
Öztürk "Yönetemedikleri Her Alanda Aynı Yöntem Yasak, Ceza ve tehdit"
AK PARTİ'si iktidarı için çözüm üretmek uzun zamandır sorunu anlamaktan değil, vatandaşı korkutmaktan geçiyor.
Yönetemedikleri her alanda aynı yöntemi görüyoruz: Yasak, ceza ve tehdit.
Ekonomiyi düzeltemediler, borçla ve baskıyla idare ettiler, aslında bakarsanız sadece idare ettiklerini zannettiler.
Eğitimi iyileştiremediler, zaten tek bacağı aksayan sistemin sağlam olan diğer bacağını da kopardılar.
Şimdi de trafikte yaşanan yapısal sorunları çözmek yerine, ceza sopasını biraz daha büyüterek işin içinden çıkabileceklerini sanıyorlar.
Önümüzde duran bu teklif bir güvenlik metni değildir, bu teklif AK PARTİ'sinin çaresizliğinin metne dökülmüş hâlidir. Çünkü güvenliği sağlayamayan iktidarlar düzen kuramaz, ceza biriktir; sorunu önleyemeyenler, faturayı vatandaşa keser; yolu güvenli hâle getiremeyenler, direksiyon başındakini suçlu ilan eder.
Bu iktidar yıllardır vatandaşla şu dili konuşuyor:
“Yanlış yapma, bedelini ödersin." ama hiçbir zaman şunu söyleyemezler: "Özür dileriz, biz görevimizi eksik yaptık, kusur bizim." demezler.
Değerli Milletvekilleri,
Hepimiz biliyoruz ki Türkiye'deki trafik sorunu sadece sürücünün bireysel hatalarından ibaret değildir. Bu sorun; plansız kentleşmenin, yetersiz altyapının, standart dışı yol tasarımlarının, eksik eğitim politikalarının ve tutarsız denetim anlayışının sonucudur. Ama, AK PARTİ'si iktidarı bu başlıkların hiçbirine cesaret edip dokunmak istememektedir. Çünkü bu alanlarda çözüm üretmek emek ister plan ister kamu yatırımı ister sabır ister zaman ister bu millet size tam yirmi üç yıl zaman verdi, geldiğiniz nokta hâlâ aynı. Ceza yazmak ise kolaycılıktır, bir kalem oynatılır, rakam büyütülür, sorun çözülmüş gibi yapılır.
Bu düzenleme de tam olarak bunu yapmaktadır.
Trafik güvenliğini bahane ederek sürekli vatandaşın cebine göz diken, kamusal sorumluluklarını yerine getirmeyip bedelini ise sürekli vatandaşlara ödeten bir anlayışla karşı karşıyayız. Üstelik bu teklif toplumun içinde bulunduğu ağır ekonomik tabloyu tamamen yok saymaktır. Milyonlarca insanın geçim mücadelesi verirken, maaşlar erirken, borçlar büyürken, temel ihtiyaçlara bile erişim her geçen gün zorlaşırken trafik cezalarının astronomik seviyelere çıkarılması güvenlik değil, ekonomik baskıdır.
Vatandaşa "Daha dikkatli ol." demek ile "Bir hata yaparsan aylarca çalışarak ödeyeceğin bir bedel ödersin." demek aynı şey değildir. Bu anlayış adalet üretmez, öfke üretir; bu anlayış devlete olan güvenim büyütmez, devlete duyulan güveni sarsar, zedeler. Bakınız, cezaların caydırıcılığı yalnızca cezanın miktarıyla ölçülmez.
Ceza, adil uygulanırsa caydırıcıdır; denetim, tutarlıysa caydırıcıdır; kural, herkes için eşitse caydırır ama bugün trafikte vatandaşın yaşadığı duygu aynen şudur: Sebebini bile bilmeden her an ceza yiyebilirim. Bu bir güvenlik duygusu değil, bir tedirginlik hâlidir.
Devlet, vatandaşına tuzak kuran bir mekanizma gibi algılanıyorsa orada güvenlikten değil, yönetim krizinden söz edilebilir. Teklifte yer alan idari para cezaları ödenmeden ehliyetin iade edilmemesi gibi düzenlemeler ise hukuk devleti ilkesini açıkça zedelemektedir. Bu yaklaşım fiilen şunu söylemektedir: Önce öde, sonra hakkını ara. Oysa, hukuk devleti cezayı tartışılmaz bir dayatma hâline getiren değil, itiraz hakkını, masumiyet karinesini ve adil yargılanma ilkesini koruyan devlettir. Ayrıca, metin içerisinde yer alan belirsiz tanımlar ve geniş idari takdir alanları keyfiliğe açık bir zemin yaratmaktadır.
Güvenlik bahanesiyle şeffaflıktan vazgeçmek, hesap verebilirliği zayıflatmak, kamu gücünü denetimsiz hâle getirmek kabul edilemez. Peki, biz neyi savunuyoruz? Biz kuralsızlığı savunmuyoruz, biz cezaların kaldırılmasını da savunmuyoruz, biz sadece adaleti savunmaya çalışıyoruz. Gelir düzeyini gözetmeyen, herkese aynı yükü bindiren bir ceza anlayışının adalet üretmeyeceğini söylüyoruz. Eğitimle desteklenmeyen denetimin, altyapıyla güçlendirilmeyen kuralın güvenlik sağlayamayacağını söylüyoruz. Trafik güvenliği yalnızca ceza yazarak değil, doğru yol yaparak, doğru şehir planlayarak, doğru şekilde sürücüleri eğiterek, yayayı koruyarak sağlanır. Devlet vatandaşına yalnızca kural koyan değil, bu kurala uymayı mümkün kılan bir rehber olmak zorundadır.
Unutulmamalıdır ki güçlü devlet korku üreten değil, güven inşa eden devlettir. Tüm bu nedenlerle, bu anlayışla hazırlanmış bir düzenlemenin ne trafik güvenliğine ne de toplumsal barışa katkı sunması mümkün değildir. Meclisin görevi vatandaşı cezayla terbiye etmek değil, haklarını koruyan, hayatını kolaylaştıran adil düzenlemeler yapmaktır.
Bu gerekçelerle teklife itiraz ediyor, daha adil, daha güvenli, daha eğitime dayalı ve daha insani bir trafik politikası için sorumluluk almaya hazır olduğumuzu bir kez daha ifade ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Yasin Öztürk / İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı

HABERE YORUM KAT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.