
Bahçeli, “Türk gençliği; test ile tost arasına sıkışmış
Eğitimi “millî beka meselesi” olarak tanımlayan Bahçeli, “Türk gençliği; test ile tost arasına sıkışmış, hayatı kaçıran bir gençlik olmamalıdır” dedi.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, TBMM Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada 23 Nisan’ın yalnızca bir bayram değil, “devlet fikrinin kriz karşısında dağılmadan düşünebilme kabiliyeti” olduğunu vurguladı. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kuruluşunu, “milletin kaderini başkalarının insafına terk etmeyen kurucu bir tarih aklının, devlet iradesine dönüşmüş hâli” olarak tanımlayan Bahçeli, milli egemenliğin çocukların varlığında geleceğe taşındığını ifade etti. Eğitimin “doğrudan doğruya millî beka meselesi” olduğunu belirten Bahçeli, diploma odaklı değil, “fikri diri, ahlakı metin, iradesi sağlam nesiller” yetiştirilmesi gerektiğini söyledi.
Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’taki okul saldırılarına dikkat çeken Bahçeli, “Bu vahim gelişmeler; vicdanlarda derin yarıklar açmıştır” diyerek olayların yalnızca asayiş boyutuyla ele alınamayacağını belirtti. Dijital mecralara ilişkin uyarılarda bulunan Bahçeli, “karşımızdaki tehlike sadece ekran bağımlılığı değildir; aynı zamanda kötülüğü çoğaltan, şiddeti özendiren, suçu meşrulaştıran… bir dijital bozgunculuk iklimidir” ifadelerini kullandı. Çözümün yalnızca güvenlik tedbirleriyle sınırlı kalamayacağını vurgulayan Bahçeli, aile, okul ve devlet iş birliğinin güçlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Cumhur İttifakı’nın “milli bekamızı kutup yıldızı bellemiş” bir birlik olduğunu dile getiren Bahçeli, erken seçim tartışmalarına da tepki gösterdi. Bahçeli, “Seçim, siyasi cambazlıklarla, yapay kriz çığırtkanlıklarıyla öne sürülecek bir oyuncak değildir” diyerek seçim çağrılarını eleştirdi. Seçimlerin zamanında yapılacağını belirten Bahçeli, Türkiye’nin yoluna devam edeceğini ifade etti.
Bahçeli'nin açıklamalarında öne çıkan başlıklar şu şekilde:
"Sözlerimin başında 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nın aziz hatırasını hürmetle selamlıyor, TBMM'nin kuruluşunda iradesi ve fedakarlığı bulunan bütün büyüklerimizi yad ediyorum. 1918'den 1920'ye uzanan dönem Türkiye milleti bakımından yalnız diplomatik taziklerin, işgal dayatmalarının ve coğrafi kuşatmanın devri olarak okunamaz. O yıllar bütün yıkıntılar arasında devlet fikrinin hangi şartlarda diri kalabileceğini, millet iradesinin hangi eşiklerde yeniden kurucu bir mahiyet kazanabileceğini gösteren derin bir tarihi imtihandır.
Türk milleti, istiklal mücadelesini temsil fikriyle, hukuk şuuruyla ve meclis iradesiyle takip etmiştir. Bu bakımında 1. Meclis savaş şartlarının zorunluğu kıldığı geçici bir teşekkül olarak görülemez. O meclis milletin kaderini başkalarının insafına terketmeyen kurucu bir tarih aklının devlet iradesine dönüşmüş halidir. TBMM'nin açılışı emperyalizmin istikametini bozan, üzerinde güneş batmayan sözde imparatorluklara diz çöktüren kutlu dönüm noktasıdır. Yurdun dört bir yanı işgal edilmişken, kadını ile çocuğuyla genciyle yaşlısıyla Türk milleti bir başka bir devlete mahkumiyet tehdidiyle sarılmışken Ankara'da yanan meşale karanlığı yaran milli uyanışın ve Anadolu'da hayat bulacak bir şahlanışın adı olmuştur. TBMM, milli iradenin ete kemiğe bürünüp hüviyet kazandığı, hüküm ve haysiyet tesis ettiği, hakimiyet iradesinin milletin kendisine teslim edildiği tarihi yürüyüşün cümle kapısıdır.
OKUL SALDIRILARI
Eğitim, ağacın yaşken eğildiği, karakterin küçük yaşta yoğrulduğu, bir milletin yarınlarda nasıl bir hüviyete kavuşacağının tayin edildiği hayati bir merhaledir. Okullarımız; ilim ve fennin zihinlere kazındığı kadar vatan ve millet sevgisinin minik yüreklere nakşedildiği asli mevzilerdir.
