Dr.Yasin ERCİLSİN

Dr.Yasin ERCİLSİN

Dr.Yasin ERCİLSİN
Yazarın Tüm Yazıları >

Suriye’deki Savaşı Kim Kazanacak? 

A+A-

 

Esad’ın devrilmesi ile son bir yıldır Suriye iç savaşı yeni bir boyuta evrildi. Ahmet Şara’nın liderliğindeki grup Şam’a kadar ilerlerken, Suriye Demokratik Güçleri olarak yeniden biçimlendirilen YPG ile neredeyse hiç çatışmadı. Ancak SDG/YPG Suriye’nin kuzeyinde ve kuzey doğusunda önemli bir etki alanına sahipti ve Suriye’nin yer altı kaynaklarını büyük oranda kontrol etmekteydi. Özellikle petrol sahaları Suriye’nin geleceğini kontrol edecek güçler açısından oldukça önemliydi. Bu nedenle Şara’nın öncülüğündeki Suriye merkezi hükümetinin “devlet” vasfı elde edebilmesinin yolu maddi gelir sağlayacak sahaları da kontrol etmekten geçiyordu. SDG/YPG ile Şara hükümetinin eninde sonunda çatışacağı mesele gücün devamını sağlayacak ekonomik gelir kaynaklarıydı. 

Esad’ın devrilmesinden sonra ortaya çıkan güç boşluğu sadece örgütlerin veyahut milis grupların inisiyatifinde değildi. Küresel ve bölgesel güçlerin de buradaki fonksiyonu Suriye’nin geleceği açısından oldukça belirleyici olacaktı. Nitekim ABD Başkanlığı’na yeniden seçilen Trump, kendinden önceki Başkan Biden’ın izlediği stratejiyi terk etti. ABD ekonomisine zarar veren ittifaklardan kurtulacağını ilan etti. Bu karar bütün dünyada etkisini oldukça güçlü bir şekilde hissettirdi ve hissettirmeye de devam ediyor. Dolayısıyla ABD’nin bu yeni stratejisi Suriye ve Ortadoğu’da da kendisini gösterdi. 

Diğer küresel güçlerden biri olan Rusya da Esad idaresini yıllardır ayakta tutmanın bedelini fazlasıyla ödediği gibi Ukrayna’da giriştiği işgal sürecinde de oldukça yıprandı ve yıpranmaya da devam ediyor. Rusya da bölgedeki ağırlıklarını Avrupa’ya çekmeye başladı ve Esad’ın düşüşüne mâni olmayarak Suriye iç savaşının maliyetinden kurtulmuş oldu. ABD ve Rusya’nın ardından bir başka uluslararası aktör olan Çin ise Suriye iç savaşında ticaretin ağır bastığı ülkeleri yahut aktörleri tercih etti. Geçtiğimiz aylarda ABD’nin yerine Suriye’de Çin ile ittifak kurmak isteyen SDG/YPG’nin basına yansıyan açıklamaları da sonuç vermedi. Nihayetinde bölgesel güçlerden İran’ın Suriye’deki Şii perspektifi İsrail’in bölgede doğrudan İran’ı hedef alması ile kırıldı ve İran kendi kara sahasını tahkim etmek adına Suriye’de pasif konuma geçti. 

Neticede Suriye’de iki bölgesel aktör baş başa kaldı. Biri Suriye savaşının ağır yükünü fazlası ile çeken Türkiye, diğeri ise yıllardır Esad’ın gidişine hazırlık yapan İsrail’di. Golan Tepeleri Ortadoğu’nun en zengin su kaynaklarına sahip bölgesiydi ve İsrail bölgeyi ilhak etti. Ardından Dürzileri kullanarak Şam’a kadar uzanan güvenlik hattı kurdu. Böylece İsrail büyük oranda Suriye’de istediğini almış oldu. Ancak İsrail’in daha fazla güçlenmesi Türkiye’yi rahatsız etti. Türkiye ile İsrail arasında savaş çanları çalarken Trump devreye girdi. İsrail ve Türkiye’nin çatışmasına sebep olacak pürüzleri ortadan kaldırdı veya sürece yaydı. Zira SDG/YPG’yi Türkiye aleyhine kullanmak isteyen İsrail’e garantiler vererek sessizleştirdi. 

