
IĞDIR’IN DEĞİŞEN YÜZÜ VE GELECEĞE DAİR SORUMLULUĞUMUZ
Iğdır, 1920 yılında işgalden kurtulurken 300–400 kerpiç evden oluşan, toprak damlı, 3–4 bin nüfuslu küçük bir Anadolu kasabasıydı.
Cumhuriyetin kurulmasıyla Iğdır, nahiye merkezi olarak 1924 yılında Doğubeyazıt vilayetine bağlandı. 1927 yılında Türkiye’de genel nüfus sayımı yapıldı. Yapılan nüfus sayımında Türkiye nüfusu 13,5 milyon; Iğdır merkez nüfusu 3.716, Iğdır ilçe nüfusu 25.209; Tuzluca ilçesi merkez nüfusu 1.114, ilçe genel nüfusu 10.537 olup Iğdır–Tuzluca ilçesi toplam nüfusu 35.743 kişi olarak görülmüştür. Iğdır’da okur-yazar oranı %1,4 civarındaydı.
Iğdır ili, 1992 yılında Kars ilinden ayrılıp il merkezi oldu. Aynı yıl Nahçıvan Dilucu Sınır Kapısı açıldı. 1992 yılında Iğdır ilçesinin nüfusu 35 bin kişiydi. Iğdır’ın il olması ve Nahçıvan sınır kapısının açılmasıyla birlikte şehir, çevre il, ilçe ve köylerden göç almaya başladı.
Iğdır il oluncaya kadar evler tek müstakil veya 2–3 katlı, bahçeli; yeşillikler içinde, evlerin önünden sulama arklarının geçtiği; sokak ve mahalle kültürünün canlı olduğu, iyi komşuluk ilişkilerinin yaşandığı, güler yüzlü, herkesin birbirini tanıyıp karşılaştığında selamlaşıp sohbet ettiği güzel ve şirin bir ilçe, bir Anadolu kasabasıydı.
Iğdır, 99 yıl içinde aldığı göçle 40 kat; il olduktan sonra ise 34 yıl içinde 4 kat büyüdü. Bu büyüme ile birlikte Iğdır’ın fiziki çevresi değişti. Yeşil alanlar yerleşime açıldı, ilçenin tarihi dokusu, mahalle ve sokak kültürü kayboldu. Çok katlı apartmanlar yapıldı ve şehir büyük bir sosyolojik değişim geçirdi.
Iğdır; verimli ve sulak tarım alanları, mikroklima iklimi, dünyaca meşhur Ağrı Dağı, Aras Nehri, Karasu Çayı, kuş cenneti, yüzölçümünün %74’ünü oluşturan dağlık alanları, serin suları ve yaylaları ile Türkiye dahil dört devlete sınırı olan, Türk dünyasına açılan bir kapı ve birçok millet ile kültüre ev sahipliği yapmış bir serhat şehridir.
Her ne kadar ova olarak bilinse de Iğdır’ın yüzölçümünün yalnızca %26’sı ovadan oluşmaktadır. Ne yazık ki bu kıymetli ve verimli tarım alanları yerleşime açılarak amacı dışında kullanılmaktadır.
Iğdır’ın tarihi mirasları ve ortak değerleri olan birçok unsur ranta ve betona kurban edilmiştir. Iğdır Belediye binası, merkez camisi, parkı, kilisesi, hastanesi, su depoları, şehrin içinden geçen sulama kanalları, Ziraat binası, buzhane, eski hayvan pazarı, hamamlar, çeltik ve pamuk çırçır atölyeleri, eski Iğdır evleri, kız meslek lisesi, Iğdır lisesi ve daha nice korunması gereken değerler ya yıkılmış ya da yıkılma tehlikesiyle karşı karşıyadır.
Bir şehrin güzelliği; tarihi ve kültürel değerlerine sahip çıkması, kültür ve coğrafyasına uygun yapılaşması, gastronomisi, mimarisi, çevre düzeni, fiziki yapısı; spora, edebiyata, sanata, eğitime, şiire, tarihe ve arkeolojiye verdiği önemle ölçülür. Parkları, bahçeleri, bisiklet yolları, ulaşım kolaylığı, sineması, tiyatrosu ve şehrine değer katan büyüklerine verdiği kıymetle anlam kazanır. İyi şehirler, yönetenlerin büyük vizyonları ile ortaya çıkar. Aidiyet duygusu ile herkes şehrine sahip çıkar ve katkı sunar. Şehrin güzelliği, tıpkı insan gibi, fiziki ve sosyal yapısına yansır. Aksi takdirde şehir, insan kalabalıklarının bulunduğu bir büyük köyden öteye geçemez.
Iğdır, 1927 yılından bu yana 99 yılda 40 katından fazla büyüdü. Yakın gelecekte Türkiye–Ermenistan Alican ve Türkiye–İran Borualan sınır kapılarının açılması, Zengezur Koridoru’nun faaliyete geçmesi ve Iğdır–Nahçıvan demiryolunun işler hâle gelmesiyle Iğdır; ticari, turizm ve lojistik açıdan bölgenin merkezi hâline gelecektir. Bu gelişmelerle birlikte nüfusun 4–5 kat artması beklenmektedir. Peki, Iğdır bu büyümeyi kaldırabilecek midir?
Bugün Iğdır ilinin nüfusuna yakın bir nüfus, Iğdır dışında yaşamaktadır. Yurt içi ve yurt dışından gelenler ise şehirde kendilerini zaman zaman yabancı hissetmektedir.
Biz; tarihi, kültürü ve coğrafyası ile bütünleşmiş, güler yüzlü, misafirperver, yeşil, temiz ve yaşanabilir bir Iğdır istiyoruz. Iğdır denilince yalnızca bozbaş, Şehy Şamil oyunu ya da Ölü Bayramı değil; farklı kültürlerin buluşup harmanlandığı, güneşin ilk doğduğu, geleceği parlak, kadim bir Türk yurdu olan bir serhat şehri akla gelmelidir.
Her şeyin en güzeli olması dileğiyle.
Rufat GÜREL
Araştırmacı - Yazar

HABERE YORUM KAT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.