Okullarımız; İstiklal Marşı’nın tarihi önemiyle birlikte anlamının kavranıldığı, özgürlüğün kıymetinin öğretildiği, aidiyet duygusunun evlatlarımızın ruhlarında kök saldığı şahsiyet inşa alanıdır. Millî eğitim ile temel hedefimiz, diploma sahibi fakat istikametsiz evlatlar değil; vatan bilen, yurt bilen, milletini seven, devletini sayan; fikri diri, ahlakı metin, iradesi sağlam nesiller yetiştirmektir. Türk gençliği; test ile tost arasına sıkışmış, beş şık arasına hayallerini sığdırmak zorunda kalmış, sınavdan sınava koşup puan biriktiren, sertifika kovalarken hayatı kaçıran bir gençlik olmamalıdır.
Evlatlarımız, geleceğimiz dijital bir kuşatma altındadır. Teşhiri mahremiyetin önüne geçiren anlık ve geçici zaferler, emek ve sabrın önüne geçmektedir. Akranları arasında sistematik olarak alaya, linçlere, aşağılamalara, dışlamalara maruz kalan bir yavrumuzun tertemiz kalbinde kapanması zor yaralar açmaktadır. Parlak ekranların sunduğu evrenin büyüsüne kapılan yavrularımız; dikkat eksikliği ve uyku problemleri arasında yitip gitmektedir.
Nimet ile tehdit arasındaki ince kırmızı çizgiyi evlatlarımızla birlikte idrak etmeliyiz. “Azı karar, çoğu zarar” diyen atalarımızın öğüdünü dijital çağın curcunası içinde yeniden hatırlamak mecburiyetindeyiz.
Şanlıurfa ve Kahramanmaraş'ta yaşanan elim olayların akabinde yüzlerce sosyal medya hesabına erişim engeli getirilmesi, çok sayıda Telegram grubunun kapatılması dijitalleşmenin denetimsiz kaldığında toplum hayatını da zehirleyen bir fesat düzenine dönüşebildiğini açıkça göstermiştir. Dijital mecraların, sohbet gruplarının, uygulama ve kanallarının masum bir haberleşme alanı olmaktan çıktığı, haya yoksullarının elinde fitnenin, tahrikin, suç ve suçluyu övmenin bir ifsat hattına döndüğü hakikattir. Karşımızdaki tehlike sadece ekran bağımılılığı değildir. Aynı zamanda kötülüğü çoğaltan, suçu meşrulaştıran ve çocuklarımızın tertemiz vicdanını hedef alan dijital bir bozgunculuk iklimidir. Evlatlarımızı sosyal medyanın ve televizyon ekranlarının hoyrat ve şiddeti normalleştiren diline, sanal alemin kimliksiz iklimine terk edemeyiz. Ekran ışığı arttıkça yavrularımızın gözlerindeki fer sönmesin diye, bağlantılar çoğaldıkça takipçi halkaları genişledikçe yalnızlaşan bir nesil ortaya çıkmasın diye bugünden harekete geçmek zorundayız. İnsan şahsiyeti, kültürel, ahlaki ve milli değerlerle yoğurulan sosyal bir varlıktır. Bu sebeple çocuklarımızın şahsiyet inşasını tesadüflerin insafına, denetimsiz mecraların hoyratlığına terk edemeyiz.
Dijitalleşme değerlerimizi aşındırdığında, aile içi sessizlikler katlandıkça, sosyal medya fenomenlerinin sözleri öğretmenlerimizin öğretilerinin önüne geçtikçe çocuklarımız içerik tufanının içine savrulduğunda böyle trajedilerin. zemini genişlemektedir. Çözüm sadece güvenlik görevlisini varlığı değildir, hadise vuku bulduktan sonra pansuman tedbirler sıralamak bizim meşgalemiz değildir. Biz bu meselenin üzerini örtenlerden değil kökünü kazayanlardan olacağız. Bu mücadele geleceği inşa etmenin mücadelesidir. Aile çocuğun ilk mektebidir, okul çocuğun ikinci evidir, devlet çocuğun en geniş himaye çatısıdır. Bu üç halka arasında bağ zayıflarsa çocuk yalnızlaşır. Yalnızlaşan çocuk bazen kendisini sanal kalabalıkların içinde arar. O kalabalıklar ise her zaman masum bir arkadaşlık zemini sunmaz.
"ÖĞRETMENİ SIRADANLAŞTIRAN BİR ANLAYIŞIN EĞİTİM DAVASI BAŞTAN ÖLÜ DOĞMUŞTUR"
Çocuklarımızı yalnız disiplinle kuşatmakla sınırlı kalamaz. Onları dinlemek, anlamak, meşgul etmek ve şahsiyet sahibi kılmak gerekir. Çocuk ilgi isteyen, aidiyet isteyen, görülmek isteyen, güven isteyen bir emanettir. Eğitim, bilgi aktarımından ibaret bir faaliyet olarak görülemez. Matematik, tarih, fen ve edebiyat kadar haysiyet, sorumluluk ve insan hayatının dokunulmazlığı da öğretilmelidir. Öğretmenlerimiz yalnız sınıfta ders veren görevliler olarak düşünülemez. Bu vesile ile öğretmeni sıradanlaştıran bir anlayışın eğitim davası baştan ölü doğmuştur.
