
Düşünce kıtlığı ve propaganda sarmalı
Eğitim ve kültür düzeyi nispeten yüksek olan ve düşünme yetisini kullanan bireyler, kendilerine erişen mesajları çoğunlukla akıl ve mantık süzgecinden geçirerek değerlendirme eğilimindedir.
Toplumsal hayat, çok sayıda karşılıklı mesaj alışverişi biçiminde iletişim süreciyle gerçekleşiyor. Kişilerarası iletişim, bir kimsenin zihninde beliren duygu, bilgi, düşünce ve anlayışın muhataplarına iletilmesidir. Dil ile sözlü ve beden diliyle sözsüz her iletişimin amacı, muhataplarında belirli birtakım etkiler yaratma arzusudur. Bu etkiler doğrultusunda muhataplardan beklenilen davranışın oluşması hâline de etkili iletişim denilmektedir.
İletişim süreci ve güç ilişkisi
Etkili iletişimde esas amaç, belirli bir anlayış ve kanaati muhatabına gönderen kişinin, bu mesaja yüklediği anlamın onun tarafından doğru anlaşılmasıdır. Sonra da bu anlam doğrultusunda beklenen davranışı göstermeye razı olmasıdır. Bu yönüyle etkili iletişim süreci, aynı zamanda kişiler arası bir güç ilişkisidir. Sözle diğerlerine istikamet veren kişi, diğerlerini etkiliyor, onun davranışını belirliyor ve ona hükmediyor demektir. Sözü geçen etkili ve güçlü, kendine söz geçirilen edilgen ve zayıftır.
Her toplumda, etkili iletişim amacına yönelik olarak, mutlaka kişilerarası, kişi ile grup, grup ve gruplar arası iletişim varlığını sürdürmektedir. Burada esas önemli olan, bu etkili iletişim süreçlerinde hangi kültür tipinin egemen olduğu ve kimin kimleri daha fazla etkiliyor olduğudur.
İletişim sürecinin niteliğini kültür tipi belirliyor
Toplumsal ilişkilere egemen olan kültür tipi, çoğunlukla etkili iletişimde kullanılan bilgi, duygu, düşünce ve kanaatin vasıf düzeyini belirliyor. Etkili iletişimde mesaj kaynağı konumunda, nitelikli bilgilerle donanmış liyakatli ve görgülü insanlar olduğu zaman, toplumsal düzen daha dengeli bir şekilde işliyor. Bu iletişim ortamında mesaj öğelerinin, ağırlıklı bir şekilde akıl ve bilim öncülüğünde kazanılan bilgi ve düşüncelere dayanması, yüksek kültür üzerinden toplumun genel kültür düzeyini yükseltiyor. Yüksek kültür öğelerinin oluşturduğu bir iletişim tarzı, ülkenin bilim düzeyinde, ekonomisinde, hukukunda, yönetim ve siyaset yapısı ve toplumsal değerlere uyum alanında daha uygar bir toplum düzeni sağlıyor. İnsanlar, çoğunlukla birbirini daha rahat anlıyor, eleştirel düşünce gelişiyor ve toplumun eğitim ve kültür düzeyi giderek yükseliyor. Genel olarak toplumdaki etkili iletişim kaynaklarının mesajlarında, akıl ve bilimin yönetiminde felsefe, sanat, ahlak ve edebiyat gibi yüksek kültür ağırlıklı bir iletişim kültürünün varlığı, iletişim yoluyla insanların etkinlik ve verimliliğini artırıcı bir rol oynuyor. İletişim yetersizliğinden ve anlaşmazlığından ileri gelen anlamsız çekişmeler en az düzeye iniyor. Toplumsal kalkınma ile birlikte toplumsal gelişme ve bütünleşmeye uygun bir ortam doğuyor.
