
Türk’ün Öz Kaynağı: Gök Tanrı İnanışı
Türk budununun tininde saklı olan ulu cevher, yabancı ellerin dokunuşuyla kararmış; özden uzaklaşan her adım, bizi benliğimizden koparmıştır.
Kendi köklerimize dönmek, yalnızca bir eskiye gidiş değil, varlığımızı yeniden anlamlandırma çabasıdır. Bu kutlu yolda, Türk’ün tinine en uygun, onun doğasıyla bütünleşmiş tek inanç sistemi, atalarımızdan kalan miras olan Tengriciliktir.
Tengricilik, başka budunların kurguladığı, Arap çöllerinden ya da uzak diyarlardan gelen bir öğreti değildir. O, doğrudan Türk bozkırının bağrından, uçsuz buçaksız gökyüzünün altındaki sonsuzluktan doğmuştur. Kendi dilimizde dua etmek, kendi töremizle yaşamak varken; anlamını bilmediğimiz sözcüklerle ulu tinden medet ummak, Türk’ün özgür tinine vurulmuş bir zincirdir.
Doğayla barışık olmak, dağda, taşta, suda ve yelde bir kut aramak, Türk’ün evreni algılayış biçimidir. Tengricilik bize doğanın bir parçası olduğumuzu, ona hükmetmek yerine onunla dengede kalmamız gerektiğini öğretir. Bu inançta doğayı katletmek değil, onu korumak ulu bir görevdir; çünkü her ağaçta bir tin, her akarsuda bir yaşam soluğu gizlidir.
Özümüze dönmek, kamlarımızın davul sesini yeniden yüreğimizde duymaktır. Tengricilik, insanla Tanrı arasına hiçbir aracı koymaz. Türk kişisi, ulu Tengri’nin önünde yalın ve dik durur; kölelik değil, erlik ister. Bu inançta korku değil, sevgi ve saygı esastır. Boyun eğmek yerine, kutlu bir yaşam sürmek ve ardında iyi bir ad bırakmak asıl olandır.
Türk kadınının yeri, Tengricilikte erkeğin tam yanıdır. Başka inançların kadını ikincilleştiren, onu eve hapseden anlayışı, Türk’ün öz töresine aykırıdır. Umay Ana’nın bereketiyle yoğrulan bu inançta, hatun kişi devlet yönetiminde de toyda da söz sahibidir. Cinsiyet ayrımı gütmeyen bu ulu bakış, Türk toplumunun sarsılmaz temelidir.
Tengricilik, akıl ve bilgelikle harmanlanmış bir yoldur. Dogmaların kör karanlığı yerine, yaşamın gerçeğini ve evrenin yasalarını esas alır. Bilge Kağan’ın öğütlerinden, Tonyukuk’un zekasına kadar her iz, Türk’ün akılcı yanını vurgular. Kendi öz inancına dönen bir Türk, hurafelerle değil, bilginin ışığıyla aydınlanır.
Özgürlük, Türk’ün en büyük tutkusudur. Tengricilik, kişiyi kalıplara sokmaz, onu vicdanıyla baş başa bırakır. "İyi ol, dürüst yaşa, töreye uy" ilkesi, bir Türk için yeterli olan en ulu yasadır. Yabancı dinlerin getirdiği karmaşık kurallar ve cezalandırma korkusu yerine, Tengricilikte "iyilik" kendiliğinden doğan bir erdemdir.
Atalar tinine duyulan saygı, bizi binlerce yıllık tarihimize bağlar. Bizden önce uçmağa varanların anısını yaşatmak, onların bıraktığı sancağı daha ileriye taşımak bir borçtur. Tengricilikte ölüm bir son değil, bir değişimdir; tinin göğe yükselerek ulu birliğe katılmasıdır. Bu anlayış, Türk’e ölüm karşısında sarsılmaz bir direnç ve güç verir.
Türk budunu için kurtuluş ve diriliş, ancak kendi köklerine sarılmasıyla mümkündür. Yabancılaşmanın getirdiği yozlaşmadan kurtulmanın tek yolu, Gök Tanrı’nın gölgesinde, öz Türkçe ile yankılanan bir tinle yaşamaktır. Türk’ün dini, Türk’ün özünde saklıdır; o öz ise Tengricilik ile yeniden canlanmayı bekleyen ulu bir çınardır. Alıntıdır.

HABERE YORUM KAT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.