ALİ KEMAL ÖLDÜ, TESLİMİYETİN KALEMİ HÂLÂ YAZIYOR!
Tarih, 14 Kasım 1907.
Yer, Diyarbakır Telgrafhanesi.
Hamidiye Alayı komutanı Millî İbrahim Paşa'nın uygulamalarından şikâyetçi olan halk, sesini İstanbul'a duyurmak için telgrafhaneyi işgal ediyor. Eylem tam on bir gün sürüyor. Osmanlı Devleti'nin önemli haberleşme hatlarından biri kesintiye uğruyor.
Protestocular arasında yirmi bir değil, otuz bir yaşında bir fikir adamı da bulunuyor.
Adı, Mehmed Ziya.
Tarihin onu tanıyacağı isimle Ziya Gökalp!
Henüz Cumhuriyet yok. Türkçülüğün Esasları yazılmamış. Fakat Gökalp, toplumsal meselelerin yalnızca uzaktan yorumlanmayacağını çoktan öğrenmiş.
Bu mücadelenin arkasında şehir eşrafı ile aşiret güçleri arasındaki iktidar çekişmesi de vardır. Gökalp'in daha sonra kaleme aldığı Şakî İbrahim Destanı, dönemin olaylarını nasıl değerlendirdiğini gösterir.
Diyarbakır'daki bu genç aydın, 1908 Meşrutiyeti'nin ardından İttihat ve Terakki içinde yükselir. Selanik'te, İstanbul'da fikir ve siyaset hayatının merkezine girer. Ancak Birinci Dünya Savaşı'nın yenilgisiyle imparatorluk çökerken onun hayatı da başka bir yöne savrulur.
Yıl, 1919.
Gökalp tutuklanır. Ardından Malta'ya sürülür.
Aynı yıl İstanbul'da Ali Kemal, Damat Ferit Paşa hükümetlerinde önce Maarif, sonra Dahiliye Nazırlığı yapmaktadır. Millî Mücadele'ye karşı çıkan siyasi çizginin etkili isimlerinden biridir.
Biri sürgüne gönderilmiş, diğeri hükümette görev almıştır.
Bu iki isim arasındaki fikrî hesaplaşma, 1921'de şiire kadar uzanır.
Ali Kemal, Ankara hareketine desteği nedeniyle Gökalp'i eleştirmekle kalmaz; onun Türklüğünü de sorgular. Gökalp'in Ali Kemal'e başlıklı şiiri, işte bu tartışmanın içinde ortaya çıkar.
Şu dizelere dikkat edin:
Hatta ben olsaydım: Kürd, Arap, Çerkes;
İlk gayem olurdu Türk milliyeti
Çünkü Türk kuvvetli olursa, mutlak,
Kurtarır her İslam olan milleti!
Türk olsam olmasam ben Türk dostuyum,
Türk olsan olmasan sen Türk düşmanı!
Çünkü benim gayem Türkü yaşatmak,
Seninki öldürmek her yaşatanı!
Bu dizeler, yalnızca iki yazarın polemiği değildir. İmparatorluğun dağıldığı bir dönemde milletin nasıl tanımlanacağına ilişkin tartışmanın da ürünüdür.
Diyarbakır'da doğmuş Gökalp, milliyetçilik anlayışını yalnızca soy bağı üzerine kurmaz. Ortak dil, kültür, eğitim ve toplumsal aidiyeti öne çıkarır. Şiirdeki sert siyasi hükümler kendi döneminin şartları içinde okunmalıdır; ancak bir düşünceyi savunma hakkının etnik köken üzerinden sorgulanmasına verdiği cevap bugün de önemlidir.
Malta sürgünü 1921'de sona erdiğinde Gökalp, yeniden Diyarbakır'a döner. Artık imparatorluğun eski siyasi şartları kalmamıştır. Anadolu'da yeni bir devletin temelleri atılmaktadır.
Bu değişim onun düşüncelerine de yansır.
5 Haziran 1922'de Küçük Mecmua yayımlanmaya başlar.
Derginin basıldığı Diyarbakır Vilayet Matbaası'nda imkânlar sınırlıdır. Dizgi harfleri yetersizdir, baskı sorunları yaşanmaktadır. Gökalp bütün bu güçlükler içinde siyaset, sosyoloji, eğitim ve kültür üzerine yazmayı sürdürür.
Üstelik yalnızca dergi çıkarmakla yetinmez.
Diyarbakır'ın halk masallarını derletir, eski türkülerinin notaya alınması için çalışır. Ağustos 1922'de ise savaşın yetim bıraktığı çocuklar için bir Dârüleytamın, yani yetimler yurdunun açılmasına öncülük eder.
İşte üzerinde durulması gereken ayrıntı budur!
Anadolu'nun geleceğinin savaş meydanlarında belirlendiği günlerde Gökalp, Diyarbakır'da hem kültürel hafızayı korumaya hem de yetim çocuklara sahip çıkmaya çalışmaktadır.
Onun millet anlayışının yalnızca şiirlerden ibaret olmadığını gösteren somut işler bunlardır.
Ve birkaç hafta sonra...
Tarih, 9 Eylül 1922.
İzmir kurtarılır.
Millî Mücadele'nin başarıya ulaşamayacağını savunan Ali Kemal, artık ortaya çıkan sonucu inkâr edemez.
10 Eylül'de Peyâm-ı Sabah gazetesinde son başyazısı yayımlanır:
Gayelerimiz Bir İdi ve Birdir.
Yıllarca karşı çıktığı hareketin başarısı karşısında yanıldığını kabul eder.
Tarih bazen insanın yıllarca yazdığı cümleleri tek bir günün olaylarıyla yeniden tartışmaya açar.
