Onlar kazanıyor faturayı biz ödüyoruz

Onlar kazanıyor faturayı biz ödüyoruz

Dünyanın en cazip carry trade ülkelerinden biri olmuşuz…

A+A-

Vay beeee…

Dünyanın en cazip carry trade ülkelerinden biri olmuşuz…

Savaşın başladığı şubat sonundan bu yana Türk lirası, gelişmekte olan ülkeler arasında carry trade yatırımcısına en yüksek getiriyi sağlayan ikinci para birimi olmuş.

Üstelik bu durumla utanmadan övünüyoruz…

Oysa bu tablo, Türkiye ekonomisinin nasıl bir faiz sarmalına hapsolduğunun en net göstergesi.

Çünkü carry trade demek; üretime, fabrikaya, teknolojiye ya da uzun vadeli yatırıma gelen para demek değil.

Carry trade; yüksek faizden yararlanmak için kısa vadeli gelen tefeci parası demek.

Bugün geliyor...

Yarın tek tuşla gidiyor.

Yani ülkeye fabrika kazandırmıyor...

İstihdam oluşturmuyor...

Katma değer üretmiyor.

Sadece yüksek faizden para kazanıyor, sonra da çekip gidiyor.

Peki bu paranın faizini kim ödüyor?

Elbette bu millet...

Kredi bulamayan sanayici,

Yatırım yapamayan KOBİ,

Borç yükünün altında ezilen esnaf,

Üretemediği için tarlasını boş bırakan çiftçi,

İş bulamayan genç,

Geçinemeyen emekli,

Maaşı enflasyonun altında ezilen memur ödüyor…

Çünkü yabancı yatırımcı yüksek faizini alabilsin diye içeride faizler yüksek tutuluyor.

Şirketler finansmana ulaşamıyor.

Üretim yavaşlıyor.

Siparişler azalıyor.

Ardı ardına konkordato ilan eden şirketlerin sayısı artıyor.

Bazı fabrikalar kapasite küçültüyor...

Bazıları üretimi tamamen durduruyor...

Bazıları ise çareyi yurt dışına kaçmakta buluyor.

Yüksek faiz sadece üretimi değil, bütçeyi de vuruyor.

Artan faiz giderleri nedeniyle devlet daha fazla vergi topluyor...

Yeni vergiler getiriyor...

Harçlara zam yapıyor...

Dolaylı vergileri arttırılıyor...

Vatandaşın cebinden çıkan para her geçen gün biraz daha büyüyor.

Bir tarafta maaş artışları enflasyonun gerisinde kalırken...

Diğer tarafta elektriğe, doğalgaza, akaryakıta, ulaşıma, kiraya ve temel ihtiyaçlara peş peşe zamlar yağıyor.

Hayat pahalılığı büyüyor.

Gelir dağılımı daha da bozuluyor.

İnsanlar her ay biraz daha fakirleşiyor.

Üstelik bütün bunlar enflasyonu da besliyor.

Çünkü maliyetler arttıkça fiyatlar yükseliyor...

Vergiler arttıkça fiyatlar yeniden yükseliyor...

Kamu zam yaptıkça özel sektör de peşinden geliyor.

Sonra dönüp bu enflasyonu yine faiz artırarak düşürmeye çalışıyoruz.

Yani oluşan enflasyonun önemli bir kısmı bizzat uygulanan politikaların yan etkisiyle yeniden üretiliyor.

Onlar deli gibi faiz getirisi elde ederken, kredi faizleriyle boğuşan sanayici, yatırım yapamayan KOBİ resmen batma noktasına geliyor.

Gerçek ekonomik başarı; dünyanın en yüksek faizini vermek değil...

Dünyanın en çok yatırım çeken ülkelerinden biri olmaktır.

Fabrikaların açıldığı...

Üretimin arttığı...

Teknolojinin geliştiği...

İhracatın büyüdüğü...

Gençlerin iş bulabildiği...

Çiftçinin yeniden üretebildiği...

Sermayenin kısa vadeli faize değil, uzun vadeli üretime geldiği bir ekonomi kurabilmektir.

Kısacası...

Carry trade yatırımcısının kazanması, Türkiye ekonomisinin kazandığı anlamına gelmez.

Asıl soru ise şu;

Biz yabancıya yüksek faiz kazandıran bir ülke mi olmak istiyoruz, yoksa üretimiyle, teknolojisiyle ve sanayisiyle sermaye çeken güçlü bir ekonomi mi?

Bu ülkeyi yönetenlerin kararı ortada,

Ya sizin kararınız ne?

Selçuk Geçer

Selçuk Geçer

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.