Yüksek kültür ağırlıklı etkili iletişim sürecinin toplumsal iletişime kazandırdığı olumlu katkılardan birisi de propaganda tipi iletişimin önünü kesmesidir. Propaganda, ekonomik ve toplumsal kaynakların oldukça eşitsiz olduğu toplumlarda, çoğu zaman yoksul ve yoksun insanları kandırma ve oyalama yönleri olan iletişim tipi olarak biliniyor. Özellikle, hukuksuzluğun ve adaletsizliğin şiddetli olduğu ülkelerde, yönetici sınıfın kendi halkı üzerinde yürüttüğü tek yönlü propaganda, bir tür ‘iletişim şiddeti’ denilecek kadar tiksindirici oluyor.
İletişimde düşünce olmayınca propaganda çoğalıyor
Günümüzde, yüksek kültür eksenli bir kültür sistemi kuramamış toplumlarda, popüler kültür egemen oluyor. Bu türedi kültür tipi, bir yandan akıl ve bilime dayanan yüksek kültürü, bir yandan da yıllarca halkın ortak deneyimi ile geçerliliği devam etmekte olan halk kültürünü baskılıyor. Popüler kültür, çoğunlukla yönetici sınıfın ve yandaşı küçük bir topluluğun, halkın büyük bir kısmını sömürdüğü ve onları çaresizlik psikolojisiyle kıvrandırdığı toplumlarda bir kültür tipi olarak yaygınlaşıyor.
Toplumsal yapıdaki mevcut zenginlik, otorite, statü, iletişim araçları imkânı gibi güç kaynakları üzerindeki sahiplik durumu, kişilerin iletişim sürecindeki yerini ve gücünü de belirliyor. Ekonomik ve toplumsal kaynakların dağılımında, kişiler ve sınıflar arasında aşırı farklılık bulunmasından, iletişim imkân ve araçları da büyük ölçüde etkileniyor. Güçlü ve üstün konumda olanlar, görece zayıf ve alt konumda olanlara göre her türlü iletişim imkanlarından daha fazla yararlanıyor. Kişiler ve gruplar arasındaki iletişim imkân ve araçları bakımından aşırı bir eşitsizlik olması, toplumdaki normal karşılıklı etkileşim süreci yerine, tek yönlü iletişim şekli olarak propagandayı gereğinden fazla çoğaltıyor. Bu tür toplumlardaki iletişim sürecinde, akıl ve bilimin yönetimi altında bilgi ve düşüncelerden çok, popüler kültürle ilgili enformasyon ve propaganda daha fazla yer alıyor.
Herhangi bir iletişimin, propaganda olup olmadığı, konu ve içeriğinden bağımsız olarak doğrudan gerçek bir serbest tartışma imkanının olup olmamasıyla yakından ilişkilidir. İletişim ortamında, karşı tarafa gerçekten serbest ve özgür bir şekilde itiraz etme, cevap verme veya reddetme imkânı verilmeyen her iletişim sürecinde mesajların aldatıcı, ayartıcı ve kışkırtıcı olma ihtimali çok yüksek oluyor.
Propagandanın çokluğu düşünmeyi önlüyor
Haksızlık ve hukuksuzluğu bir yönetim tarzı hâline getiren despotik yönetimler, var oluş nedenleri topluma hizmet aracı olan kamu kurumlarını, birer ideolojik iletişim aygıtı gibi kullanıyor. Propaganda yoluyla tüm toplumu denetim altına alma çabasında, yalnızca ‘medya’ denilen kitle iletişim araçları kullanılmıyor. Aşırı otoriter yönetimler, kurumsal ve yasal işlevlerinin dışına çıkmaya zorlayarak, bazı kamu kuruluşlarını halka mesaj veren birer propaganda araçları şeklinde yönlendiriyor. Söz gelimi, kamu iletişim araçları, dinî kurumlar, yargı ve güvenlik kuruluşlarının işleyiş biçimi, çoğunlukla toplumu baskılamaya yönelik mesajlar da veriyor.
