Dr.Yasin ERCİLSİN

Dr.Yasin ERCİLSİN

Dr.Yasin ERCİLSİN
Yazarın Tüm Yazıları >

TÜRK MİLLİYETÇİLERİ YENİ BİR KIRILMANIN EŞİĞİNDE Mİ?

A+A-

 

Türk siyaseti birçok kez kırılma yaşamıştır. Bu kırılma dönemlerinden sonra ülkedeki birçok karar alma mekanizması da yönünü yeniden şekillendirmiştir. Türk siyasetinin en belirgin aktörlerinden biri de Türk milliyetçileri olmuştur. Millî Mücadelenin en kritik aşamalarında, II. Dünya Savaşı sürecinde ve darbe dönemlerinde ülke siyaseti makas değiştirmiş, Türk milliyetçileri de kendi pozisyonlarını yeniden inşa etmiştir. Nitekim yeni bir karar arifesindeyiz ve Türk milliyetçileri yeniden şekillenecek sürecin en önemli aktörü konumunda bulunuyor. 
1960 ile 1980 darbesi arasında düşük yoğunluklu iç savaşın zoraki tarafı olan milliyetçiler, komünizm tehlikesi ve Sovyet Rusya'nın hedeflerine karşı ülke sathında örgütlenmeyi başarmışlardır. Ancak bu zoraki iç savaşta ABD de istediğini elde edememiştir. Komünizme karşı Türk milliyetçilerini destekliyor gibi görünse de daha sonra ortaya çıkan CIA raporlarından anlaşıldığı üzere Türkeş gibi milliyetçileri kontrol etmekte zorlanmış ve tehlikeli bulmuşlardır. Nitekim Türkeş'in "solunun ihanete varan davranışları nedeniyle sağ ile olan kavgamızı erteledik" ifadesi dönemin ruhunu yansıtmıştır. Solun ülkede binlerce Türk'ün katili Sovyet Rusya bayrağı taşıması Türk milliyetçilerini doğal olarak karşılarında bulmalarına neden olmuştur. Ancak 1980 Askeri Darbesi ile Türk milliyetçileri hiç hak etmedikleri bir şekilde büyük bir yara almıştır. 


Sola göre ABD işbirlikçisi görünen milliyetçiler, Kenan Evren öncülüğündeki ABD darbesinden sonra yağlı urganların altında ve idam sehpalarının üzerinde kendilerini bulmuşlardır. Keza Türk solu da aynı kaderi paylaşmıştır. Ancak 1980 Darbesi Türkiye'de liberal merkez sağ ile İslamcı cenahın önünü açmıştır. Zira komünizm tehdidine karşı İslam'ı panzehir olarak gören ABD, Sovyet Rusya'yı güneyden çevreleyen bütün ülkelerde İslamcı partilerin iktidara gelmesini veya ülke idaresini ele almasını desteklemiştir. Hal böyle olunca yıllarca hapis yatan ve darbenin enkazından çıktıktan sonra toparlanması zaman alan milliyetçiler, yeni bir sürecin içinde kendilerini bulmuşlardır. Sovyet Rusya'nın dağılmasının ardından görünürdeki düşman ortadan kalkmış, Turan yolu açılmıştır. Ancak iktidarda ya liberal Özal ya da sağ merkez siyasetin öncü aktörü Demirel olmuştur. Türkeş milliyetçilerin en güçlü organizasyonu olan MHP'nin başında son dönemlerini yaşarken Nazım Hikmet'in şiirini okumuştur. 


Peki Türkeş, yıllarca sol ile kavga eden milliyetçilere ve milli sola ne mesaj vermek istemiştir?
Türkeş'e göre ülkeyi tehdit eden bölücü örgütlere karşı artık birlikte hareket etmek gerekiyordu. Bu nedenle değişen konjonktüre göre mevziler yeniden şekillendirilmeliydi. Nihayetinde Türkeş haklı çıktı. Uluslararası sistem Türkiye'ye bölücü örgütü liderini affetmesi için dayatmada bulundu. Devlet Bahçeli liderliğindeki en örgütlü milliyetçi yapının da içinde bulunduğu hükümet, bölücü örgüt liderinin idam cezasını onaylamayarak "yeni bir yol" açtı. Üstelik Devlet Bahçeli kendinden önceki hükümetlere göre en istikrarlı koalisyonu seçime sürükledi. Bu süreç AKP'nin iktidar yürüyüşünü başlatmıştır.

Bu sırada NATO perspektifi çok hızlı yol aldı. Irak'a müdahale tezkeresi meclise getirildi. Salt çoğunluk sağlanamadı ve Türkiye de Türkeş'in dediği gibi sağ sol iddiası bir kenara bırakılıp milli bir karar alınmıştı. Ancak süreç başka yere evrildi ve bu kez devreye soğuk savaşın aktörlerinin organize ettiği FETÖ yapıları girdi ordunun içindeki kadroların tasviyesi, kamuoyunun yönlendirilmesi bu süreçte milliyetçilerin karşı duruşuna rağmen yapıldı. Ancak 15 Temmuz Darbe girişimi ve sonrasında görüldü ki milliyetçilerin onaylamadığı hiçbir süreç başarılı sonuç vermez ve ülkeye maliyeti ağır olur. Nitekim meclisin bombaladığı yeni bir ABD darbe girişiminin yaşandığı süreç boşa çıkarıldı. Milliyetçi komutanların adımlarıyla Suriye'de ivedi operasyonlar yapıldı ve ordu yeniden tahkim edildi. 
Devletin dirlik kavgasında milliyetçi kadrolar yeniden inisiyatif aldı. Türkiye yeni bir perspektif belirledi. Çin ve Rusya odaklı hamleler yapıldı. Ülke ve siyasetin bağımsız politika üretme kabiliyeti milliyetçi kadroların desteği ile sağlandı. Fakat ABD'de Trump'ın yeniden başa gelmesi bu süreci etkiledi. Türkiye yeniden NATO odaklı çizgiye döndü. Kurumların kritik mevkilerine kendilerini “dünya vatandaşı” olarak tanımlayan uluslararası “sermayenin elemanları” gelmeye başladı. Bu süreçte milliyetçiler yeni arayış içine girdi. MHP'nin dışında yeni milli partiler ortaya çıktı. Fakat karar aşaması hiç bu kadar netleşmişti. 


MHP'nin iktidar ile izlediği siyasete muhalif olan milliyetçiler çok kritik bir eşiğe geldi. Ya NATO planları dahilindeki iç siyaseti domine etmeye çalışan projeye evet diyecekler. Ya da açık bir şekilde NATO ülkenin iç siyasetini belirleyemez, tam bağımsız Türkiye için çalışmaya devam ediyoruz diyecekler. Zafer, İYİ Parti gibi muhalif milliyetçi partilerin duruşunu netleştirmesi lazım. Merhum Muhsin Yazıcıoğlu'nun diline pelesenk olan "zulüm Azrail olsa da hakkı tutup hakkı söyleyeceğim" diyebilen idealist bir tavır gerekiyor. Milliyetçilerin dağları, ovaları, madenleri, ormanları ve su kaynaklarımızı yağmalayan küresel sistemin aparatlarına karşı duracak, yeni bir duruşa ihtiyacı var. 
Güzel yarınlarda buluşmak dileğiyle...

Bu yazı toplam 150 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.