Fakat burada önemli bir ayrıntıyı atlamayalım. Gökalp'in de düşünceleri zaman içinde değişmiştir. Osmanlıcılık, İslamcılık ve Turancılık eksenindeki görüşlerinden, Millî Mücadele sonrasında Misakımillî merkezli bir Türkçülük anlayışına yönelmiştir.
Demek ki mesele fikir değiştirmek değildir.
Mesele, değişimin gerekçesini açıklamak ve savunduğunuz düşüncelerin sorumluluğunu üstlenmektir.
Ali Kemal'in 6 Kasım 1922'de İzmit'te linç edilerek öldürülmesi ise tartışmanın başka bir boyutudur. Millî Mücadele karşısındaki tutumu ne kadar eleştirilirse eleştirilsin, uğradığı hukuksuzluk savunulamaz.
Tarih bilinci, karşı çıktığımız insanların da hukukunu gözetmeyi gerektirir.
Gökalp ise 1923'te Türkçülüğün Esasları adlı eserini yayımlar. Millet, kültür, medeniyet, eğitim ve toplumsal hayat üzerine geliştirdiği düşüncelerini sistemli biçimde ortaya koyar.
25 Ekim 1924'te hayata gözlerini yumduğunda kırk sekiz yaşındadır.
Aradan yüz iki yıl geçti.
Bugün hâlâ o kitabı okuyor, fikirlerini tartışıyoruz.
Peki, neden?
Çünkü Gökalp yalnızca siyasi gelişmeler hakkında hüküm vermemiş, toplumun geleceğine ilişkin bir düşünce sistemi kurmaya çalışmıştır. Hataları ve tartışmalı görüşleri vardır; fakat geride araştırılabilecek ciddi bir fikrî miras bırakmıştır.
Buradan bugüne uzanan bağlantı da tam olarak budur.
Bugün milliyetçilik adına konuşanların söyledikleri kadar yaptıklarına da bakmak gerekiyor.
Millî egemenlikten söz ederken kendi çıkarı için ilkelerini değiştirenler, vatan sevgisini dilinden düşürmeyip liyakati ve hukuku önemsemeyenler, dün karşı çıktıklarını bugün siyasi kazanç uğruna alkışlayanlar...
Ali Kemal gibi kalemleri biliyoruz!
Elbette hükümeti eleştiren herkesi Ali Kemal'e benzetmek tarihsel bir yanlış olur. Devletle hükümeti, milletle siyasi partiyi birbirine karıştırmak millî irade anlayışına da zarar verir.
Eleştirilen şey farklı düşünmek değil, ilkesizliği siyasi maharet saymaktır.
Bazı siyasi kalemlerin dikkat çekici bir özelliği var: Her dönemde haklı çıkmayı başarıyorlar!
Dün felaket dedikleri gelişmeyi bugün kurtuluş diye anlatabiliyorlar. Dün reddettikleri fikri, şartlar değişince büyük bir keşif gibi sunabiliyorlar.
Eski sözleri hatırlatılınca da hazır bir açıklamaları var:
Şartlar değişti!
Gerçekten değişen şartlar mı, yoksa kişisel hesaplar mı? Bunun cevabını anlamak için sözlerle davranışları karşılaştırmak yeterli.
Gökalp'in düşünce mirası burada ölçü olabilir. Bir milleti yükseltmekten söz ediyorsanız bilimi, eğitimi, hukuku ve kültürü önemsemek zorundasınız. Milliyetçilik yalnızca tarihî kahramanların fotoğraflarını paylaşmakla yaşatılamaz.
Gökalp'in resmini duvara asmak kolaydır. Onun kitaplarını okuyup tartışmak, fikirlerinden hareketle topluma katkı sunmak ise emek ister.
Bugün ölümünün 102. yılında Diyarbakır'ın yetiştirdiği bu fikir adamını rahmet ve saygıyla anıyoruz.
Ama Diyarbakır'ın hikâyesi Gökalp'le sona ermedi.
Diyarbakır'da Ziya Gökalpler bugün de var, hem de çok!
Üniversitede araştırma yapan, sınıfta öğrenci yetiştiren, memleketinin tarihini inceleyen, farklı düşüncelere rağmen ortak geleceğin sorumluluğunu taşıyan insanlar var.
Bunların hepsinin aynı siyasi görüşte olması gerekmiyor. Gökalp'in mirasını yaşatmak, onun her cümlesini tekrarlamak değil; fikir üretme cesaretini ve toplumsal sorumluluğunu sürdürebilmektir.
Ali Kemal gibilerini de tanıyoruz elbette.
Her dönemin siyasi rüzgârını herkesten önce fark edenleri, dün söylediklerini bugün hatırlamak istemeyenleri, ilkelerinden vazgeçmeyi tecrübe diye sunanları...
Ne garip bir tarih!
Diyarbakırlı Gökalp, ölümünden yüz iki yıl sonra bile yazdıklarıyla anılıyor.
Bazı siyasi kalemler ise daha dün yazdıklarının unutulmasını bekliyor.
Biri fikirlerinin geleceğe kalması için emek verdi; diğerleri eski açıklamalarının geleceğe kalmaması için uğraşıyor.
Üstelik zaman onların işini iyice zorlaştırdı.
Eskiden Ali Kemal'in ne yazdığını öğrenmek için yıllanmış gazete koleksiyonlarını karıştırmak gerekiyordu.
Şimdi bir ekran görüntüsü yeterli!
Diyarbakır bugün de Ziya Gökalpler yetiştiriyor. Ali Kemal gibileri içinse yeni bir okul açmaya gerek yok; siyasi rüzgârın yönünü göstermeleri yeterli!


YAZIYA YORUM KAT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.