Peki Türkiye, Suriye’de ve Ortadoğu’da ABD’yi ikna etmek için hangi adımları attı? 

Trump’ın ABD’nin başına geçmesinin ardından, önceki ABD Başkanı Biden döneminde gerilen iki ülke ilişkileri yerini daha iyimser bir sürece bıraktı. Uzun bir aradan sonra Başkan Erdoğan ABD başkanı nezdinde kabul edildi. Türkiye büyük ticari ve askeri anlaşma teklifleri ile eski ABD Başkanı Biden dönemindeki gerilen ilişkileri yumuşatacak adımlar attı. Suriye’de ve bölgede Türkiye’nin isteklerine karşılık ABD’yi ikna edecek şartların oluşturulması gerekiyordu. Bunun için Türkiye ekonomik, siyasi, askeri ve stratejik gücünü sahaya ve masaya yansıttı. Başkan Erdoğan daha önceden tanıdığı ve uluslararası ilişkilerdeki ince çizgiler yerine daha realist ve sınır tanımaz Trump’a karşı büyük ölçekli ortaklıklar önerdi. 

Türkiye’nin ABD’den LNG alımı, Doğu Akdeniz’de kontrollü yaklaşımı, Kafkasya’da Trump Koridoruna onay vermesi, Suriye’de Türk istihbaratının koruduğu Şara’yı İsrail ve ABD ile sorun çıkarmayacak pozisyonda tutması oldukça ciddi hamlelerdi. Türkiye bu adımlar ile yetinmedi ayrıca kendini Rusya’ya karşı Avrupa ve ABD’nin vazgeçilmez stratejik ortağı olarak kabul ettirdi. Türkiye, Çin ile işletilmesi planlanan nadir toprak elementlerinin ABD ile beraber işletilmesinin yolunu açtı. Rusya ortaklığı ile inşa edilen Akkuyu Nükleer Santraline karşılık ABD ile yapılan nükleer iş birliği anlaşması gibi birçok devasa yatırım Trump’un Suriye’de Türkiye’nin isteklerini onaylaması için güçlü bir zemin hazırladı. Ayrıca “Terörsüz Türkiye Projesi” ile İmralı üzerinden SDG ve PKK’yı kontrol edebilecek şartlar oluşturuldu. Neticede Türkiye, ABD’nin kuzey Suriye’den çekilmesi ve SDG/YPG ile Şara idaresinin baş başa bırakılmasının bütün koşullarını hazırladı. Bu sürecin ardından sahadaki operasyonlar ivme kazandı. Mutabakata yanaşmayan SDG/YPG acı gerçekler ile yüzleşti. 

SDG/YPG’nin algı ve propagandası sadece bir hafta içinde tuzla buz oldu. Zira hem Türkiye’deki birtakım gruplar hem de Mazlum Abdi yüz bin kişilik bir gücün varlığından bahsetmekteydi. Üstelik kimi kerli ferli aydın yahut analizciler de bu propagandaya alet olarak bu yalanı sürdürdüler. Oysaki Şara’ya bağlı hükümet güçleri kısa sürede SDG/YPG’yi kuzey Suriye’ye doğru süpürdü. SDG’nin bünyesindeki Arap aşiretleri saf değiştirdi, zira silah ve kan dışında ellerinde bir şey kalmamıştı. Örneğin Ayn-el Arap olarak bilinen SDG/YPG’nin “Kobani” olarak isimlendirdiği bölgede sadece bir ekmek fırınının olması, alt yapı ve içme suyunun yetersiz olmasının suçlusu kim? Bütün halkı kalkan olarak kullanan on dört yıldır elinde tuttuğu alanda hiçbir düzenleme yapamayan örgütçü zihniyet yapısı değil mi? 

Bu olaylar göstermiş oluyor ki bölgede Türkiyesiz yeni bir sınır çizilemez. Bir zamanlar memur maaşlarını Türkiye’den aldığı hibeler ile ödeyebilen Barzani aşireti ve kuzey Suriye’deki diğer silahlı yapıların Türkiye’nin aleyhinde bulunarak elde edebilecekleri bir gelecek yok.

Güzel yarınlarda buluşmak dileğiyle…

Bu yazı toplam 289 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.