aslolan millet değil, milletin içinde ve benim de mensubu olduğum her türlü daha küçük gruplardır. Toplum onlardır, biz değil. Ben hiç değilim. Bunlar bizim değil onların kurallarıdır. “Bizim, biz” demiştik ya; şimdi “Onun, onların, onlar” diyoruz…

SEVDİĞİM “O”

“O”, bazen sevmediğimiz bir üçüncü şahıstır. Düzeni o kurmuştur, biz isyan etmekteyiz. Başka türlüsü de var. “O”, düzeni kurup etrafına lütuflar dağıtan kişidir. “O”, her şeye hâkimdir, her şey ondan sorulur. Bana günlük ekmeğimi veren de odur. Bu yüzden onu severim.

Fakat ister sevdiğim ister sevmediğim olsun, onun kuralları benim dışımdadır, benim kurallarım değildir ve onların etrafından dolaşmak benim çıkarımaysa ve bundan başıma bir şey gelmeyecekse dolaşırım. Hile de yaparım, yalan da söylerim: Yalandan kim ölmüş?

“O”, bana günlük ekmeğimi nasıl verir? Çok fakirsem sosyal yardımla. Ama bu pek azdır. Asıl lütfu bana iş vermesidir. Beni, iyi gelirli makamlara getirmesidir. Ben o makamlarda ne yaparım? Onun talimatlarını yerine getirir, lütuflarının karşılığını vermeye çalışırım. Dikkat ediniz, makamın var oluş sebebi bana sağladığı yarardır. Bir de benim “O”na verdiğim hizmet. Mesela “Al şunları da tayin et!” derse gün geçirmeden öyle yaparım. İyi hizmet edersem belki birkaç makam daha tevcih edilir bendenize.

ÖYLE HERKES DENETLENMEZ

Şimdi… Benim makamım bazı yolsuzlukları önlemek, başka kurumların yapıp ettiklerini denetlemekse ne yaparım? Dedim ya. Aslolan makamın bana ve beni makama tayin edene yarar sağlamasıdır. Dolayısıyla önüme bir yolsuzluk çıkarsa “Ne?” diye mi sorarım “Kim?” diye mi? Denetle diye emir gelirse kanımın son damlasına kadar denetlerim tabii. Ama gelmezse neden başımı ağrıtayım, dostların canını yakayım? Bu düzenin sahibi ben değilim ki. Hem ben denetlerken denetlediğim, şöyle gerine gerine, bana “Sen benim kim olduğumu biliyor musun?” derse ne olacak?

“Biz” düzenlerinde değil de “Onlar” düzenlerinde en sık sarfedilen söz budur: Sen benim kim olduğumu biliyor musun?

Bunları, İbrahim Kiras’ın 31 Ekim tarihli “Siyaset kültürümüzün gölgesinde fon soygunu” yazısı ilham etti. Kiras o yazıda, bazı insanların bu rezalete tepki vermek ve kınamak yerine, “Partime zararı dokunur mu, yararı olur mu?” diye yaklaştıklarını söylüyor ve bu garip tutumun sebebini soruyordu. Cevap olarak da bizde eksik olan üç değere işaret ediyordu: “Kurallı toplum, hesap verme/sorma kültürü, vatandaşlık bilinci.” Ben galiba bu üçünün niçin eksik olduğunun peşine düştüm.

Canınızı sıktım, canım sıkıldı… Ortalığı biraz yumuşatayım: Adam süpermarkette tezgâhtara diklenmiş: “Sen benim kim olduğumu biliyor musun?” Tezgâhtar derhâl kasada bulunan mikrofonu eline alıp bütün marketin duyacağı şu anonsu yapmış: “Dört numaralı kasada kim olduğunu unutmuş bir müşterimiz var. Lütfen yardım edin.”

İskender Öksüz

Yazar: İskender Öksüz

281ae087-ee34-4d8d-906e-30b6b3dab04a-481.jpg

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.