Ercan ÖZTÜRK

Ercan ÖZTÜRK

Köşe yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

CIR CIRIN SON ŞARKISI

A+A-

 

Çam ağaçlarının gölgesinde uzanan o vadide yaz geceleri hiç sessiz olmazdı. Gecenin karanlığı çöktüğünde önce bir uğultu başlardı, sonra birer birer sesler yükselirdi: “cır… cır…cır…”

   Binlerce minik keman aynı anda çalardı sanki. Çocukken dedem, “Bunlar cır cır böceklerinin aşk şarkılarıdır,” derdi.

   “Onlar şarkı mı söylüyor?” diye sorardım merakla.

   “Elbette,” derdi gülerek. “Kimi sevdiğini anlatıyor, kimi yalnızlığını.”

   O vakitler çocuk aklımla düşünemezdim, bir böceğinde yalnız olabileceğini. Ama o seslerde bir şey vardı. Kalbin tam ortasına dokunan, insanı nedensizce hüzünlendiren bir şey. Belki de o yüzden her gece kulağımı pencereye yaslar, cır cırların şarkısıyla uykuya dalardım.

   Yıllar geçti. Şehir büyüdü, yollar genişledi, insanlar çoğaldı. Beton yavaşça ormana yaklaştı, ama o vadideki cır cır böceklerinin sesi hep aynı kaldı. Hep aynı içtenlikle çaldılar kemanlarını. Ta ki o yaz sabahına kadar…

   Hava kuruydu, gökyüzü suskundu. Rüzgâr öfkeliydi. Bir kıvılcım, belki bir sigara izmariti, belki bilerek bırakılmış bir cam parçası… Belki de daha kötüsü: kasten, planlanarak çıkarılmış bir yangın. O gün orman bunu anlayacak zaman bile bulamadan alevlere boğuldu.

   Duman önce gökyüzünü örttü. Sonra çığlıklar başladı. Kuşlar, acı ve panik dolu çığlıklarla yuvalarından fırladı. Ardından sincaplar, tavşanlar, kirpiler… Hepsi can havliyle koştu, tırmandı, zıpladı. Dağ keçileri bile çaresizdi. Tilkiler dumanın içinde gözden kayboldu. Yaban domuzlarının yavruları annelerine yetişemedi. Yılanlar sıcaktan büküldü.

   Ama en çok, en sessiz can vereni kaplumbağalardı. Ağır adımlarıyla kaçamadılar. Kabukları çatladı önce. Sonra bedenleri sessizce kavruldu.

   Ve cır cır böcekleri… Onlar kanat çırpmadı. Kaçmadı. Şarkılarını da yarıda kesmediler. Belki de fark etmediler bile yaklaşan sıcaklığı. Belki de şarkıları bir çığlıktı. Belki bir veda. Belki de hiç bitmeyecek bir yas. Kim bilir…

   Köy halkı ormanın ucunda toplandı. Ellerinde kazmalar, kürekler, teneke kovalar… Ama ateş çoktan vahşileşmişti. Göz gözü görmüyordu. Dumandan gökyüzü görünmüyordu ama ormanda yaşayan canlıların her birinin farklı olan haykırışı, çığlıkları çok net duyuluyordu. Hepsi bir ağıt söylüyordu; dilsiz, kelimesiz ama iç acıtan bir ağıt.

   Alevler büyüdükçe umut küçüldü. Toprağın altına gömülen karıncalar bile çıkacak delik bulamadı. Böcekler kanatları kavrulmadan birkaç metre uçabildi. Gözleri yanmış, derileri kavrulmuş bir tilki yavrusu kucağıma düştü. Nefes alıyordu. Göz göze geldik. İçimde bir şey koptu. Sonra başını sessizce yere bıraktı. O bakış, hâlâ içimde.

   Sabah olduğunda orman yoktu. Ne çam kokusu kaldı, ne cır cır böceklerinin sesi. Ne bir kuş kanadı, ne bir ayı izi. Sadece kararmış ağaç iskeletleri ve yanmış canlıların küllerinden oluşan büyük bir mezarlık. O gün orman öldü. Kuşlar, böcekler, sürüngenler, memeliler… Hepsi öldü. Ben de oradaydım. Ellerim isle kaplıydı, gözlerim yaşla. Kulak kesildim. Belki bir tanesi hayattadır diye. Bir ses… bir cır cır… ama yok. O vadi susmuştu.

   Dedem de oradaydı. Gözyaşını saklama gereği bile duymadan bana döndü:

   “İnsanoğlu kadar acımasız başka hiçbir canlı yok, biliyor musun?” dedi.

   Sesi titriyordu.

   “Yeni binalar yapabilmek için kendilerine yer açıyorlar. Onlar yok eder, sonra utanmadan üstüne beton döker. Doymaz bunlar… Doymaz…”

   Bizler şehirde caddelerde yürürken, orada her santim toprakta bir can yandı. Ama bu yangının küllerinden yükselen tek kayıp, böceklerin, kuşların, ağaçların ölümü değildi.

   Toprağın canı yandı o gün. Yağmurların tutunduğu kökler yok oldu, rüzgâr yönünü şaşırdı. Gölgesiyle serinlik veren çamlar artık yoktu; yerlerine kuraklık, yerlerine susuzluk geldi. Sonbaharda gelen yağmurlar sele döndü, çünkü artık toprağın onu tutacak eli kalmamıştı. Kış daha kısa sürdü, yaz daha yakıcı oldu. Geceleri serinleten o rüzgâr, şimdi kızgın bir fırın gibi dolaşıyor vadinin üstünde.

   Eskiden sabah çiğine basarak yürüdüğümüz toprakta şimdi çatlaklar var. Her yıl daha az yağmur yağıyor, dereler daha erken kuruyor. Kışlar kar bile göstermeden geçiyor. Ormanla birlikte iklim de yandı, dengesi bozuldu. Cır cır böceklerinin suskunluğu artık sadece kulaklarda değil; havada, suda, toprağın kalbinde hissediliyor.

   Ve bu sessizlik… sadece doğanın değil, bizim de geleceğimizin sustuğunun işareti. Çünkü biz o ormanı sadece seyretmiyorduk; nefes alıyorduk ondan, serinliyorduk, umut buluyorduk. Şimdi ise her nefesimiz biraz daha ağır, her yaz biraz daha susuz, her gölge biraz daha az.

   İnsan, doğayı susturdukça kendini sağırlaştırıyor.  Ve sonra sanki hiçbir şey olmamış gibi binalar dikiyoruz üstüne. Ama o toprak, bir daha asla aynı olmuyor. Biz, o gece yanan ormanla birlikte sadece bir vadiyi değil, geleceğimizi de yitirdik.CIR CIRIN SON ŞARKISI

Bu yazı toplam 1967 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.