Dr.Yasin ERCİLSİN

Dr.Yasin ERCİLSİN

Dr.Yasin ERCİLSİN
Yazarın Tüm Yazıları >

İran Rejiminin Direnişi ve Şah’ın Rüyası

A+A-

 

Bütün dünya ve Ortadoğu’da olağanüstü gelişmeler yaşanırken odak noktası olan ülkelerden biri de İran oldu. Ancak bugün İran’daki süreci anlayabilmek için tarihe kısa bir yolculuk yapmak gerekiyor. Zira bugün İran’da yaşanan gelişmeleri anlayabilmek için geniş bir perspektife ihtiyaç var. Özellikle Ekim 2023’te Hamas’ın İsrail’e karşı başlattığı saldırının ardından Ortadoğu’da bütün dengeler alt üst oldu. İsrail binden fazla kişinin kaybından sorumlu tuttuğu Hamas’a karşı şiddetli bir saldırı başlattı. İsrail’in Gazze’yi işgali ve insanlık onurunu inciten katliamlara girişmesi bütün dünyada büyük infiallere yol açtı. Ancak hem İslam İş Birliği Teşkilatı hem de bilhassa Ortadoğu’da Müslüman nüfusa sahip İslam ülkeleri gereken birlikteliği sağlayarak İsrail’e karşı güçlü bir blok oluşturamadı. İslam ülkelerinin bir araya gelememesindeki en büyük “çatışma” yahut uyumsuzluk konusu mezhep meselesiydi. İslam dünyasında yaşanan bu fikri ve metodolojik farklılık Ortadoğu’da birçok çatışmanın da kaynağı oldu. Nitekim Lübnan, Suriye ve Irak’tan başlayarak İran’a kadar uzanan “Şii Hilali” İsrail’in asıl hedefi oldu. 

İsrail, Hamas’ın yaptığı saldırıların kaynağını ve Ortadoğu’daki kendi aleyhine yapılan hamlelerin sebebini İran olarak tarif etti. Bu çerçevede Gazze’de Hamas’ı ve Lübnan’da ise Hizbullah’ı gerekçe göstererek sert adımlar atmaya başladı. Çok geçmeden Suriye’de İran’ın desteklediği Esad rejimi de çöktü. Bütün bu süreç işlerken Suudi Arabistan, Mısır, Katar ve Türkiye gibi bölge ülkeleri İran’ın mezhepçi politikalarından boşalan alanları doldurma çabası içinde oldular. Ancak İran’ın Ortadoğu’daki politik stratejisinin ana çerçevesi mezhep temelliydi ve kollektif bir şekilde hareket eden yapılar daha sert savunma grupları oluşturabiliyorlardı. Ancak Sünni grupların çeşitliliği ve birden fazla ülke ile olan ilişkileri İsrail’in bölgedeki etkisinin artmasına zemin hazırladı. 

Suriye’de Esad’ın devrilmesinin ardından Sünni formasyona sahip grupların iktidarı ele geçirdikten sonra Türkiye ve diğer Arap ülkeleri ile olan bağlantıları artarken, İran’ın bölgesel etkisi kırıldı. İran bir yandan da yıllardır devam eden Amerikan ambargosunun etkisi ile ekonomik ve siyasi alanda da oldukça yalnızlaştı. Bu süreçte Türkiye, Suriye’de her ne kadar İran ile faklı cenahlarda yer alsa da İran ile olan sınır kapılarını açık tuttu. İran ise Türkiye ile kara bağlantı yollarını kullanmakla birlikte Afganistan ve Pakistan’dan gelen mülteci akınlarının Türkiye sınırlarını aşmasına da müsaade etti. 

Kafkasya’da ise bilhassa Karabağ’da yıllardır devam eden Ermeni işgalinin sona ermesi, Azerbaycan’ın Türkiye ile İsrail’den aldığı askeri teknoloji ile bölgede hâkim güç olarak ortaya çıkması, İran’ın Kafkasya’daki etkisini azalttı. İran hükümeti, Suriye, Irak ve Kafkasya’daki irtifa kaybını Rusya ve Çin ile olan birlikteliği ile telafi etmeye çalıştı. Fakat 12 gün süren İsrail ve ABD saldırılarında görülmüş oldu ki İran’ın savunma gücü Rusya ve Çin tarafından yeterince tahkim edilememiş. Bir diğer kritik nokta ise İran’daki Molla rejiminin ötekileştirdiği ve ekonomik olarak oldukça kötü durumda olan muhaliflerin dış odakların yönlendirmesine açık olduğu iddiası oldukça ivme kazandı. 

Neticede yukarıda izah ettiğimiz bölgesel ve küresel süreci iyi yönetemeyen İran idaresi toplumsal hareketleri mezhep faktörü ile kontrol edebileceğini düşündü. Ancak son on günde yaşanan İran’daki protestolar sürecin dini parametreler ile denetim altına alınamayacağını gösterdi. Yaşanan protestolarda binleri aşan ölüm haberleri İsrail ve ABD müdahalesine zemin hazırlar mı diye birçok tartışmayı gündeme getirdi. ABD Başkanı Trump’ın da müdahale sinyali Ortadoğu’da gerilimi zirveye ulaştırdı. Ancak beklenmedik şekilde reaksiyon gösteren bölge ülkeleri arabulucu rolü ile süreci sakinleştirmeye çalıştı. Türkiye ve diğer bölge ülkeleri İsrail’in kışkırtmalarına rağmen ABD ve İran’ı diyaloğa ikna etmeye çalıştı. 

Basına yansıdığı kadarıyla Türk İstihbaratı İran yönetimine bilgi aktarırken, Türk diplomatları da diplomasi masasında etki gösterdi. Diğer taraftan İran Şah’ının varisleri de alternatif idareciler olarak yeniden İran yönetimine talip olduklarını sıklıkla dile getirmeye başladı. Şah’ın varislerinin rüyası İran’ı yeniden yönetmek. Ancak Molla rejimi direnmeye devam ediyor. Halk ise rejim yanlısı ve muhalifler olarak ikiye ayrılmış durumda. 

Bütün bu kaosun Ortadoğu’ya ve İran’a sükûnet getirmediği ve getirmeyeceği gerçeği karşımızda duruyor. Türkiye’nin ise İran yönetimini reforma teşvik ederek, kontrollü normalleşme yönündeki tavrı bölgedeki dengeleri stabil tutuyor. Bu politika, fanatizm ve ideolojik yaklaşımdan uzak ve oldukça gerçekçi. Zira İran’ın yaşayacağı kaos ve iç savaşın Türkiye’ye de pahalıya mal olacağı kaçınılmaz bir gerçek. Neticede İran’ın normalleşmesi Türkiye’nin ve bölgenin refahı için gerekli ancak İran rejiminin strateji değiştirmeden bölgenin sükûnete kavuşması mümkün değil. Nihayetinde İran rejiminin atacağı adımlar hem İran’ın kaderini hem de bölgenin kaderini yeniden tayin edecek. İran rejiminin daha akılcı ve realist davranıp davranmayacağını ise kısa süre içinde göreceğiz…

Güzel yarınlarda buluşmak dileğiyle…

Bu yazı toplam 130 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.