Biz Milliyetçi Hareket Partisi'yiz. Bizim siyasetimiz günü kurtaranların değil, tarih yazanların siyasetidir. Bizim siyasetimiz taşkın heyecanların değil, 3 bin yıllık ülkülerin merkezidir. Bizim siyasetimiz şahsi ikbal hesaplarının değil, milletin istikbalinin sesidir. Bizim siyasetimiz koltuk kapma yarışının değil, görevleri bir bayrak yarışı bilmenin temsilidir. Türkiye'nin karşı karşıya bulunduğu tehditler içeride ve dışarıda bu kadar yoğun, bölgemizdeki çatışmalar bu kadar derin, küresel rekabet bu kadar acımasızken, aklıselim adımlar atmak, sabır ve sağduyu ekseninde kararlar almak, gelişmeleri devlet ciddiyetiyle okumak yol haritamız olmalıdır.
Cumhur İttifakı da işte böyle gündem içinde, bir tarihi ihtiyaçtan doğmuş, böylesi bir milli zorunlulukla kökleşmiş; sekiz yılda atılan tüm adımlarda milli bekamızı kutup yıldızı bellemiştir. Cumhur İttifakı, milletimizi seçimden seçime hatırlayanların değil; köylerinden mahallerine, sokaklarından caddelerine, esnaflarından hanelerine kapı kapı gezen, “derdin, derdimizdir” diyen, “komşum nasılsın?” diye soran, Türkiye’nin istikbalini her gün yeniden omuzlayan gönül erlerinin birliğidir.
Cumhur İttifakı, habis ve haset niyetlere karşı kenetlenmiş bir mukavemet hattıdır. Cumhur İttifakı’nın omuzlarında yükselen Terörsüz Türkiye süreci; evlatlarımızın can emniyeti, sınırlarımızın dokunulmazlığı, iç cephemizin sağlamlığı, milli birliğimizin muhafazası ve Türkiye Cumhuriyeti’nin önündeki kanlı ve karanlık engel ile emellerin bütünüyle tasfiyesi demektir.
Terörsüz Türkiye hedefi, yalnızca bugünün değil, yarınların da meselesidir. Terörün gölgesinin düştüğü bir coğrafyada kalıcı kalkınmadan, güçlü demokrasiden, huzur ve barıştan bahsetmek mümkün değildir. Cumhur İttifakı, terörden arınmış, iç ve dış kuşatmaları yarmış, ekonomik darboğazdan kurtulmuş, lider ülke Türkiye’nin sigortasıdır.
"SEÇİM DİYE TUTTURANLAR, MİLLETİN DERDİYLE DEĞİL, KENDİ TELAŞLARIYLA KONUŞMAKTADIR"
Mücadelemiz devam ederken, vaziyet açıkça ortadayken, çıkıp da ara veya erken seçim teraneleriyle suları bulandırmak, milletimizin iradesine gölge düşürmeye çalışmak, sandık hesaplarıyla gündemi karıştırmak; küçük ihtirasların aklı felce uğratmasından başka bir şey değildir.
Son günlerde hiç durmadan yinelenen vakitsiz seçim çağrısı; basiretsiz muhalefetin ayak oyunlarıdır. Seçim diye tutturanlar, milletin derdiyle değil, kendi telaşlarıyla konuşmaktadır. Yersiz ve vakitsiz özgüven patlamaları yaşayıp ölçüyü kaçıranların Türkiye’nin gündemini tayin etmeye kalkması boş bir gayrettir. Seçim, siyasi cambazlıklarla, yapay kriz çığırtkanlıklarıyla öne sürülecek bir oyuncak değildir. Sandığın ne zaman konuşacağı bellidir, onun hükmü vakti geldiğinde tecelli edecektir. Ara formüllere, dolambaçlı yollara, keyfi oyunlara mahal verilmeyecektir. Ara veya erken seçim diye tutturanlara diyeceğimiz de budur: Türkiye’nin istikbaliyle oynatmayız, istikrarı tartışmaya açmayız, ikbal hesaplarına huzurumuzu peşkeş çekmeyiz, milli iradeyi istismar siyasetine kurban etmeyiz. Türkiye yoluna devam edecektir. Ve hiç kimse bu yürüyüşü durduramayacaktır. Çünkü bu yürüyüş, bir partinin değil; bir milletin yürüyüşüdür."

HABERE YORUM KAT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.