En iğrenç propaganda tarzı da ülke içinde meşruiyetini kaybeden yönetici sınıfın, desteğini aldığı küresel güçlerin kamu diplomasisinin içerideki bir uzantısı gibi çalışıyor olmasıdır. Küresel güçlerin sömürgecilik hedefleriyle ilgili kararlar, sömürge yöneticilerinin kendilerince alınıyormuş gibi içeride güçlü bir propagandaya dönüşüyor.
Serbest ve özgür tartışma imkanının sınırlı -hatta yasak- olması, insanların etkili iletişim sürecini besleyecek bilgi ve düşünce geliştirici etkinliklere karşı duyarsızlığa yol açıyor. Egemenlerin ve muktedirlerin, sürekli yaptıkları propaganda ve uygulamalara karşı, itiraz etme veya alternatif düşünce ifade etme imkânı yoksa, o zaman daha fazla bilgilenme ve düşünmeye de ihtiyaç duyulmuyor.
Propaganda tipi iletişim olgusu, toplumun adalet, eşitlik ve özgürlük arayışları ile eleştirel düşüncenin gelişimini sürekli baltalıyor. Özellikle, kapitalist toplum yapısının yoğun reklam kampanyaları ile dinci, komünist ve faşist yönetimlerin yaygın propaganda baskısı toplumu epeyce yoruyor. Toplum, propaganda yoluyla belirli bir kalıba sokulmak isteniyor veya sessizliğe mahkûm ediliyor.
Propagandaya karşı düşünce önlemi
İnsanların, akıl ve bilimin yönetiminde yüksek kültür yerine, aşırı duygusallığın egemen olduğu popüler kültür taşıyıcısı olmaları, kendilerine yönelik iletişimin çoğunlukla propaganda tipinde olmasını kolaylaştırıyor. Eğitim ve kültür düzeyi nispeten yüksek olan ve düşünme yetisini kullanan bireyler, kendilerine erişen mesajları çoğunlukla akıl ve mantık süzgecinden geçirerek değerlendirme eğilimindedir. Bu yüzden, kültür düzeyi yüksek olan ve zihinsel etkinliklere yatkın insanlar, propaganda tipi iletişim mesajlarından daha az etkilenmektedir. Yetkin, iyi yetişmiş ve şahsiyetli insanlar, kendilerine yönelik tanıtım etkinliğini aşan aşırı propagandalardan zaten rahatsızlık duyarlar. Çünkü, bilgili ve düşünce sahibi insanlar için sürekli propagandaya maruz kalmak küçümseyici ve aşağılayıcı bir iletişim şiddeti sayılır.
Aslına bakılırsa propagandadan en fazla etkilenen kesim, popüler kültür üzerinden yaygın bir çaresizlik psikolojisine itelenmiş olan yoksul kitlelerdir. Ayrıca, popüler kültürün etkisi altında yaşayan insanlar, duygusal yoğunluğu ağır basan iletişim mesajlarına ilgi duyuyor. Bu yüzden, akılcı düşünce ve bilimin yönetiminde yüksek kültürden yoksunluk, insanları her türlü propagandaya karşı savunmasız ve dayanaksız bırakıyor.
Sonuç olarak, sürekli propaganda baskısı altında kalmak, insanlardaki nitelikli bilgi ve düşünce eksikliğinin farkında olmayı ve anlamayı engelliyor. Çok hızlı propaganda mesajları yüzünden insan zihni yoruluyor ve düşünemez bir hâle geliyor. İnsanların düşünce yetisini yeterince kullanmamaları durumu, kendilerinin daha fazla propagandaya maruz kalmasına neden oluyor. Yoğun propagandaya muhatap olmak insanın doğru düşünme yetisini sürekli çeldiriyor. Bu zihinsel sarmal içinde kişiler, giderek despotik toplum bataklığına doğru gömülüyor.
Bu kısır döngüyü kıracak olan ve toplumsal dönüşümü başlatacak en etkili hareket yine de akıl ve bilimin öncülüğünde nitelikli bilgilere dayanan yüksek kültür öğelerine tutunmaktır.
Feyzullah EROĞLU / Milli Düşünce Merkezi

HABERE YORUM KAT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.